“Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda, bana, bunu da yaptınız.”
Günlük’ü okurken, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’dan sonra yayınlanan diğer eserleri hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olabilirsiniz. Eserde, bir yazarın metni oluşturmadan önce ne çeşit tahlillerde bulunduğunun ve bu çevrede yüzleştiği kişisel ve ruhsal durumların apaçık anlatıldığına inanıyorum. Aynı zamanda Günlük’ün, “yazmak” eylemine yabancı olan kimselere, bunun ne denli sancılı bir uğraş olduğunu kanıtlar nitelikte olduğunu düşünüyorum.
Tabii yalnızca edebiyat değildir Atay’ın meselesi. Kitabın içinde 1970’ler Türkiye’si için öyle saptamalar vardır ki; şahsi fikrim, birazdan okuyacaklarınızın aradan geçen kırk küsür seneye rağmen, memleket adına hala geçerliliğini koruduğu yönündedir.
“Bir trajedinin içinde olduğumuzun farkında bile değiliz. Çok güzel yaşayıp gittiğimizi sanıyoruz. İktidardaki adamlar da, bu sanıyı bütün millet adına dile getiriyorlar. Birkaç aydın dışında bunu anlayan yok gibi. O aydınlar da, sosyal bir takım sözler ediyorlar. Psikolojik yönü boşlukta kalıyor bu meselenin. İnsanlarımız, bu kötü yaşantıyı dile getirmenin, ‘muhalefet yapmak’ olduğunu sanıyorlar. Yapanlar bile, ‘muhalefet yaptıklarını’ sanıyor bir bakıma. Aslında bir yanlış anlama olduğu halde, anlaşıp gidiyorlar. Bir ‘mış gibi yapmak’ tutturmuşlar; arabalar yürüyor ya, ekmek yapılıyor ya, iyi kötü suyumuz geliyor ya… Mesele yok.”
Çoğunlukla düzensiz aralıklarla, yaklaşık yedi sene sürüyor Oğuz Atay’ın “Günlük” serüveni. Metnin girişinde de bahsettiğim üzere, yazarın bir başınalığından sebeplenerek başlayanGünlük, sağlık sorunlarının getirdiği bireysel problemler üzerinden kendi sonunu hazırlıyor.
Oğuz Atay, 1977’nin 3 Ekim’inde, Londra’da -tedavi sebebiyle burada bulunuyordu- günlüğüne son notunu düşerken, yakında İstanbul’a döneceğinden bahseder. Hastalığının ne kadar ciddi olduğunun farkındadır ama umutludur da bir yandan. Aşağıdaki sözlerle, “Henüz erken!” diye bağırır ölüme, sessizce…
“Düşüncem geç gelişti, biraz geç başladım; biraz da erken bırakmak durumunda kalıyorum. Geleceğini kaybetmek, yaşanan zamanı da boşlaştırıyor. Ne yapalım, henüz biraz da ayakta durma gücüm var; deneyelim, sonuç almaya çalışalım.”
Sahiden de erkendi.Oğuz Atay’dan elli sene sonra, onunla aynı yolları yürüyorum her gün ve tanışmak onuruna erişemediğim bir kahramanı özlüyorum, bıkmadan… Günlük’ü bir vasiyetmişcesine sahiplenirken, bir gün herkesin O’nu anlayacağını umuyorum.
Kerem Görkem | Peyniraltı Edebiyatı, 8. Sayı
*Tutunamayanlar romanının kahramanı Selim Işık















