Orhan Miroğlu: Ordu Türkler’in De Kürtler’in De Ordusu
AK Parti’den Mardin milletvekili adayı olan Orhan Miroğlu çoğumuzun yakından tanıdığı bir isim
Türkiye
- 18-04-2015 10:38
AK Parti’den Mardin milletvekili adayı olan Orhan Miroğlu çoğumuzun yakından tanıdığı bir isim. Kürt hareketinin partilerinde siyaset yaptı, pek çok kitap yazdı, neredeyse tüm hayatını barışa adadı. 20 yılı geçen bir zaman diliminde siyasi yasaklı oldu. Diyarbakır Cezaevi zulmünü yaşadı. Şimdi, Yeni Türkiye’yi kurmak için AK Parti’de olduğunu dile getiren Kürt siyasetçi, “köşesine çekilip roman yazmak yerine sistemle hesaplaşmayı seçtiğini” söylüyor. Bir gençlik enerjisi ve dinamizmiyle hareket eden Miroğlu, çözüm süreci, barış ve güneydoğunun sorunları kadar, Karadeniz’e, fındık üreticilerinin sorunlarına da eğileceğini aktarıyor.
Siyaset yasağı 2015’in ocak ayında biten Miroğlu, Diriliş Postası Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Emine Dolmacı’ya Ankara’da önemli açıklamalarda bulundu. “Hem çözüm süreciyle, hem de Karadenizli’nin fındık sorunuyla ilgileneceğim” diyen Miroğlu’nun Diriliş Postası’nda yayınlanan röportajından satırbaşları şöyle:
Siyasete ilk olarak nerede ve nasıl başladınız?
70’li yıllarda liseyi yeni bitirmiş bir şeyleri ispat etmenin peşinde olan bir gençtim. Kürtler var, dilleri, tarihleri var, bunlar inkâr edilmemelidir diyordum. Kemal Burkay ve arkadaşları Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi adıyla bir parti kurdu. Ben o grubun bir mensubuydum. Sonra çok sürmedi, 12 Eylül geldi. O siyasi hikâye kopuş yaşadı. 88’e kadar Diyarbakır Cezaevi yılları. Daha sonra tahliye olduğumda 10 yıl siyaset yasağım sürdü. Siyaset yasağı bitince HADEP ile siyasete başladım yeniden. HADEP ve DTP’de genel başkan yardımcılığı yaptım. DTP davasından yine ceza aldım. Bu 5 yıllık siyaset yasağı da 2015’in ocak ayında bitti. Hayatımın 22-23 yılı siyasi yasaklarla geçti.
HERKESİN ONURUNUN KIRILDIĞI BİR ÜLKEDEYİZ
Gençlik yıllarında sosyalisttiniz, sonra da Kürt siyasi hareketinde bulundunuz. Ardından Mersin’den bağımsız aday oldunuz. Neden AK Parti’de karar kıldınız?
Çünkü zamanın ruhu benim gibi insanların AK Parti’de olmasını gerekli kılıyor. Seçim beyannamesi hayatım boyunca savunduğum fikirlerden müteşekkil bir beyannamedir. En önemli şey insan onurunun korunmasıyla başlamış olmasıdır. Aslında bizim gibi insanların verdiği mücadele insan onurunu koruma mücadelesidir. İnsan onuru Dersim’de kırıldı, şeyh Said’de kırıldı, Menemen’de kırıldı, İstiklal Mahkemeleri’nde darağaçlarında kırıldı, insan onuru 30 yıl süren çatışma yıllarında kırıldı. Herkesin onurunun bir biçimde kırıldığı bir ülkedeyiz biz. 200 yıl batılılaşma mücadelesi vereceğim diye batının çok kolay yönettiği bir ülkede insan onuruna tekrar dönüş yapmak, bu vatanın tarihi mirasına dönüş yapmak çok önemli. Eğer 90’lı yıllarda AK Parti gibi bir parti olsaydı Kürt siyaseti ne olurdu? Kürt siyaseti diye bir şey olmazdı. Biz, bu partinin bugün burada savunduğu ilkeleri savunan bir parti olsaydı orada olurduk.
LEYLA ZANA NEREDE, NURAY MERT NEREDE?
Hükümet üyeleri, ‘Kürtler çözümü AK Parti’nin getireceğine inanıyor’ diyor. Gerçekten öyle mi?
Kürtler inanıyor. Kürtlerin siyasi aktörleri de inanıyor. Bu süreç nasıl başladı hatırlayalım. Leyla Zana bu işi Erdoğan çözer, AK Parti çözer demişti ve çok da hücuma uğramıştı. O hücumu yapanlar, Kürt siyasetinde herhangi bir damarı, hafızası, geçmişi olmayan insanlardı. Sen kendi zemininden uzaklaşıyorsun diye yazılar yazdılar. Leyla Zana şimdi kendi zemininde Ağrı’da partisinin milletvekili ama bu eleştiriyi yapan isimlerden Nuray Mert, Leyla Zana’yı çıkaran paradigmanın, Kemalizm’in savunulduğu bir gazetede köşe yazmaya başladı.
Bu süreç defalarca kesintiye uğradı, bu defa başarıya ulaşabilecek mi sizce?
Çözüm sürecinin başarısızlığı diye bir şey sözkonusu olamaz. Yarın bir şiddet konsepti ile de karşı karşıya kalabilir Türkiye ama bu çözüm sürecini yolundan döndüremez. Çünkü çözüm süreci artık ne AK Parti’nin ne de HDP’nin tekelinde, inisiyatifinde... Onların kararlarına ve siyasi iradelerine bağlı değil. Bu süreç artık halka malolmuş bir süreçtir. Kimse başa dönülmesini ne Kürt halkına ne de Türk halkına anlatabilir. Dönme şansı yok. Ama bu şansı zorlama çabası olmaz mı? Bu çabalar da halk nezdinde kamuoyu vicdanında her zaman mahkûm edilir. 6-7 Ekim mahkum edildi, yapanlar savunamadılar. Çözüm süreci bu yeni yasama döneminde mutlaka başarıya ulaşacak.
ORDU TÜRKLERİN DE, KÜRTLERİN DE ORDUSU
Başarıya ulaşması için kim ne yapmalı? Yani örgütün kongreyi toplayıp silahları bıraktık demesi yeter mi?
Hayır her şey çözülmez. Muazzam bir çalışma dönemi başlar. Yani bu travmaların ortaya çıkardığı psikoloji ile uğraşmak, normalleştirmek. Bölgeye çok ciddi ekonomik projeler yapılmalı. Bugün İstanbul AK Parti’nin projeleri sözkonusu olduğunda merkeze oturmuş durumda. Antep’ten başlayarak aynı muameleyi doğu ve güneydoğuya da yapmak lazım. Çok büyük, başımızı döndürecek, hayalimizi zorlayacak projelere ihtiyacımız var. Bu görev sadece doğu Güneydoğulu milletvekillerinin değil. Ordulu, Bursalı, Trabzonlu milletvekillerinin de görevi. “AK Parti’deki vekillerin bir kısmı bu meseleye bakar, bir kısmı da Karadeniz’de fındık problemlerine bakar...” böyle bir şey yok. Fındık problemleri benim de sorunum olacak. Diyarbakır’dan Erbil’e kadar hızlı tren yolu da, Trabzonlu, Ordulu milletvekillerinin sorumluluğu olacak.
PKK SİLAH BIRAKMADA SAMİMİ DEĞİL
PKK silah bırakmada bu defa samimi mi, gerekli adımı atacak mı?
Silah bırakma konusunda samimi olduğunu söyleyeceğimiz hiçbir veri sunmuyor bize. En son Cemil Bayık, ‘Artık devletle savaşmak istemiyoruz’ dedi. Devletle savaşmak istenmiyorsanız yapacağınız şey, Abdullah Öcalan’ın çağrısına uyup silahsızlanma kongresini toplamak ve geri çekilmektir. Ağrı’daki hadisede gördük. Dağdaki insanlar bir çatışma içerisinde değiller ama artık o insanların varlığı demokratik bir seçime yansıyabiliyor. Medyamızın bir kısmı da Türk Ordusu’nun orada ne işi var diyor, aklımızla alay ediyor. Bu ordu hepimizin ordusu, Türklerin de Kürtler’in de Ermeniler’in de ordusu. Peki bu silahlı güç kimin nesi, o neyi ifade ediyor? Bu silahlı varlığın artık ülke topraklarını terketmesi lazım. Ama Sayın Cumhurbaşkanı’nın da ifade ettiği gibi, ‘Siz geri çekilmez ve silahları bırakmazsanız bile çözüm sürecini devam ettireceğiz.’
EDEBİYAT YERİNE SİYASETİ TERCİH ETTİM
Hükümet bu aşamada neler yapmalı, mesela bir tarih açıklaması gerekiyor mu?
Bu uzun yıllara tekabül edecek bir mesele aslında. Ama uzun yıllar derken IRA sürecinde olduğu gibi burada silahlı bir gücün varlığını 7-8 yıl daha korumasından bahsetmiyorum. Seçim beyannamesi bu meselede de Türkiye’nin bu noktada durduğu yeri gösteriyor. Yeni bir anayasa, eşitlik prensibi ve insan onurunun korunması. Kimse kendini için özel olarak bu konseptin dışında bir şey talep edemez. Çünkü, insanlık onuru, eşitlik ve bu iki konunun belirlediği bütün her şey hepimizi kapsıyor.
Bu defa barış sağlanırsa, Türkiye nasıl bir sıçrama yapar?
Şimdi Suriye’ye bakalım, 50-100 yıl diyorum ben normalleşme için. Irak da aynı şekilde. İran’ın ne olacağı belli değil. Ama Türkiye’ye baktığımızda küresel ekonomi ile entegrasyon yaşayan bir ülke ve bir barış adası gibi duruyor bütün bu çatışmalı bölge içerisinde. Türkiye’nin de temel problemi hala bu ülkenin dağlarında şiddete meyleden grupların olması. Bunun bittiği bir noktada hepimiz uçarız. Moral değerlerimiz bakımından uçarız, ekonomik imkânlarımız bakımından uçarız ve refahın toplumsal eşitlik temelinde her vatandaşa eşit oranda dağılmasının sağlanacağı yeni bir başlangıca geliriz. Savaş harcamalarımızı yeniden gözden geçirip sağlığa ve milli eğitime daha fazla bütçe ayıran bir Türkiye oluruz.
Ömrünü Kürt sorunun çözümüne adamış, siyaset yapmış, onlarca kitap yazmış biri olarak barışı görebileceğimizi düşünüyor musunuz, ümitli misiniz?
İnanmasam bu yaşta bu enerjimi başka alanlarda harcardım. Köşeme çekilip romanlarla, edebiyatla uğraşabilirdim. Siyaseti tercih etmemin en önemli nedeni kendimle hesaplaşma, bu sistemle hesaplaşmadır. 20 yıldır siyasi yasaklı yaşayan, bu devletin yanlış sistemi nedeniyle çok sorun yaşamış bir insanın büyük bir heyecanla siyasete dönmesinin bir tek izahı var, Yeni Türkiye’ye inanmak, barışa ve demokrasiye inanmak.
“NUNCA MAS” KONSEPTİ
Çözüm süreci kadar yeni Anayasa da hükümetin gündeminde. 7 Haziran sonrası hangi yöntemle nasıl bir anayasa yapılmalı?
Açıklanan deklarasyon onu çok açık bir şekilde ifade etti. Yeni anayasa tarihdaşlığı öngörüyor. Sayın Davutoğlu da son grup toplantısında açıklamıştı: “Dedem Korkut’un torunları, Mehmet Akif’in torunları ve Ahmed-i Hani’nin torunları olarak Yeni Türkiye’yi ve yeni bir milleti oluşturuyoruz.” Budur işte. Beyannamede, etnisiteyi ve bir etnisitenin hükümranlığını çağrıştıran tek bir kelime yok. Yeni anayasa da hepimizi bu ülkenin hakiki gerçek ve tartışılmaz yurttaşları kılacak bir anayasa olacak.
Diyarbakır Cezaevi’ni artık unutabildiniz mi, yaralar iyileşti mi? Ya da Musa Anter’le birlikte uğradığınız silahlı saldırının izleri zihninizden silindi mi?
Geçen paralel yapıdan yargılanan bir polis memuru 92’de Diyarbakır’da görev yaptığını söylüyordu. Vurulduğumuz sokağa geldiğinde Musa Anter’in öldüğünü benim de can çekiştiğimi görmüş. Kurtarmak isterken yanında görev yapan memur, ‘Bırak ölsün. En iyi Kürt ölü Kürt’tür’ demiş. Şimdi ‘En iyi Kürt ölü Kürt’ gibi görülenler, bu ülkenin diğer halkları gibi makbul insanları haline geldiler. Ama bu meseleleri tabi ki çok konuşacağız. Şiirini romanını yazacağız, sinemasını yapacağız. Bu bitmiş bir sayfa değil. Arjantinlilerin ‘Nunca mas-Bir daha asla’ diye bir konseptleri var. Bir daha olmaması için sanat ve edebiyat faaliyetleri çok önemli. Kültür Bakanlığı’nın bütçesi ile GAP’a ayrılan bütçe aynı amaca hizmet eder.
ENGELLİ BABASIYIM, ÖNCELİĞİM ENGELLİLER OLACAK
“Ben bir engelli babasıyım. Önceliklerimden biri bu olacak. Mardin bir barış şehri. Midyat’ta sokağa çıktığımızda Süryanice, Kürtçe, Türkçe ve Arapça konuşurduk. Bu çoğulculuğu dünyaya hatırlatacak, BM’nin dikkatini çekecek ve Mardin’in tıpkı Kudüs, Venedik gibi uluslararası kent mirası statüsü kazanmasını sağlayacak projeler düşünüyorum. Kobani’den başlayarak Halep’e kadar uzanan bir güzergahta insani yardım örgütlemeyi, Erbil’le Ankara’nın kurduğu stratejik ilişkilere, iki halkın birbirini tanımasını sağlayarak katkıda bulunmayı planlıyorum.”
ERZURUMLU SARRAFYANLARI YAZIYORUM
“Sırada 1915’in yıldönümü nedeniyle bir kitap var. Erzurumlu Sarrafyanlar. Bu insanlar Erzurum’da yaşayan çok güçlü çok saygın bir aileydi. 1915’ten sonra tabi ki o felaketten onlar da nasibini aldılar. İçlerinden Urfa’ya yerleşenler, Kürtlerle, Araplarla evlilik yapanlar oldu. Onların torunlarıyla birlikte hazırladığımız bir kitap olacak. Bir de Diyarbakır Cezaevi’ni biz içerdeyken o dışarda yaşamış bir askerin hatıralarını anlatacak bir kitap var. Eşzamanlı bir tarihi aynı dönemde yaşamışız. Onunla yaptığımız sohbetlerden oluşacak.”