Sürü
Osmanlılar Kahire’de, Şam’da, Trablusgarp’ta, Cezayir’de, Saraybosna’da, Üsküp’te imar destanları yazarken, Anadolu büyük ölçüde Selçuklu mirasıyla idare ediyordu
Türkiye
- 31-07-2015 12:05
Osmanlılar Kahire’de, Şam’da, Trablusgarp’ta, Cezayir’de, Saraybosna’da, Üsküp’te imar destanları yazarken, Anadolu büyük ölçüde Selçuklu mirasıyla idare ediyordu. Mezkûr şehirlerde halen mevcut olan Osmanlı eserlerini çekip alsanız o şehirler mahvolur. Vaktiyle ortadan kaldırılmamış olsalardı Belgrad’da ve hatta Budapeşte’de bile bugün Kayseri yahut Konya’yı kıskandıracak kadar çok Osmanlı eseri olacaktı. Fethettiği toprakların hazinelerini merkeze taşıyan, idaresi altındaki halkları soyup soğana çeviren bir devlet değildi Osmanlı; bilakis, bütün imkânlarını, müslim-gayrimüslim diye ayırmadan o halkların hizmetine sunan bir devlet idi. Tabir caizse kerim devlet.
Günümüz Türkiye’si (aslına dönen Türkiye) de o anlayışla hareket ederek bütün imkânlarını Suriye ve Irak’tan gelen mültecilerin hizmetine sunuyor. Bin değil, on bin değil, yüz bin değil, bir milyon değil, iki milyon değil, neredeyse üç milyon mülteci kabul ettik şu son birkaç sene içinde; Müslüman, Hıristiyan, Yezidi; Sünni, Şii, Alevi; Arap, Kürt, Türkmen, Ermeni, Asuri; kim geldiyse bağrımıza bastık, dünyanın en konforlu mülteci kamplarına yerleştirdik, şehirlerimize aldık, aramıza karıştırdık, okullarımızda ve hastanelerimizde baştacı ediyoruz. Cumhurbaşkanımız, başbakanımız onlara “Siz bizim için rahmetsiniz, bereketsiniz” diyor.
Bir de İngiltere’ye bakın. Ama evvela eski İngiliz sömürgelerine bakın. Hindistan’a, Sudan’a, Gana’ya, Kenya’ya, Zimbabve’ye. İngiliz idaresinden geriye ne kalmış, korkunç yağmaların izlerinden başka? Birkaç kışla ve sömürge bürokrasisine ait birkaç bina. Gerisi toz toprak. Toz toprak olmayan yerlerde, verimli topraklarda ise bugün bile genellikle İngiliz çiftçileri ve elmas yahut altın tüccarları hüküm sürüyor. İngilizler, işgal ettikleri ülkelerin hazinelerini Londra’ya taşıdılar ve taşımaya devam ediyorlar; idareleri altındaki halkları iliklerine kadar sömürdüler, şimdi de postkolonyalist yöntemlerle iliklerini sömürüyorlar.
Kahire’den, Şam’dan, Saraybosna’dan İstanbul’u çekseniz bu şehirler çöker; ama İstanbul’un tarihte hükmettiği şehirlerin hepsini çekseniz, İstanbul sallanmaz bile. Londra öyle mi? Asya ve Afrika’nın hazineleri, alın teri ve kanı üzerinde yükseldi Londra. Bugün de onlarla ayakta duruyor. İngiltere Başbakanı David Cameron’ın “sürü” diye andığı insanlar var ya; temelinden tepesine kadar onlar yükseltti Londra’yı ve onlar ayakta tutuyor. İngilizlerden evvel ve ziyade Asyalıların, Afrikalıların şehridir Londra. Orada İngilizlerden evvel ve ziyade onların yaşamaya hakkı var.
Cameron, kaçak göçmenleri “sürü” diye aşağılarken, sömürgeci İngiliz mantalitesinin gereğinden başka bir şey yapmıyor. Asya ve Afrika’nın çocuklarına dün nasıl sürü muamelesi yapmışlarsa bugün de onlara sürü nazarıyla baktıklarını, kadîm İngiliz bakışının zerre kadar değişmediğini ortaya koyuyor.
Onlar kendilerine yakışanı yapadursunlar, biz de kendimize yakışanı yapmaya devam edelim.
İngiltere tabii ki “sığınılacak liman değil”; ama biz kesinlikle öyleyiz ve öyle kalacağız inşaallah.
Diriliş Postası / Başyazı