İCABINDA O AVLUDA KAYBOLUP GİZLİ FERD İKLİMLERİNE DOLACAK İSTİDÂTLARI, DAVANIN BU CEPHESİ CEMİYETÇİ MÜTEFEKKİRİN İŞİ OLMAYARAK geniş kitle ve günlük yaşayış çerçevesi içinde en üstün DÜNYA GÖRÜŞÜNE kavuşturabilmekte...
Böylece ferde ait büyük ve mahrem oluşun insan yığınları çerçevesinde başlangıç hayatını yaşatabilmek ve bu hayata mahsus bütün gaye kutuplarını müstakil olarak tesislendirmek borcu, derin ve gerçek müminde, TASAVVUFUN İKİNCİ, FAKAT AMELÎ NOKTADAN EN HASSAS VE MÜHİM CEPHESİ OLARAK meydana çıkıyor.’’















