Vefatının 98. Yılında sultan 2. Abdülhamid han
Abdülhamid Han tahta çıktığında, Osmanlı Devleti büyük bir bunalım içerisindeydi
Dünya
- 14-02-2016 10:52
Abdülhamid Han tahta çıktığında, Osmanlı Devleti büyük bir bunalım içerisindeydi. Saray ile Bab-ı Ali arasındaki çekişmeler şiddetlenmiş, devlet dış borçlarını ödeyemez hale gelmişti. Tüm bunların yanı sıra Rusya’nın başında olduğu Panslavizm akımıyla Balkanlar’da isyanlar başlamıştı. Yurt içinde meşrutiyet yanlısı görüşler her gün biraz daha artarken, padişahın tasfiye edilmesi ve cumhuriyetin ilanı fikri de güçlenmeye başlamıştı.
KANUN-İ ESASİ VE I.MEŞRUTİYET
Abdülhamid Han, tahta geçmeden Mithat Paşa'ya verdiği taahhüt uyarınca 23 Aralık 1876'da, ilk Osmanlı anayasası olan Kanun-ı Esasî'yi ilan etti. Meclis-i Mebusan ve Ayan Meclisi üyelerinden oluşan ilk meclis 19 Mart 1877'de açıldı. Böylece I. Meşrutiyet dönemi başladı. Padişah ile meclisin ülkeyi birlikte yönetmesi ilkesine dayanan anayasayla yargı bağımsızlığı ve temel haklar güvence altına alınmasına rağmen egemenliğin esas kaynağı yine Abdülhamid Han’dı.
Rusya’nın Balkanlarda ıslahat yapılması için Osmanlı Devleti’ne verdiği teklif 12 Nisan 1877’de hükümet tarafından reddedildi ve bunun sonucunda Osmanlı-Rus Savaşı olarak da bilinen 93 Harbi başlamış oldu. Rus orduları Balkanlarda ve Kafkaslarda Osmanlı ordularını yenilgiye uğrattı ve doğuda Erzurum, batıda Bulgaristan’ın tamamı ve Trakya’nın İstanbul’a kadar olan kısmı Rusya’ya kaybedildi. Savaşın sonucunda Abdülhamid Han, meclisi tatil etme kararı aldı. Takip eden 30 yıl boyunca meclis bir daha açılmadı ve Kanun-i Esasi sadece kâğıt üzerinde kaldı. Yine de alınan kararlar bu anayasaya göre yürürlüğe konuldu.
İKİNCİ MEŞRUTİYET VE 31 MART AYAKLANMASI
Abdülhamid Han yönetimine karşı muhalefet de giderek güçlendi. 1889'da İttihat ve Terakki Cemiyeti kuruldu. 1908'de İttihat ve Terakki yanlısı bazı subaylar Manastır ve Selanik kentlerinde ayaklandılar. Bu baskıların üzerine, Abdülhamid Han 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymak zorunda kaldı ve II. Meşrutiyet ilan edildi.
Yapılan seçimlerle oluşturulan yeni meclis 17 Aralık 1908'de açıldı. Ancak artan huzursuzluklar ve İttihat ve Terakki karşıtlarının baskıları sonucunda, 13 Nisan 1909'da İstanbul’da ayaklanma çıktı. Rumi takvimle 31 Mart günü patlak verdiği için bu ayaklanma 31 Mart Olayı olarak bilinir. Selanik'te kurulan Hareket Ordusu 23-24 Nisan gecesi İstanbul'a girerek ayaklanmayı bastırdı.
ABDÜLHAMİD HAN’IN KALEMİNDEN 31 MART AYAKLANMASI
“Vekâyi’ın(olayların) ve acemi bir idârenin hergün bir sûretle izhâr ettiği mevâdd-ı müşte-ıle(tahrik edici hususlar) elbette infilâk edecekti. Hatta 31 Mart’a kadar te’hîri bile şâyân-ı hayrettir. Hiçbir kimseye hesap vermek mecburiyetinde bulunmadığım bir zamanda, ma’a’l-kasem(yemin ederek) te’mîn ederim ki ben bir fenalık olmamasına elimden geldiği kadar çalıştım. Tehlikenin te’ehur-i vuku’unda(gerçekleşmesinin gecikmesinde) bu mesâ’î-i hayır-hâhânenin dahli bulunduğunu zannederim.”
ABDÜLHAMİD HAN'IN MEŞHUR DUASI
Abdülhamid Han'a ait olduğu konusunda çeşitli tartışmalar olsa da, Necip Fazıl Kısakürek'in yazdığı "Ulu Hakan II. Abdülhamid Han" kitabında geçen dua, Sultan'ın torunlarından olan Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu tarafından "Dedem Sultan II. Abdülhamid Hân’ın Necip Fazıl Kısakürek’in hazırlamış olduğu “Ulu Hakan II. Abdülhamid Han” adlı kitabında geçen meşhur duasını hatırlamamak mümkün mü?" sözleriyle Abdülhamid Han'a ait olduğu kabul edilmişti.
Helal etmiyorum!
Şahsımı değil, milletimi bu hale getirenlere
Hakkımı helal etmiyorum.
Beni, benim için lif lif yolsalar,
Cımbız cımbız zerrelerimi koparsalar,
Sarayımı yaksalar;
Hanûmanımı, hanedanımı söndürseler,
Çoluğumu gözümün önünde parçalasalar
Helal ederdim de, Sevgili’nin (SAV) yolunda yürüdüğüm için
Beni bu hale getiren
Ve milletimi ateşe atan insanlara
Hakkımı helal etmem!
HAL’İ (TAHTTAN İNDİRİLMESİ) VE SELANİK SÜRGÜNÜ
27 Nisan 1909 günü, Ayan ve Mebuslar meclisi toplandı. Gazi Ahmed Muhtar Paşa, kürsüye gelerek, önceden kararlaştırıldığı gibi Padişah'ın hal' edilmesini teklif etmişti. Bu teklif kabul edildikten sonra Paşa, hal' kararının bir fetvaya istinat ettirilmesi lüzumuna işaret etmişti. Hal' fetvasının ilk müsveddesini mebuslardan Elmalılı Hamdi Yazır yazmıştı. Fetvada Sultan Abdülhamid Hân’a 31 Mart İsyanına neden olmak, din kitaplarını tahrif etmek ve yakmak, devletin hazinesini israf etmek, insanları suçsuz oldukları halde idam ettirmek gibi asılsız suçlar yükleniyordu. Fetva emini Hacı Nuri Efendi, bu suçlamaların iftira olduğunu ileri sürerek fetvayı imzalamadı. Fakat Meclis, bu fetva gereği Sultan'ı hal' kararı aldı.
Abdülhamid Han’a hal’ kararını bildirmeye Yahudi Emanuel Karasso, Arnavut Esat Toptani, Ermeni Aram Efendi ve Padişah'ın uzun yıllar yaverliğini yapmış olan devşirme Arif Hikmet Paşa gönderildi. Abdülhamid Han bu heyeti gördükten sonra “Bir Türk pâdişâhına, İslam halifesine hal' kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı?!” demiştir.
Sultan Abdülhamid Hân’ın İstanbul'dan çıkararak, kontrol altında tutabilecekleri Selanik'e nakledilmesi sırasında hiçbir şeyini almasına izin verilmedi. Padişah'a yolculuğunda 3 kızıyla oğullarının ikisi refakat etti. Selanik'te Alatini Köşkü kendisine tahsis edildi. Bu köşk, zengin bir Yahudi ailesi olan Alatini biraderlere aitti.
BEYLERBEYİ SÜRGÜNÜ VE VEFATI
3 sene Selanik’te kalan Abdülhamid Han, 1.Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine İstanbul’a geri getirilmiştir. Burada dönemdeki diğer saray donanımına oranla daha kısıtlı bir imkan bulunmakla beraber, dışarıdan ihtişamıyla büyüleyen Beylerbeyi Sarayı, sadece bir adet odun sobası ile ısınmaktaydı.
Osmanlı Devleti'nin 34. Padişahı ve 113. İslam Halifesi olan Abdülhamid Han, 1.Dünya Savaşı’nın sonuna yaklaşıldığı 1918 yılının Şubat ayı başında hastalandığında yetmiş yedi yaşındaydı. Şiddetli bir nezleye tutulmuş, ilerleyen yaşından dolayı yatağa düşmüştü. 10 Şubat 1918 günü akşamı yaşamını yitirdi ve Divanyolu'nda yaptırılmış olan Çemberlitaş'taki Sultan Mahmud türbesine defnedildi.
Devrinin insanların anlayamamasının geçelim, vefatının yarım asır sonrasında azda olsa anlaşılmaya başlanan, şimdilerde ise tamamen anlaşılmaya çalışılan, suikasta, ihanete, iftiraya, istibdada sürüklenen zihni fikir çilesi ile dolu bir padişah…
Necip Fazıl’ın “Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır!” hükmünce Cennet Mekân Sultan Abdülhamit Han’ı bir nebze olsun anlamaya çalışalım.
Abdülhamid’i anlamak nefsine hasis, vatanına cömert bir padişah demektir.
Abdülhamid’i anlamak gerekirse saray masraflarını kısıp, bütün dış borçları ödeyip, ülkenin dört bir tarafını mamur, tren rayları ile örmek demektir.
Abdülhamid’i anlamak uluorta atılmak, taarruz etmek değil, bir müdafaa ve eldekini muhafaza dehasıdır.
Abdülhamid’i anlamak kötülük adına kim ne yaptıysa kabahati Sultan’a çıkartmaktır.
Abdülhamid din kitaplarını yaktırıyor!
El-cevap: Abdülhamid’i anlamak tersine; din maskesi altında dini bozan kitapları yaktırmak demektir.
Abdülhamid’i anlamak yetiştirdiği adamları düşmanları tarafından göklere çıkararak, yetiştirilmesindeki şeref payını ulu hakandan çalmaya kalkmak demektir.
Abdülhamid’i anlamak Sultan Abdülaziz Han’ın katillerinin bütün devlet ricalinin ittifakıyla idamına karar verilmişken Sultanın kalemini eline alıp “mucebince” demesinden başka bir şey beklenmezken, memur ve muvazzaf olduğu bir işte bile elini kana batıramaz bir melek olduğunu anlamak demektir.
Abdülhamid’i anlamak tahtan indirileceği zaman İstanbul üzerine yürüyen “Hareket Ordusu” isimli isyancılar grubuna kan döktürmemek için, emrindeki Hassa Ordusu ile karşılamaması ve ezmemesi demektir. (Huzura çıkıp yere kapanan ve ağlarcasına yalvaran “İzin ver, onları saray kuvvetlerinin en küçük birliğiyle karşılayıp darma-dağın edeyim ve zincire vurup huzuruna getireyim! Diyen ve ağlayarak huzurdan çıkan Tahsin Paşa’ya cevaben:
-“Hayır, Paşa, ben nefsim için tek damla Müslüman kanının akmasına razı değilim!”) demektir.
Abdülhamid’i anlamak kız çocukların eğitim öğretim konusunda milat cumhuriyet dönemi değil Abdülhamid dönemi olduğunu bilmek demektir. Abdüllatif Subhi Paşa ilk defa bir kız sanat okulu açma konusunda tereddüt gösterince Sultan Abdülhamid Han’ın, “Ben arkandayım” teşviki ile sonuca ulaşmıştır.
Abdülhamid’i anlamak Filistin’de bunca kanın dökülmemesi demektir. “Eğer Filistin’de Müslüman Arap unsurunun faikiyetini [üstünlüğünü] muhafaza etmesini istiyorsak, Yahudilerin yerleştirilmesi fikrinden vazgeçmeliyiz. Aksi takdirde yerleştirildikleri yerde çok kısa zamanda bütün kudreti elde edeceklerinden, dindaşlarımızın ölüm kararını imzalamış oluruz.” Sultan‘a ait olan yukarıdaki sözler 1895’de yazılmış hatıra defterine.
Abdülhamid’i anlamak gerektiğinde kolera salgınını def için (Pastör) den bile yardım istemek demektir.
( Abdülhamid Han Pastör’e araştırmalarında maddi destek sağlamış, onu Osmanlı Nişanı ile onurlandırmıştır. Türkiye, baktoroloji ilmini ona borçludur.)
Abdülhamid’i anlamak her an derinleşen bir fenayı önleyici ve kimseden yardım görmeyici çilekeş demektir.
Abdülhamid’i anlamak odasına bir hademe girdiğinde bile, sırf Allah’ın mahlûkuna saygı göstermek için ayağa kalkmak demektir. (Ayağa kalkışını gizlemek maksadıyla masasında bir kâğıt arıyormuş gibi yapar. Yalnız Allah’ın görüp, kulların farkına varmadığı şekilde nefsini küçülttüğü, hiç kimsenin bilmediği bu mahrem levha, tarihte ikinci bir devlet reisine nasip olmamış bir ulviyeti çerçevelemektedir.)
Abdülhamid’i anlamak Peygamberi Efendimiz rahatsız olmasın diye Medine-i Münevvere’ye giden tren raylarına keçe sardıracak kadar hürmetkâr, ömrü boyunca abdestsiz imza atmayacak kadar dini bütün bir padişah demektir.
Abdülhamid’i anlamak tarihte birçok büyük adam gibi kalabalık içinde yalnızlık demektir.
Abdülhamid’i anlamak Yavuz ve Kanuni dönemine nispetle Himalaya yüksekliğinde bir tepenin eteğinde ve uçurumun dibinde dev boylu bir hükümdar demektir. Ya tepenin üzerinde olsaydı, ya da Yavuz’un oğlu olsaydı.
Abdülhamid’i anlamak dünya siyasetçilerinin en zekisi, onu araç olarak kullanan en dahidir.
Sonuç olarak;
Abdülhamid’i anlamak geçmişte geleceği görmek demektir.
Abdülhamid’i anlamak bütün düğümleri çözmek demektir.
Abdülhamid’i anlamak ön yargıyı kökünden kazımak, dikeyleri yatay hale getirmek demektir.
Kaynak: Necip Fazıl’ın “ULU HAKAN” kitabından istifade edilmiştir.
Ülkemiz ve dünya üzerinde gelişen siyasi ve sosyal olaylarla, yapılan akademik ve popüler tarih çalışmalarıyla değeri her geçen gün biraz daha anlaşılan Sultan İkinci Abdülhamid Han gerektiği gibi anlaşılmayı bekliyor.
İlber Ortaylı’ya göre Dünyanın son hükümdarı, son evrensel imparator II. Abdülhamid Han’dır.
Abdülhamid’in idare tarzı azami müsamahadır:
Atatürk (Kaynak : Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı , sf 327)
Dünyâda 100 gram akıl varsa, bunun 90 gramı Abdülhamîd Han’da, 5 gramı bende, kalan 5 gramı da diğer dünyâ siyâsîlerindedir.
( Alman Milli Birliğinin kurulmasını gerçekleştiren meşhur Alman devlet adamı, Prens Bismarck )
ÜSTAD NECİP FAZIL KISAKÜREK ‘İN AĞZINDAN II.ABDÜLHAMİD HAN
Abdülhamid, Türk’ün özünün ve temel varlığının, hakkı gasp edilmiş, mağdur kurtarıcısıdır.
Abdülhamid, Tanzimat sonrasındaki Batı’ya kontrolsüz, körü körüne yönelişin karşısında inatla duran, kök ve cevherin müdafaasını son bir gayretle yapan muazzam bir şahsiyettir.
Abdülhamid’i anlamak sayesinde yüzlerdeki maskeler düşecek ve onu bir anahtar gibi kullanarak bizi bu karanlık ve şahsiyetsiz ortama getirenlerin içyüzleri ortaya dökülecektir.
Abdülhamid hakkında söylenen her olumsuz iddiayı tersine çevirdiğimizde doğruyu bulacağızdır. Yani bir tür turnusol kağıdıdır Abdülhamid. Bu yorumların yalanını ayıklayıp onun üzerine bina ettiği yapıyı yeniden ayakları üzerine oturttuğumuzda hakikat ayan beyan ortaya çıkacaktır.
“Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır” ( Necip Fazıl Kısakürek )
Vaktiyle İttihat ve Terakki fırkasının içinde Abdülhamid Han’a düşmanlık eden Filozof Rıza Tevfik ve Süleyman Nazif pişmanlıklarını aşağıdaki şiirliri ile dile getirmişlerdir.
Tarihler adını andığı zaman,
Sana hak verecek hey Koca Sultan,
Bizdik utanmadan iftira atan,
Asrın en siyasî Padişahına.
(Rıza Tevfik)
Padişahım gelmemişken ya da biz,
İşte geldik senden istimdada biz,
Öldürürler başlasak feryada biz,
Hasret olduk eski istibdada biz.
(Süleyman Nazif)
Yahudilerin Filistin’de bir cumhuriyet kurma teşebbüslerinin karşısına çıktı. Onların Osmanlı borçlarını bütünüyle silelim tekliflerini reddetti.
Bu toprakların kanla alındığını, asla terk edilemeyeceğini sert bir dille bildirdi. Filistin topraklarının yahudilere satılmaması için gerekli tedbirleri aldı. Doğu Anadolu’da Ermeni hareketlerine karşılık Hamidiye alaylarını kurdu ve bölgede asayişi temin ile Osmanlı hakimiyetini pekiştirdi.
Sultan Abdülhamid Han’ı tahttan indirmeden Osmanlı Devleti’ni parçalamanın ve İslam’ı yok etmenin mümkün olmadığını gören bütün iç ve dış düşmanlar bu Türk hakanına karşı cephe aldılar.
Bir taraftan Sultan’ı gözden düşürmek üzere her türlü iftira ve kötüleme kampanyaları yaparlarken, diğer taraftan suikastlar tertip ettiler. Ermeni asıllı Fransız yazar Albert Vandal’ın “Le Sultan Rouge=Kızıl Sultan” şeklinde ortaya attığı iftiraları aynen alan bazı gafiller, ansiklopedilere bunları yazarak genç nesilleri aldattılar.
Bu arada Padişah’ın devlet idaresinde nüfuzunu kırmak isteyen batılılar, İttihat ve Terakki mensuplarını kışkırtarak 23 Temmuz 1908′de İkinci Meşrutiyeti ilan ettirdiler.
Böylece otuz yıl durmuş olan facialar tekrar başladı. 31 Mart Vakası sebebiyle İttihat ve Terakki ileri gelenleri tarafından tahttan indirilen Abdülhamid Han, Selanik’e gönderildi (27 Nisan 1909). 10 Şubat 1918′de Beylerbeyi Sarayı’nda vefat eden Abdülhamid Han’ın naşı Çemberlitaş’ta dedesi Sultan II. Mahmut’un türbesindedir.
Abdülhamit Han’ın güzel ahlakı, dine olan bağlılığı, edep ve hayasının derecesi, akıl ilim ve adaletinin çokluğu, milleti için gece-gündüz çalışması, düşmanlarına bile iyilik yapması, ciltler dolusu eserlerle anlatılmaktadır. Onun tahttan indirilmesinin üzerinden 10 yıl geçmeden imparatorluğun dörtte üçünün elden çıkması, memleketi 33 yıl nasıl idare ettiğine en açık delildir. Yine Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesiyle beraber kan gölü haline çevrilen Ortadoğu’da hala huzur tesis edilememiş olup, Arap alemi siyonizmin oyuncağı haline gelmiştir.
Abdülhamit Han’ın tarihe kazınan bazı sözleri
*Beni evhamlı sanıyorlardı HAYIR! Ben sadece gafil değildim, o kadar.
*Kırk yıl şu devletlerin birbirine düşmesini bekledim. onlar birbirlerine düştü, şimdi ben tahtta değilim.
*Tarih değil,hatalar tekerrür ediyor!
*Düşamının kurtuluş reçetesi öldürmek içindir.Esaretin bir çeşiide borçlandırmadır.
*Millet birbirini kırıp geçireceğine bırakın beni öldürsün.
*Savaş yalnız sınırlarda olmaz .Savaş bir milletin topyekün ateşe girmesidir.Eğer bu bütünlük sağlanmamışsa zafer tesadüfi,yenilgi kaderdir.
*Ben bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam,zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir!
Filistin’in kendilerine satılması karşılığında Osmanlı’nın bütün borçlarını tasfiye etmeyi taahhüt eden Yahudilerin önderi Theodore Herzl’a
*Bizi yükselten dinimize karşı duyduğumuz büyük aşktır.
*İcabı halinde donanmayı kaybetmemek için canımı vermeye hazırım.
*Ha kendi evlatlarım,ha millet farkı yoktur.
İşte Cennetmekan Abdülahmit Han'ın yaptığı hayırlı hizmetlerden bazıları:
*Mülkiye(Siyasal Bilgiler), Fakülte düzeyine getirilerek açıldı
*Memurlara sicil tutulmaya başlandı
*Eski Eserler Müzesi açıldı
*Hukuk Fakültesi açıldı
*Muhasebat Divanı(Sayıştay) kuruldu
*Güzel Sanatlar Fakültesi açıldı
*Ticaret Fakültesi açıldı
*Yüksek Mühendislik Fakültesi açıldı
*Dârülmuallimât(Kız Öğretmen Okulu) açıldı
*Terkos Suyu hizmete girdi
*Bütün yurtta İdadiler(Lise) açılmaya başlandı
*Ziraat Bankası kuruldu
*Bursa’da İpekhane açıldı
*Emekli Sandığı kuruldu
*Halkalı Ziraat ve Veterinerlik Fakülteleri açıldı
*Bursa Demiryolu hizmete girdi
*Aşiret Okulu açıldı
*Bütün yurtta Rüşdiyeler(Ortaokul) açılmaya başlandı
*Kudüs Demiryolu hizmete girdi
*Ankara Demiryolu hizmete girdi
*Kağıt Fabrikası kuruldu
*Kadıköy Gazhanesi kuruldu
*Beyrut’ta liman ve rıhtım inşaa edildi
*Osmanlı Sigorta Şirketi kuruldu
*Kadıköy Su Tesisatı hizmete girdi
*Selanik-Manastır Demiryolu hizmete girdi
*Şam Demiryolu hizmete girdi
*Eskişehir-Kütahya Demiryolu hizmete girdi
*Galata Rıhtımı inşa edildi
*Beyrut Demiryolu hizmete girdi
*Darülaceze(Kimsesizler yurdu) hizmete girdi
*Mum Fabrikası kuruldu
*Afyon-Konya Demiryolu hizmete girdi
*Sakız Adası’nda Liman ve Rıhtım inşaa edildi
*İstanbul-Selanik Demiryolu hizmete girdi
*Tuna Nehri’nde Demirkapı Kanalı açıldı
*Şam-Halep Demiryolu hizmete girdi
*Şişli Etfal Hastanesi hizmete girdi
*Hicaz Telgraf hattı kuruldu
*Hama Demiryolu hizmete girdi
*Basra-Hindistan Telgraf hattı Beyoğlu’na bağlandı
*Hamidiye Suyu hizmete girdi
*Selanik’te Liman ve Rıhtım inşaa edildi
*Haydarpaşa Liman ve Rıhtımı inşaa edildi
*Maden Fakültesi açıldı
*Şam Tıp Fakültesi açıldı
*Haydarpaşa Askeri Tıp Fakültesi açıldı
*Trablus-Bingazi Telgraf hattı kuruldu
*Konya Ereğlisi’nde demiryolu hizmete girdi
*Trablus Telsiz İstasyonu kuruldu
*Bütün yurtta Telsiz İstasyonları kuruldu
*Medine Telgraf Hattı kuruldu
*Şam’da Elektrikli tramvay hizmete girdi
*Hicaz Demiryolu hizmete girdi. 27 Ağustos’ta İstanbuldan kalkan tren, 3 gün sonra Medine’ye ulaştı.
darbe ayaklanma mithat paşa cemal paşa enver paşa ittihar ve terakki abuülhamid osmanlı devleti sultan 2.abdülhamid abdülhamid han
DİĞER HABERLER
eşya depolama
ahsap mobilya
Turkey Hair Transplant Packages
ts3 satın al
Anlaşmalı Boşanma Davası
FUE
iptv bayilik
Eşya depolama
iptv bayilik