Gözlemdir. Teşhistir. Yalın, çıplak ve tokat gibi bir gerçektir.
Seçim dönemi gelir, kapı kapı dolaşırlar. Evlere gelirler, mahallelere gelirler, esnafın tezgahına, işçinin sofrasına otururlar.
Halkın olduğu her yere, o samimiyetsiz maskeleriyle adeta pusu kurarlar.
Üstelik bunu öyle gizli bir ajandayla yaparlar ki, halkın en temiz duygularıyla, inancıyla, umuduyla gönülden pazarlığa girerler.
Milletvekili adaylarından bakan adaylarına, belediye başkanlarından en küçük makam peşinde koşan bürokrat adayına kadar hepsi meydanlarda avaz avaz bağırırlar.
Mangalda kül bırakmaz, adalet ve hizmet nutukları atarlar.
Bunların arkasında bir de gölge gibi yürüyen, ihale kapmak, iş almak, proje bağlamak için avucunu yalayan o meşhur tipler vardır.
Önlerinde eğilmedik adam, kapısında yatmadık makam, yalamadık ayakkabı bırakmazlar.
KUTSAL DEĞERLERİN SÖMÜRÜLMESİ
Sırf bir oy daha fazla alabilmek için kutsal alanlarımızı bile bu kirli tiyatroya alet ederler.
Seçim dönemi camilere, cemaatlere damlarlar. En ön safta yer kapmak için yarışırlar.
Kameraların önünde abdest alırlar, namaz kılarlar, kürsülerde Kur'an okurlar.
Maneviyatı, dindarlığı ve halkın saf inancını birer siyasi rant malzemesi olarak görürler.
Tek bir maksatları vardır: İnanç sömürüsüyle heybeye bir oy daha koyabilmek.
İKİLİ İLİŞKİLERDEKİ AYNI ÇARK
Sadece siyaset meydanında mı? Hayır.
Bu çark, hayatın tam göbeğinde, kutsal saydığımız ikili ilişkilerde ve evliliklerde de aynı vahşilikle işliyor.
Bir kadını bağlamak, onun hayatına sızmak için önünde kırk takla atan, "kul köle olurum" diyen sahte kibarlık abidesi adamlar...
Ya da karşı cinsi evlilik kafesine kısmak, kendini garantiye almak için dünyalar şirini, tam bir "hanım hanımcık" rolü kesen, ağzından bal damlayan kadınlar...
Hepsinin ortak özellikleri nedir bilir misiniz? Tam bir tilki kurnazlığı. Muazzam bir laf ebeliği.
Arkadan çevrilen planlar, sinsi tuzaklar, ince ince hesaplanmış taktikler. Hedefe ulaşana kadar her kılığa girmeyi mübah sayan bir ahlak erozyonu.
DÜRÜST İNSANLARI AYIRIYORUM
Ancak buraya kocaman, kapkara ve kalın bir şerh düşüyorum:
İnancını siyasi hesaplara alet etmeyen, camiye ve ibadete siyaset sokmayan, seçildikten sonra da halkın arasında kalan o dürüst vekilleri, bakanları ve belediye başkanlarını asla bu kefeye koymam.
Alın teriyle, namusuyla üreten, rüşvete ve torpile bulaşmayan ahlaklı iş insanlarını da baştacı ederim.
İlişkisini, evliliğini hiçbir hesap kitap yapmadan, sadece hesapsız bir yürekle ve sadakatle yürüten o düzgün, o tertemiz insanları bu kirli çarkın tamamen dışında tutuyorum.
Onlar bu memleketin, bu toplumun ayakta kalan son kaleleridir.
MENFAAT ŞEBEKESİNİN GERÇEK YÜZÜ
Bizim sözümüz, o ciğeri beş para etmez, maskeli menfaat şebekesinedir.
Bunlar tam bir bukalemun gibidir. Hangi bardağa girseler, hemen onun rengini alırlar.
Karşılarındaki topluluk neyi duymak istiyorsa onu söyleyip, neyi görmek istiyorsa onu oynarlar.
Her dine, her mezhebe, her fikre, her duyguya şirin görünmek için kırk dereden su getirirler.
Çıkar kapısını aralamak, o milletvekilliği koltuğunu kapmak, bakanlık makamına kurulmak, belediye başkanlığını cebe koymak, o ballı ihaleyi usulsüzce bağlatmak ya da nikah masasındaki o imzayı attırmak için iki büklüm olurlar.
Önlerinde eğildikleri gücün karşısında adeta ezilir, küçülürler.
HEDEFE ULAŞILDIĞI AN
Sonra? Sonrası tam bir felakettir, tam bir karakter göçüdür.
İş biter. O çok istenen vekillik kazanılır, bakanlık kapılır, belediye koltuğuna oturulur.
O dev bütçeli ihale usulsüzce cebe konur. Nikah dairesinde o imza atılır ve evlilik garantiye alınır.
Yani hedefe, o kirli amaca ulaşılır. Camilerin kapısını, cemaatlerin yerini de anında unuturlar.
İşte o an, o seçim öncesi ev ev gezip dert dinleyen, o ibadetleri gösterişe çeviren, o ihaleyi kapmak için kırk takla atan, o evlenene kadar meleği oynayan iki büklüm bukalemunlar anında buharlaşır.
Sahne kapanır, ışıklar söner och o sahte maske pat diye düşer! Gerçek kimlik, o kapkara och asıl surat ortaya çıkıverir.
İŞ İŞTEN GEÇTİKTEN SONRA
Ama ne yazık ki iş işten çoktan geçmiştir.
Seçmen o oyu vermiş, iş insanı o imzayı atmış, eş olan o nikah masasına çoktan oturmuştur.
O saatten sonra kandırıldığını anlayan vatandaş ya da partner feryat etse de, "yandım Allah" dese de çare etmez.
Çünkü karşıdaki kurnaz, o almak istediğini çoktan heybesine koymuş, köprüyü çoktan geçmiştir.
O maske düşünce, o iki büklüm olan bukalemunların yerine birden bir kaplan, bir kurt gelir.
Meclis koridorlarına, bakanlık makamlarına, belediye binalarına halk girmesin diye etten duvarlar, koruma barikatları örerler.
Evleri bir anda baskıyla, kibrin gölgesiyle cehenneme çevirirler.
KİBİR ABİDELERİNİN DÖNÜŞÜMÜ
Dünyayı kendileri yaratmış, küçük dağları kendileri fonlamış gibi dev aynasına bakmaya başlarlar.
Dünün o boynu bükük, o ezik, o her şeye "haklısınız" diyen alttan alan profili gider; yerine vatandaşı küçümseyen, eşini aşağılayan, halkın yüzüne bakmayan, kapısına gelen insanı kapı dışarı eden birer kibir abidesi gelir.
Gücü bulunca vahşileşir, güç zehirlenmesinin en sefil halini yaşarlar.
MERDİVENDEN İNİŞ VAKTİ
Ama şunu da asla unutmamak lazım:
Güç basamaklarını tırmanırken halkın omuzlarına basarak yükselenler, gün gelip aynı merdivenlerden aşağıya inerken yine o halkla karşılaşacaklar!
Koltuklar gidecek, makamlar bitecek, o koruma duvarları yıkılacak.
İşte o zaman vay onların haline!
Yüzüne bakmadıkları, küçümsedikleri vatandaşın gözünün içine nasıl bakacaklar?
BÜYÜK HESAP GÜNÜ
Her şeyin bir sonu olduğu gibi bu geçici hayatın da mutlak bir sonu var.
Toprağın altına girildiğinde ne o lüks makam araçları kalacak ne ballı ihaleler ne de sahte unvanlar.
Kaçışın imkansız olduğu o büyük hesap kitap günü geldiğinde, kul hakkıyla, inanç sömürüsüyle, riyakarlıkla heybesini dolduran o bukalemun sahtekarların vay haline!
İlahi adalet terazisinde hiçbir maske sökmez.
KISSADAN HİSSE ŞUDUR
İster meclis, ister bakanlık, ister belediye koltuğu olsun... İster holding salonlarındaki ballı ihale masaları, isterse o kutsal nikah masası...
Karakteri menfaat üzerine kurulu olan, ruhunu çıkara satmış hainlerin taktiği yüzyıllardır hiç değişmez:
Kapana kadar köle, kaptıktan sonra kral!
İş işten geçtikten sonra "yandım Allah" dememek için, daha ilk baştan o taklacı bukalemunlara karşı uyanık olacağız.
Biz dürüst olanı, inancını ve ahlakını koruyanı el üstünde tutmaya devam edeceğiz.
Ama sırf gücü ve menfaati kapana kadar kırk kılığa giren bu omurgasızların maskesini de her fırsatta suratlarına tokat gibi çarpmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.
Durum bundan ibarettir.
Selam ve dua ile...
