1993’te büyük bir provakasyon ürünü olduğu sonradan aşikar olan Sivas olaylarından sonra, fatura Türkiye’deki islamcılara kesilince, Türk edebiyatının yaşayan en büyük şairi ve mütefekkiri İsmet Özel, Milli Gazete’nin sürmanşet yayınladığı, şu başlıkta bir yazı yazmıştı:
“Sivas Semalarında Sırp Tayyareleri Uçacak mı?”
Yazı üzerine epey fırtına kopmuş, İsmet Özel, solcular tarafından hedef alınmıştı. Adı geçen yazı, Türkiye’de dindar insanların terör eylemleri ile alakasının olmadığı cümlenin malumu olmasına rağmen olayı dindarların üzerine yıkma çabalarına bir isyandan ibaretti! Çünkü İsmet Özel, içlerinden geldiği solcuları çok iyi tanıdığı için bu yazısıyla içlerinden geçmişti. Yani, Türkiye’de provakasyon dendi mi akla marjinal sol fraksiyonlar gelir, her meşum operasyon onlar eliyle yürütülürdü.
Yazdıklarımı iddialı bulanlar, 80’li,90’lı hatta 2000’li yılların etkin operasyonel sol kalemi Hasan Cemal’in “Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım” kitabında, Tandoğan meydanında ülkücü kılığına girip solcu arkadaşlarımızı dövmüş sonra da Kızılay Meydanında toplanıp “Kahrolsun Faşistler” sloganları atarak eylem yapmıştık, mealindeki bölüme göz atabilir!
Türkiye’nin en zeki öğrencilerinin kazanmak ve mezunu olmak için can attığı ODTÜ’de bayrağımızı açan gençlere yapılan saldırı, özrü kabil olmayan küresel devşirilmişlikle izah edilebilir!
Türk Bayrağının açılmasına tepki gösteren bu besmelesizler, orada amerikan, ingiliz, israil, fransız bayraklarından herhangi biri açılsa ona tepki göstermeyeceklerdi.
Çünkü bazıları bilinçli siyon misyonu yürütürken geri kalanı da kendileri farkında olmasa bile zihinleri emperyalizm tarafından işgal edilmiş durumdadır!
Siz bakmayın onların bilinçsiz özgürlük sloganlarına, emperyalizmin esiri; zalim küresel hegemonyanın gönüllü haçlı süvarileri olmuşlardır!
Ne diyordu vatan şairi Namık Kemal
“Ne efsunkâr imişsin ah ey dîdâr-ı hürriyet
Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten!”
Dünya üzerinde şanlı Türk bayrağı ile problemi olan herkesin emperyalizm ile mutlaka bir gönül ilişkisi vardır!
Son günlerde yaşanan korkunç okul saldırıları, kedi köpek çetelerinin hayvanları insandan üstün göstermeye çalışan algı operasyonları, dijital mecralarda körüklenen şiddet sarmalı… ülkemizin birçok operasyona maruz kaldığının açık göstergesidir.
Milli kimlikten yoksun küresel insan tipi üretme çabası dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de maalesef bir mevzi kazanmış durumda! Yoksa ODTÜ kampüsünde Türk Bayrağı açan gençlere saldırının izahı olmaz!
Türk bayrağına saldıran da bayrağı açan da fiziken bu ülkenin çocukları; ancak bayrağa saldıranlar, bu ülkenin şahsiyetli birer mensubu olmayı değil de küreselcilerin devşirmeleri olmayı tercih etmiş durumda.
Biz dokuz kardeşiz, çok çocuklu aile berekettir. Bereket olmanın yanında o dokuz çocuğu yetiştirmek ise basiret ve irfan ile mümkündür! Çok çocuklu ailelerde kardeşler arasında ufak tefek kavgalar eksik olmaz, tek çocuklu ailelerde de o tek çocuk kendini yarı tanrı felan zanneder! Bu da ayrı bir mesele… Abimler, annem namaza durduğunda ablalarımdan birini hırpalama yarışına girerler. Annem namazı bitirinceye kadar, ablam abimlerin çekiştirmelerine muhatap olacaktır! Henüz 8-10 yaşlarındadırlar, ancak namaz kılana ilişilmeyeceğinin de idrakindedirler, bu sebeple annem, kendisi namaza duracağında, ablama, “Ayşe dün sabah abdest almıştın değil mi, gel hemen yanımda namaza dur!” Der , böylece, abimlerin hamlelerini başa çıkarırmış.
Şimdi, 8-10 yaşlarında çocukların, namaza durana ilişilmeyeceğini bildiği bir köy evinin irfanı ile, 20-24 yaşlarında kendi ülkesinin bayrağına ilişilemeyeceğini bilmeyen (!) ya da bildiği halde domuzluğuna yapan -mevzu ile ilgisi olmayan gençlerimizi tenzih ederim- bir kısım milli kimlikten nasipsiz ODTÜ’lünün irfanını mukayeseyi size bırakıyorum.
Gelelim sizlere, 15 Temmuz 2016 hain fetö darbe girişiminden sonra, kökü bu topraklardan başka hiçbir yere bağlı olmayan, bin yıllık vakıf geleneğimizin bugünkü temsilcileri olan sivil toplum kuruluşlarını da fetö kefesine koyup gündemizinden çıkardınız.
İlim Yayma Cemiyeti, İHH, MTTB, Tügva, AGD, Ensar vakfı, Yeni Dünya Vakfı, Milli Gençlik Derneği, Yedihilal derneği, Ülkü ocakları, Alperen ocakları, dergahlar… gibi yerli ve milli stk’lara çocuklarınızı göndermez oldunuz.
Dijital mecraların yetiştirdiği dijital gençler de bu topraklara aidiyet hissetmez oldu.
Yahya Kemal, “Ezansız Semtler” yazısında, ezansız semtlerde büyüyen çocukların, Türklük hissi ve müslümanlık şuurunun eksik kalacağını söyler. İşte bu yerli ve milli stk dokunuşundan mahrum büyüyen bu ülke çocukları da milli şuuru alacak ortamlardan uzak kaldılar. Siz çocuğunuzu meşgul etmek için bir vakfa göndermek yerine atış poligonuna götürürseniz, ona nereye, niçin, ne zaman atış yapması gerektiği şuurunu vermeden bunu yaparsanız, sonuçta bir katliam ortaya çıkabilir!
Çocuklarınızı, gençlerinizi yerli ve milli STK’lar ile tanıştırın. O vakıf derneklerin faaliyetlerine katılmasını teşvik edin. Oralarda milli duruş kazanacaklardır. Eskiler, çocuğum bir meslek öğrensin diye bir ustaya götürür teslim eder, çocuğa ustanın vereceği parayı da çocuktan gizlice ustaya kendisi öder, çocuğunun, mesleğe sarılmasına yardımcı olur, “çalıştım kazandım” duygusunun gelişmesini isterdi. Sizler de çocuğunuza fazladan vereceğiniz harçlığı ilgili vakıf veya derneğe bağış olarak ödeyip, çocuğunuza oradan burs olarak verilmesini rica ederek çocuğunuzun o vakfa aidiyet duymasına vesile olabilirsiniz; olmalısınız!
Yoksa ODTÜ kazandı, diye övündüğünüz çocuğunuzun Türk bayrağına saldırdığını görüp kahrolma ihtimaliniz yok değil!
