Yeni Anayasa Ve Başkanlık Sistemi-2

Dünya haritası üzerinde ülkelerin yönetilme şekillerine baktığımızda, Yetkinin bir parlamentoda kazanıldığı Parlamenter Monarşiler KIRMIZI ile Parlamentoların ayrı bir devlet başkanından etkili biçimde üstün olduğu parlamenter cumhuriyetler TURUNCU ile Hükümet başkanının ve devlet başkanının görevlerinin birleşik olduğu parlamenter cumhuriyetler YEŞİL ile GRİ alanlar ise isimleri ve uygulanış tarzları farklılık gösterse de BAŞKANLIK SİSTEMİ ile yönetilen ülkelerdir

Türkiye - 16-06-2016 16:16

Yeni Anayasa Ve Başkanlık Sistemi-2
Dünya haritası üzerinde ülkelerin yönetilme şekillerine baktığımızda, Yetkinin bir parlamentoda kazanıldığı Parlamenter Monarşiler KIRMIZI ile Parlamentoların ayrı bir devlet başkanından etkili biçimde üstün olduğu parlamenter cumhuriyetler TURUNCU ile Hükümet başkanının ve devlet başkanının görevlerinin birleşik olduğu parlamenter cumhuriyetler YEŞİL ile GRİ alanlar ise isimleri ve uygulanış tarzları farklılık gösterse de BAŞKANLIK SİSTEMİ ile yönetilen ülkelerdir. Haliyle Dünyanın kullandığı BAŞKANLIK SİSTEMİNİ kullanmamak ve ayak diremek Türkiye’yi frenlemektir… Ve BAŞKANLIK… Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi-1‘de Nasıl bir Anayasa istediğimi daha doğrusu gönlümden geçen Yeni Anayasa’yı sizlerle paylaşmıştım. Yeni Anayasa ile birlikte Başkanlık Sistemi neden önemli biraz da ona bakalım… Olmazsa olmazımız olan Başkanlığa… Ayakkabınız ya da Elbiseniz eskidiğinde ya da yaş olarak büyüdüğünüzde elbiseleriniz size küçük geldiğinde ne yaparsınız? Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yaşasaydınız yama üstüne yama ile durumu kurtarmaya çalışırdınız. Şimdi ise hafif bir defo oluştuğunda bayram seyran dinlemeyip hemen giyim mağazalarının kapısını aşındırmıyor muyuz? Çok net basit bir örnek ile Başkanlık Sistemini istememizin sebebi budur… TBMM Sürekli yasa üstüne yasa çıkartıp adeta yamalı bohçaya dönen Anayasa’ya çeki düzen vermeye çalışırken diğer yandan da Çift başlı yönetimi birbirine sürekli entegre etmek için çabalayıp duruyor… TBMM, Başbakan ve Cumhurbaşkanını sürekli yasal zeminde birbirlerine entegre etmeye çalışadursun, diğer yandan da yeni çıkarılan kanunların ve kararnamelerin Anayasa’ya aykırılı olup olmadığı da sürekli tartışılır hale gelmiş vaziyette…   Bu bağlamda da tabii ki Anayasa Mahkemesinin de kapısı sürekli Anayasaya aykırılık tezleri ile haliyle aşındırılıyor… Cumhurbaşkanını Devletin başı, Başbakanı ise İcraatın başı olarak ayrıştıran sistem Cumhurbaşkanına sembolik görevler verilerek Devletin her türlü ihtiyacını karşıladığı emekli hayatı yaşaması için kurulmuş bir sistem… Atatürk’ü aslında siyasi arenadan çekmek ve ona emekli hayatı yaşatmak için kurulmuş olan sistem birçok defa Atatürk tarafından delinmiştir. Örnek arıyorsak eğer CHP’nin altı oklarından bir tanesi olan ve Atatürk ilke ve İnkılabı olan Devletçilik müessesinin Atatürk tarafından nasıl işletildiğine bakmak lazım… Devletçilik adına kurulan fabrikaların tamamı Atatürk’ün Cumhurbaşkanı olduğu dönemde Atatürk’ün emri ile kuruldu. Atatürk Orman Çiftliği de bu örneklerden bir tanesi…   Dış politika ’da ise Atatürk’ün ön görüsü üzerine hareket edilmiş onun çizgisi üzerine dış politikalar üretilmiştir… Atatürk kısaca kendisine ön görülen Devlet tarafından sağlanan zorunlu emeklilik ve ye-iç-yat makamını reddetmiştir. Atatürk her ne kadar da Emekliye sevk edilmek istense de Cumhurbaşkanlığı makamını BAŞKANLIK makamı olarak kullanmıştır… Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından dillendirilen ve toplum tarafından da ekseriyetle kabul gören Partili Cumhurbaşkanlığı ya da Partili Başkanlık modelinin ilk defa Atatürk döneminde kullanıldığını söylesem muhtemelen bir çok kişi şaşırır. Zira Atatürk hem Devletin başı olarak Cumhurbaşkanı hem de CHP’nin başkanıydı. Muhalefet partilerince her ne kadar dillendirilmek istenmese de 1924 yılında Atatürk, CHP’den ve başkanlığından ayrılmasını isteyenlere bakın nasıl cevap veriyor! “Reisicumhurun fırka reisliğiyle cihet-i alakasını ikide bir tekrar edenler ve bütün cihan bilsin ki, benim için bir taraftarlık vardır: Cumhuriyet taraflılığı, fikri ve içtimai inkılab taraflılığı, Halk Fırkası’nın mefkuresi, esas umdesi olan bu noktada, yeni Türkiye camiasında bir ferdi hariç tasavvur etmek istemiyorum. Onun için Reisicumhur da bulunduğum halde, fırkamızın riyaset-i umûmîsini de fahrile muhafaza ediyorum. Bu suretle yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti’nin takviye ve tarsinine hizmet etmekte olduğum kanaatindeyim”. Bu sözlerinden Atatürk’ün CHP’nin başından ayrılmasını isteyenlere ne kadar kızdığı aşikar değil mi? Yine aynı keza Atatürk’ün ölümünden sonra, İsmet İnönü Cumhurbaşkanı seçilir. İsmet İnönü aynı zamanda CHP genel başkanıdır. Çok partili döneme geçtiğimiz 1946 yılında yapılan milletvekili seçimlerinin ardından, milletvekili seçilmiş olan İsmet İnönü yeniden Cumhurbaşkanı seçilir. Aynı zamanda CHP üyesi ve genel başkanıdır. Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi-2Dikkat çekilecek yıl 1946’dır.Milletvekili seçimleri sonrası hem Cumhurbaşkanı olan hem de CHP’nin başkanı olan İsmet İnönü, Cumhurbaşkanının partili olmamasını tartışmaya açar ve 1947’de CHP’de yapılan bir tüzük değişikliği ile parti başkanlığı İsmet İnönü’nün talebi üzerine sona erdirilir… İsmet İnönü’nün Parti Başkanlı Cumhurbaşkanlığı istememesinin sebebi ise 1950 Milletvekili seçimlerinde gizlidir. Zira 1946 yılında ki Milletvekili seçimlerinde İsmet İnönü kendince! tehlikeyi görmüş ve CHP’nin iktidarının çok uzun sürmeyeceğini fark etmiştir. Haliyle İcra makamı olan Başbakan hangi partiden olursa olsun en kötü şartlarda bile Devletin başı olan Cumhurbaşkanlığı makamını kaybetmemek için bu formülü bulmuştu!!! Atatürk’ün karşı çıktığı bu uygulama, Hem DP’nin başkanı hem de Cumhurbaşkanı olan Celal Bayar tarafından da uygulanmadı. Günümüzde ise, Cumhurbaşkanının tarafsızlığı, Partili olmaması Anayasal bir zorunluluktur. 1977 yılı hariç olmak üzere bir daha darbeler dışında iktidar yüzü göremeyen CHP’nin Partili Cumhurbaşkanlığı ya da Partili Başkanlık sistemine karşı çıkmasının sebebi budur… CHP, MHP ve HDP’nin Başkanlık Sistemine şiddetle ayak diretmesi görüldüğü üzere velev ki ileri ki yıllarda bir şekilde koalisyonlu oluşabilecek iktidar ortaklığında devlet üzerinde hakimiyet kurabilme düşüncesinden başka bir şey değildir. Tarihsel olarak daha doğrusu biraz daha gerilere gittiğimiz de ise Başkanlık Sisteminin farklı şekillerde uygulandığını görüyoruz. Padişahlık ya da Krallık olarak yönetilme biçimi de aslında babadan oğula yada kendi soyundan birisine geçmesi noktasını yok sayacak olursak aslında yönetim Başkanlık Sistemidir. Tek kişinin kendi kurmayları ki bu kurmaylar ki Osmanlı İmparatorluğu döneminde Vezirler ve Veziri Azam olarak karşımıza çıkmaktadır, BAŞKANLIK SİSTEMİ uygulanmıştır. Aynı keza Krallıklarda da Lordlar ile Kral belirli kararları alarak devleti yönetmiştir. Geriye dönük olarak Başkanlık Sistemini birebir anlamda Krallık ya da Padişahlık olarak günümüzde adlandırmak ise abes ile iştigal. Zira Dönemsel farklılıklar ile birlikte bilimin ve teknolojinin ilerlemesi sadece bir soy üzerinden tüm ülkenin yönetilmesini ayrıca dünya üzerinde hakim devletler arasında yer almayı mümkün kılmamaktadır. Bugün Dünyada birçok başkanlık sistemi uygulanmaktadır, Hatta yarı başkanlık sistemleri de mevcut. Ülkelerin jeopolitik, demoğratik ve coğrafik yapısına göre şekil değiştiren Başkanlık sistemini birebir anlamda alıp Türkiye’ye uyarlamak ise Türkiye’nin en büyük hatası olacağı aşikar… Türkiye’nin kendisine has ve Türkiye’nin mevcut jeopolitik konumu birebir anlamda bir kalıbı alıp Türkiye’ye uygulamayı mümkün kılmamakta. Örneğin ABD’de ki başkanlık sistemini birebir anlamda alıp Türkiye’ye uygulama şansınız yoktur. Nedeni ise Türkiye Cumhuriyeti bir tek devletten meydana gelmiştir. ABD ise birçok devletin bir araya gelip birleşmesinden meydana gelmiş bir topluluktur. Tek bir Üniter devlet olmayıp birçok devletin birleşmesi söz konusudur. Haliyle topluluğu oluşturan her devletin kendisine ait ayrıca alt parlamentoları ve bölgesel yasaları mevcuttur. Eyalet olarak adlandırılan bu devletler topluluğuna göre örneğin bir suç idam cezası alırken bir başka eyalette ömür boyu hapis ile cezalandırılmaktadır. Aynı keza bir eyalette İğne ile İdam cezası infaz edilirken bir başka eyalet yasalarına göre elektrikli sandalye ile infaz söz konusudur. Görüldüğü üzere farklı devletleri birleştiren ve eyalet olarak adlandırılan sistemin Türkiye’ye şablon olarak uygulanması birebir anlamda mümkün değil. Ütopik olarak düşünecek olursak eğer, Türkiye’nin başını çektiği Türki Cumhuriyetler ile birlikte tek bir devlet olsaydı ya da böyle bir oluşum hazırlansaydı bu sistemi çalıştırabilmenizin tek çaresi ABD Modeli Başkanlık Modeliydi. Haliyle Türkiye’nin şuan ki ihtiyacı olan kendisine ve ihtiyaçlarına has bir başkanlık modelidir. Çok başlılığı ortadan kaldıracak ve merkezi sistemin elini güçlendirdiği gibi hızlı karar mekanizmasını sağlayacak olan Başkanlık Sistemi artık Türkiye’nin olmazsa olmazıdır. Zira Mevcut sistem yama tutmayan elbiseye dönmüştür. Belirli bir Din ve Kültürel Bağları olan ülkelerin birleşmesi de Başkanlık Sistemi ile daha kolay ve daha da hızlı bir şekilde aşama kaydetmektedir. Aynı keza Güçlü topluluğun temel taşı olan başkanlık sistemi hem bölgesel hem de uluslararası arenada sözünüzün geçirilebildiği bir sistemin yapı taşıdır. Malum İslam İşbirliği Teşkilatı Başkanlığı geçtiğimiz aylarda Mısır’dan Türkiye’ye geçti. Birleşmiş Milletler topluluğundan sonra ki en büyük topluluk olan ve İslam ülkelerinin bir araya geldiği sistemi de aynı Başkanlık Sistemi gibi kullanarak İslam ülkeleri arasında ki politik ve Dini farklılıkları minimize edilebiliriz. Açılış konuşmasını Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı İİT’de bir sözü çok önemsiyorum. Hatırlayalım! “Ben tıpkı 1 milyar 700 milyon kardeşim gibi sadece ve sadece bir Müslümanım. Diğer tüm farklılıklar bu inancımın, bu sıfatımın gerisindedir.” Osmanlı İmparatorluğunun yıkılması sonra Türkiye Cumhuriyetinin kurulması sonrası Hilafet ve Halifelik Makamı kaldırıldı. Haliyle İslam ülkeleri vücudu olan ama başı olmayan ülkelere döndü. Bugün Hristiyanlar için Vatikan olmazsa olmazı ve Papalık makamı vazgeçilmezi iken ayrıca Papanın hem dini sembol olarak korunduğu ve yeri geldiği zamanda Dünya siyasetine yön verdiği noktada İslam Ülkeleri için hem dini sembol olacak hem de yeri geldiği zaman bu İslam ülkeleri adına dünya politikasına yön verecek bir baş yok maalesef.. İslam İşbirliği Teşkilatı ile de bu sorun pekala çok güzel bir şekilde çözülebilir. İİT’nin içerisinden belirli bir sıralı düzen ya da belirli aralıklarla seçimlerle İslam ülkelerini birleştirecek ve İslami anlayışlarda ki farklılığı minimize edecek “HALİFELİK” sistemi yeniden hayata geçirilebilir. Böylece İslam ülkelerinin kalkınması anlamı taşıyacak olan “HALİFELİK” sistemi ile İslam İşbirliği Teşkilatının ortak hareket etme paydası da artmış olacaktır. Zira İİT Tarafından belirli bir süreliğine atanacak veya seçilecek olan “HALİFE” fetva makamını ayağa kaldıracağı için tüm İslam Ülkelerini bağlayıcı nitelikte olacaktır. ”HALİFELİK” sisteminin yeniden hayata geçmesi elbette ki İslam Ülkelerini yeniden Dünya politikalarına yön verecek hale getirecektir. Bu aslında şu demektir, 100 yıla yakındır başsız olan İslam ülkelerine yeniden bir baş tayin etmek demektir. Bu da İslam Ülkelerini birleştirdiği gibi 1.7 Milyar Müslümanı birbirine bağlayıcı olacaktır.   Osmanlı İmparatorluğunu 600 yıl boyunca ayakta tutan ve dönemi içerisinde gelişmesini sağlayan bir arada tutan HALİFELİK ve HİLAFET kavramlarını kendi içerisinde barındırmak olmuştur. Padişahlık Makamına Başkanlık Makamı ile bakacak olursak eğer Padişah sahip olduğu hem tüm Ülkelerin yöneticisi hem de Bu Ülkelerde ki Müslümanların Dini önderi ve lideridir. Haliyle Padişah bir karar alırken hem Vezirlerinden hem de Dini olarak yapılacak işin İslam’a uygun olup olmadığını Kadıdan fetva alarak uygulardı. Netice itibari ile “HALİFE” olarak İslam’a ters düşecek bir karar alması mümkün değildi. Bu yüzden de hem siyaseten hem de Dini olarak Osmanlı İmparatorluğunun yaşam süresi 600 yıl boyunca sürdü. İslam İşbirliği Teşkilatının “HALİFELİK” Makamını tekrar hayata geçirmesi, İslam Ülkeleri arasında ki örülen sınırların bir nevi ortadan kalkması anlamı taşıyor. Dikkat edecek olursanız eğer “HALİFELİK” Makamını anlatırken sizlere aslında BAŞKANLIK SİSTEMİNİ anlattım…   Konuyu çok daha fazla dağıtmamak adına gerek İslam Dünyasının gerekse Türkiye’nin artık ihtiyacı olan “BAŞKANLIK SİSTEMİDİR.” Başsız kalan hem İslam ülkelerinin hem de Türkiye’nin kurtuluşu ve önümüzde ki yüzyıllarda biz göremesek bile büyümesi gelişmesi “BAŞKANLIK SİSTEMİNE bağlıdır… Unutmayın! Türkiye’de ki her gelişmeyi her olumlu ilerlemeyi gerek Türki Cumhuriyetleri gerekse İslam Ülkeleri büyük bir heyecan ile izliyor, Haliyle bizim Büyük Ağabey olabilmemiz BAŞKANLIK SİSTEMİ’NE bağlı, Zira Elbise artık yama tutmuyor….
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Cibiş Kanyonu: Kastamonu’nun Doğal Aquaparkı

Cibiş Kanyonu: Kastamonu’nun Doğal Aquaparkı

15-09-2025 - Türkiye

Kastamonu kaç ilçe ile kuruldu?

Kastamonu kaç ilçe ile kuruldu?

05-03-2025 - Türkiye

  • eşya depolama
  • ahsap mobilya Turkey Hair Transplant Packages ts3 satın al Anlaşmalı Boşanma Davası FUE iptv bayilik Eşya depolama iptv bayilik