100 Yıllık Hikaye Samsun Mevlevihane’sinin İzinde
Prof
Güncel - 12-04-2015 17:28
Prof.Dr. Cafer Sadık YARAN
Mevlevihane, genel bir ifadeyle, Mevlevilerin zikir ve ayin yaptıkları yerlerdir. Bununla birlikte, Mevlevihaneler genellikle külliye biçiminde planlanmış olup, merkezinde semahane, çevresinde derviş hücreleri, bacılar kısmı, kütüphane, sebil, türbe, mezarlık, meydan-ı şerif, matbah-ı şerif ve mescit gibi tamamlayıcı unsurlar yer almaktadır. Mensuplarına İslam dinini ilahi bir musikinin refakatinde sema ederek yaşatan, birkaç metrekarelik çile hanelerinde tefekkür ve ibadet ile terbiye eden, mutfaklarındaki edep ve erkan ile yoğuran Mevlevihaneler, şiir ve musiki ile bulundukları yerlerde, zamanın güzel sanatlar akademileri misali, kültür hayatına da yön vermişler, 1925 yılındaki Tekke, Dergah ve zaviyelerinin kapatılmasına kadar, bu faaliyetini sürdürmüşlerdir.
Tarihİ açıdan bakıldığında, Samsun’da en azından 16. Yüzyılın ikinci yarısından (1576) Mevlevihane bulunduğu anlaşılmaktadır. 1852/53 tarihlerinde de Mevlevihane ve buna ait bir vakıf hamamı bulunduğu kayıtlarda geçmektedir. Bir ara mevcudiyetini kaybeden Samsun Mevlevihanesi, ikinci defa, 1862’de çıkarılan bir fermanla 1862-67 yılları arasında yeniden yapıldı ve Hafız Ali Dede postnişin oldu. O vefat edince 1867’de oğlu Cemaleddin Efendi postnişinliğe atandı. Bu dönemde Mevlevihane kâgir bir semahane ile birkaç ahşap hücreden ibaretti. 1869 yangınında ahşap kısımlar yanıp sadece semahane ayakta kaldı. 1893’te Cemaleddin Efendi vefat edince, oğlu Ali Enver henüz küçük olduğundan Gelibolu’dan Laz Mehmet Dede vekil tayin edildi. Ali Enver 1904’te postnişin makamına geçti ve onun zamanında semahane tamir edildi, vakıf dükkanları ve bir harem kısmı inşa edildi. Bunun dışında Ali Enver Dede Mevlevihaneye ait olan bostanın bir kısmını Reji idaresine kiraladı. Hem Mevlevihane hem dükkanlar o zamanki Samsun-Çarşamba yolu üzerinde bulunuyordu. 1911’de Ali Enver Dede postnişinlikten uzaklaştırıldı. Yerine bir süre Hasib Dede, daha sonra 1912’de de Ali Enver Dede’nin küçük kardeşi Yusuf Efendi tayin edildi. Yusuf Efendi’nin postta ne kadar oturduğu bilinmemektedir. Ayrıca, I. Dünya savaşı sırasında Şam’a giden gönüllü Mevlevi alayına, Samsun Mevlevihanesi Şeyhi Hacı Mehmet Emin Efendi 38 kişi ile katılmıştır. (Tanrıkorur, 2000: 388-92)
Hasib Dedenin yaptırdığı plan ve çizimlere göre, semahane 94,5 m2’lik bir yer işgal ediyordu. Dikdörtgen planlı (10,5 x 9 m.) 6 m. Yükseklik ve 70 cm. kalınlıkta olan bina kiremit örtülüydü. Oldukça sade ve mütevazı ölçülü olan semahanenin planı, Kütahya, Bursa ve Kahire Mevlevihanelerini andırmakta olup son devrin olgun semahane çözümlerinden bir olduğu açıktır. (Tanrıkorur, 2000: 393-94)
Mevlevihanenin “toprakları Cumhuriyet döneminde Tekel İdaresine geçmiştir.” “Bu bilgilerle yıkılmış mevlevihanenin yeri ancak takriben tesbit edilebilmektedir.” Mevlevihanenin, “Cumhuriyet Meydanının açılmasıyla Çarşamba-Samsun-Ordu doldurma sahil yolunun (Atatürk Bulvarı) yapımı sırasında kaldırıldığı düşünülebilir.” (Tanrıkorur, 2000: 392)
[gallery columns="4" ids="85761,85762,85763,85764"]
SAMSUN MEDRESE VE MEVLEVİHANESİNİN YENİDEN İNŞA VE İHYASI
Yukarıda değinildiği üzere günümüzde medreseler daha ziyade müze, kütüphane ve kültür sanat merkezi olmakta, Mevlevihaneler de müze, cami veya kültür sanat merkezi olarak kullanılmaktadır. Dolayısıyla bu tür mirasların değerlendirilebileceği dört alanın,
müze olmak,
cami olmak,
kütüphane olmak, veya,
kültür sanat merkezi olmak
şeklinde özetlenebileceği anlaşılmaktadır. Bunların şimdilik bilebildiğimiz tek ve en yeni istisnası, Yenikapı Mevlevihanesi örneğinde görülen,
bir üniversiteye bağlı araştırma enstitüsü olmaktır.
Bize öyle geliyor ki, Samsun medresesi ve Mevlevihanesinin şu anki durumları düşünüldüğünde, bunların dördü de, mevcut halde kalmakla kıyaslanamayacak derecede önemli gelişmeler ve Samsun’a önemli katkı sağlayacak ilerlemeler olur. Medrese şu anda olduğu gibi atıl kalacağına, müze, kütüphane veya kültür sanat merkezi olması daha iyidir. Mevlevihanenin yeniden inşa edilmesi bile Samsun için başlı başına büyük bir tarihsel onur ve kültürel kazanç olur.
Mevlevihanenin yeniden inşası için eskiden bulunduğu yerin veya bahçesinin bugün de yeniden inşa için uygun durumda bulunduğu anlaşılmaktadır. Şu günlerde Mevlevihane caddesinin sağ tarafında kalan ve eski sigara fabrikası ile Tekel müdürlüğü binasının bahçeleri konumunda olan alanın daha önce Mevlevihane binası veya bahçesine ait olduğu anlaşılmaktadır. Şimdilerde bu alanın altının otopark yapıldığı, üstünün ise yeşil alan olarak bırakılacağı söylenmektedir. Dolayısıyla, yeşil alan olarak kalacak bu geniş alanın uygun bir yerine zaten orijinal hali de pek büyük olmayan Mevlevihane binasının yapılması burası ile ilgili planları hiç bozmadığı gibi buranın kültürel, tarihsel, turistik ve kentsel değerini de oldukça artıracaktır.
Buraya inşa edilecek yeni Mevlevihane, üç ayrı plandan birine göre olabilir gözükmektedir. Bunlardan biri, Mevlevihanenin Hafız Ali Dede zamanında yapılan ilk halidir. Bunda, kagir bir semahane ve birkaç ahşap hücre olduğu bilinmektedir. İkincisi, Ali Enver Dede’nin yaptırdığı ilaveleri de içeren yapıdır. Bunda, ikisi kagir, diğerleri ahşap sekiz dükkan ve kagir kısımların üzerinde bir harem kısmı ilavesi vardır. Üçüncü ihtimal de, Hasip Dede’nin projesini yaptırdığı ama gerçekleştiremediği daha da genişletilmiş mevlevihanedir. Bu plana göre mevlevihaneye, minare, minber, selamlık, meydan odası, kahvehane, üç hücre, akarsuyu bulunan bir matbah, fırın ve kiler, kömürlüklü bodrum, gusulhane, abdesthane, iki hela ve su haznesi de eklenecekti. (Tanrıkorur, 2002: 3890) Bu son plan gerçekleştirebilirse, Hasip Dede’nin 1911-12’deki hayali de tam yüz yıl sonra da olsa (2011-2012’de) gerçekleştirişmiş olur.
Mevlevihanenin yeniden inşadan sonra, nasıl kullanılacağı ayrıdan düşünülebilecek bir husustur; o da, öteki şehirlerdeki benzerlerinden biri gibi bir müze, cami/mescit, kütüphane veya kültür-sanat merkezi olabilir.
Bununla birlikte, bize göre en güzel ve en yararlı olacak projenin örneği, Yenikapı Mevlevihanesinin bugünkü durumunu model almakla gerçekleştirilebilir. Belirtildiği gibi, burası bir üniversiteye bağlı bir araştırma enstitüsü olmuş ve bünyesinde beş araştırma merkezi barındırmaya başlamıştır. Tekrar etmek gerekirse bunlar,
Farabi Medeniyet Araştırmaları Merkezi,
İbni Haldun Sosyal Araştırmalar Merkezi,
Cezeri Bilim Araştırmaları Merkezi,
Mevlânâ Celaleddin Rumi Kültürlerarası Diyalog Merkezi, ve
Fatih Sultan Mehmet Osmanlı Araştırmaları Merkezi’dir.
Bizim medresemiz ve Mevlevihanemizin ikisi bir araya getirildiğinde bile Yenikapının yarısı kadar bile büyük olmayan mütevazı ve şirin yapılar olduğu için bizim tek bir araştırma merkezi ile yetinmemiz uygun olacaktır.
Samsun’daki araştırma merkezi de Yenikapı’dakilerden farklı olarak ve hem medrese hem de mevlevihanenin işlevlerine kısmen yakın olarak, ahlak ve özellikle toplumsal ahlak eksenli bir araştırma ve uygulama merkezi olabilir. Medrese, kendi ilmi ve akli yapısına daha uygun düşecek şekilde toplumdaki ahlaki sorunlar ve onların çözümleri ile ilgili araştırma, eğitim ve uygulama faaliyetleri yapar. Mevkevihane de, yine kendi manevi ve kalbi yapısında daha uygun düşecek şekilde, toplumdaki ahlaki gelişimin veya temiz/erdemli toplum özleminin gelişimine ve yetkinleştirilmesine yönelik araştırma, uygulama ve etkinlikler yapar. Böylece, iki önemli maneviyat mirasımız toplumun ahlaki gelişiminin iki yönüne hizmet etmiş olurlar. Örneğin medrese, Ahlaki Sorunlar ve Çözümler Araştırma ve Eğitim Merkezi, Mevlevihane de Ahlaki Değerler ve Erdemler Araştırma ve Eğitim Merkezi olarak işlev görürler. Ahlaki amaç olmakla birlikte, özellikle Mevlevihane, bir Mevlevihaneden günümüzde beklenebilecek Mesnevi okumaları, Farsça eğitimi, ney ve rebap gibi musiki aletleri eğitimi, tasavvuf ve sanat musikisi eğitim ve icrası, Mevlevi adab ve erkanı yahut ahlakı gibi ilk planda akla gelebilecek halkın ihtiyacı olan pek çok kültür ve sanatın icrası, öğretimi ve eğitimi de elbette karşılıksız olarak verebilecektir.
Bu tür merkezler Dünyanın değişik ülkelerinde ve büyük üniversitelerinde de vardır. Örneğin, Satnford Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Toplumsal Ahlak Merkezi (Stanford University, School of Humanities and Science, Center for Ethics in Society) bunlardan sadece biridir. Bu merkez, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, aile içi şiddet, hırsızlık ve yolsuzluklar, taciz ve tecavüzler, cinayet ve yaralamalar, bencillik ve çıkarcılık, çevre sorunları, sosyal adaletsizlik ve yoksulluk, eğitimsizlik ve cehalet, uluslar arası barış ve güvenlik gibi pek çok ahlaki sorunun kaynağının sadece teknolojik, ekonomik ve politik olmayıp daha ziyade ahlaki zafiyet ve eksiklikten kaynaklandığı inancıyla, günümüz insanı ve toplumunun sorunlarına ahlaki teşhisler ve tedaviler getirmek amacıyla araştırmalar ve eğitimler vermekte olduğunu belirtmektedir. Bir aile vakfının desteğiyle çalışan merkez, örgün eğitimin parçası olmanın yanında, toplumun ahlaki sorunlarını azaltmak ve erdem düzeyini yükseltmek için toplumsal ahlak araştırmalarını burslarıyla teşvik etmekte, halka açık konferanslar düzenlemekte, disiplinlerarası ahlak ve etik atölye çalışmaları yapmakta, okul müfredat programlarını ahlak açısından değerlendirip geliştirmeye çalışmakta, düzenli seminerler ve sohbet toplantıları tertip etmekte, ahlaki amaçlara hizmet eden sivil toplum kuruluşları ile koordinasyon sağlayıp birlikte çalışmalar organize etmektedir.
Dolayısıyla, Samsun medresesi ve Mevlevihanesinin, Üniversitemiz İlahiyat Fakültesi ile, Müftülüğü ile, Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile, Valilik ve belediyelerdeki ilgili birimler ile, ve Samsun’daki ilgili sivil toplum kuruluşları ile işbirliği içinde, Dünyada örneği çok ama ülkemizde belki henüz hiç yok olan ahlak araştırmaları ve eğitimini temel amaç olarak gören ama bu zeminin üzerinde bilim, sanat ve kültürün her alanında Samsun halkına hizmet edecek olan birer kuruma dönüştürülmesi, herhalde hem bu vakfiyelerin sahiplerine karşı sorumluluktan kurtulmamızı sağlayacak hem de günümüzün ve geleceğin Samsun’lularının kültür, sanat ve maneviyat ihtiyaçlarının karşılanmasına önemli katkılarda bulunabilecektir.