Alatlı, dizinin meydana getirdiği etki üzerinden Türk toplumunun yaşadığı ahlaki dönüşümü, bencillik kıskacını ve medeniyet krizini "aklıselim" ile "çöküş sendromları" çerçevesinde masaya yatırmıştı.
“Türkiye'de çekilen en gerçekçi dizidir” diyerek Kurtlar Vadisi fanatiği olduğunu söyleyen Alatlı Vadi'nin sezon finali için Ürgüp’te bir organizasyona aktif olarak katılmıştı.
Şubat 2007’de Zaman gazetesinde yayımlanan, dönemin aydınları Kürşat Bumin ve Emre Aköz gibi isimlerle sert entelektüel polemiklere kapı aralayan ve daha sonra yazarın ‘Hatırla! Geçmişin Geleceğindir’ kitabında da yer bulan yazı serisi; dizideki şiddet unsurlarından ziyade, toplumun "kötülüğün gözünün içine bakma" ve gerçeklerle yüzleşme biçimini ele alıyor.
Gerçekler neden öfke uyandırıyor: 'Galilei etkisi'
Yazısında popüler yanılgılara karşı duran ve doğruyu söyleyenlerin maruz kaldığı baskıyı "Galilei etkisi" kavramıyla açıklayan Alatlı; gerçeğin artık bir rehber olmaktan çıkıp öfke uyandıran, bastırılan bir unsura dönüştüğüne işaret ediyor.
Toplumda açık sözlü ve dürüst insanların dışlanmasını somut örneklerle irdeleyen yazar, ortak aklın yozlaşmaya başladığı evrelerde kontrolün çetelerin ve bencil yapıların eline geçtiğini savunuyor.
Medeniyetin çöküşünü gösteren 5 temel sendrom
Saint Simon, Edward Gibbon, Arnold Toynbee ve Gordon R. Taylor gibi düşünürlerin tezlerinden hareket eden Alev Alatlı, medeniyeti "toplumun paylaştığı ortak idrakin somut bir yansıması" olarak tanımlıyor. Ortak idrakin bozulmasını ve bencilliğin (hodkâmlık) dayanışmanın (diğerkâmlık) önüne geçmesini çöküşün başlangıcı sayan yazar, bu sürecin beş temel belirtisini şu şekilde sıralıyor:
• Akıl karışıklığı: Doğru ve yanlış kavramlarının toplumun anlık ruh haline ve duruma göre değişkenlik göstermesi.
• Düzensizlik: Değer karmaşasının adalet mekanizmasını işlemez hale getirmesi ve felç etmesi.
• Kuruntu: Akıl dışı korkuların beslediği yobazlık ve taassup dalgası.
• Korkaklık: Bencil yapıların ve bireylerin, fedakârlık gerektiren en ufak bir engelde geri adım atması.
• Umutsuzluk: Bencilliğin tetiklediği ölüm korkusu ile gelişen derin karamsarlık ve nafilelik psikolojisi.
"Kahramanlara değil, 'Erzurumluluk' ruhuna ve yiğitlere ihtiyaç var"
Türkiye'nin içinden geçtiği eşikte asıl meselenin "kurtarıcı bir kahraman" arayışından ziyade özverili "yiğitler" yetiştirebilmek olduğunu vurgulayan Alatlı, tartışmayı dizinin başkarakteri üzerinden derinleştiriyor. "İhtiyacımız olan yiğit Polat mıdır, 'Polat' yiğit tanımına uyar mı; bu tartışılır" değerlendirmesinde bulunan yazar, asıl tehdidin "benden sonra tufan" zihniyetini güden ve en ufak bir fedakârlık fikrine dahi tahammül edemeyen bencil yapılar olduğunu belirtiyor.
Yiğitlik kavramının ahlaki zeminini "Erzurumluluk" tanımıyla somutlaştıran Alatlı; bu duruşu haysiyet, erdem, mertlik, samimiyet, vefa ve kârsız bir saygı olarak nitelendiriyor. Alatlı'ya göre, popüler kültür ürünlerinin yarattığı öfke dalgasının arkasında, toplumun yüzleşmekten çekindiği bu ahlaki sorumluluk ve diğerkâmlık çağrısı yatıyor.