"Köle ve Kölecikler – Zihnin Sessizce Ele Geçirilişi" kitabının yazarı Ümit Aydın, cezaevlerindeki bu sıçramanın salt sosyolojik veya hukuki etkenlerle açıklanamayacağını belirterek; suç, medya manipülasyonu, algoritmalar ve yapay zekâ destekli modern zihin mühendisliği arasında sarsıcı bir ilişki kurdu.
Adalet Bakanlığı resmi verilerine göre 31 Aralık 2024’te 383 bin 663 olan cezaevi nüfusu, 2025 yılı sonunda 401 bin 519’a yükseldi. Aydın, 2002 yılında 59 bin 512 olan tutuklu ve hükümlü sayısının 23 yılda yaklaşık 7 katına çıkmasına dikkat çekerek, bu büyümenin arkasında davranışları yönlendiren planlı bir toplumsal mühendisliğin bulunabileceğini ileri sürdü.
Sıradan bir sosyolojiyle açıklanamaz
Kitabında cezaevlerindeki istatistiki tabloyu irdeleyen Ümit Aydın, Türkiye nüfusunun son 23 yılda yalnızca yüzde 20-25 civarında artış gösterdiğini, buna karşılık cezaevi mevcudunun 7 kat yükseldiğini belirtti.
Uzmanların bu durumu infaz kanunlarındaki sertleşme ve tutuklama pratiklerinin genişlemesiyle izah etme çabalarının yetersiz kaldığını vurgulayan Aydın, meselenin sadece “suç oranı artışı” değil, suçun üretilme biçimindeki köklü dönüşüm olduğunu kaydetti. Aydın’a göre gelinen nokta, klasik kamu güvenliği sınırlarını aşarak derin bir toplumsal mühendisliğe işaret ediyor.
Yeni nesil zihin kontrolü ve algoritmik yönlendirme
Söz konusu artışın arka planında yapay zekâ, sosyal istihbarat ve algoritmik tetikleyicilerin yer aldığını öne süren Aydın, klasik "beyin yıkama" kalıplarının geride kaldığını belirtti.
Aydın, geliştirilen davranış modelleriyle bireylerin psikolojik kırılma noktalarının önceden analiz edildiğini ve kişilerin özel içeriklerle suça doğru sürüklenebileceğini savundu. Bu yapıda medya ile sosyal medyanın yalnızca birer iletişim kanalı olmadığını ifade eden yazar, bu platformların cinayet, intihar ve şiddet vakalarını sürekli dolaşıma sokarak şuuraltını şartlandıran birer kitle yönlendirme aygıtına dönüştüğünü aktardı.
Profil etiketleme ve kurgusal kişilik modelleri
Sistem tarafından her bireyin bir veri yığınına dönüştürüldüğünü belirten Aydın, davranış haritaları üzerinden kişilerin zayıf noktalarına göre etiketlendiğini öne sürdü. Kitapta, dijital zihin mühendisliğinin çalışma protokolü olarak şu profil sınıflandırmalarına yer verildi:
"Yalnız, depresyona meyilli" profillerin intihara sürüklenmesi,
"Cinsel eğilimi bastırılmış" bireylerin manipülasyonla sapmaya itilmesi,
"Zeki ve sorgulayıcı" karakterlerin psikolojik çökertmeyle susturulması,
"Zengin ve özgüvenli" kişilerin cinsel şantaj mekanizmalarıyla zapturapt altına alınması,
"Dinî hassasiyeti yüksek" kitlelerin ideolojik tuzaklarla hedeflenmesi.
Aydın, bu mekanizmanın insanları belirli toplumsal travmalarda veya adli hadiselerde birer "senaryo figüranı" gibi kullandığı iddiasını dile getirdi.
İnsan davranışları suça doğru programlanabilir mi?
Suçun niceliğinden ziyade nasıl imal edildiğini sorgulayan Aydın, çalışmasının kesinleşmiş bir laboratuvar kanıtından ziyade güçlü bir mantıksal sorgulama zemini sunduğunu kaydetti.
Reklam ve teknoloji şirketlerinin algoritmalar aracılığıyla bir tüketicinin ne satın alacağını saptayabildiği mevcut düzene dikkat çeken Aydın, "Bir algoritma insanın ne alacağını öngörebiliyorsa, hangi şartta cinnet getireceğini, kime ve neye öfkeleneceğini de tahmin edip yönlendiremez mi?" sorusunu yönelterek okuyucuyu teknoloji, suç mekaniği ve özgür irade ilişkisini sorgulamaya davet etti.