Cumhurbaşkanlığı Sistemi ise milletten kopuk Meclis’e karşı bize bir alternatif sunuyor: Milletin Meclisi. Parlamenter sistemde milletvekillerinin yetkisi yok; kavgalar, kürsü işgali, ısırmak, kendini kelepçelemeyi bile bu yetkisizlikte kendine görev edinen vekiller yok. Partilerin gösterdiği adaylarda belirli grupların temsilcisi, seçim dönemlerinde “esnafa” selam verip, Fatma annenin elini öpen tipten. Yetki kabine ve iktidar partisinin grubunda. Mevcut sistemde yasa tekliflerinin yüzde 90’ı Bakanlar Kurulu, yüzde 10’u ise AK Parti grubundan geçiyor. Diğer partilerin yasa yapma şansı yok, sadece itiraz edebilir ama yine de teklif yasalaşır. Bu da yasamanın, yürütmenin kontrolü altında olduğunun en büyük delili. Yürütme adım atmadan, yasama nefes bile alamıyor.
Cumhurbaşkanlığı Sistemi ise kuvvetler ayrılığını tam anlamıyla sağlıyor. Yani Güçlü yürütme ve güçlü yasama. Cumhurbaşkanlığı Sistemi, hükümetin elinden “Yasa çıkarma”, teklifte bulunma hakkını alıyor. 16 Nisan’da “Evet” çıkarsa, yasaları sadece ‘Milletin Meclisi’ yapacak. Meclis’in yasaları Cumhurbaşkanı’nın kararnamelerini bile düşürecek. Hükümetin getirdiği bütçe tasarısını Meclis oylayacak, beğenmediği yeri düzeltecek. Meclis tam manasıyla Cumhurbaşkanı’nı denetleyecek. Hatta gerekli durumlarda fesih bile edecek. 301 kişi ile soruşturma açabilecek, 402 kişi ile ise yüce divana sevk edilecek. Hükümet, Meclis’in içinden çıkmayacağı için partilerin vekil kriterleri de değişecek. Açıkça Anadolu’nun evlatlarına mebusluk kapısı açılacak. Yasama güçleneceği için Meclis’in ana gündemi milletin beklentileri, uzun süredir çözülemeyen sorunları olacak. Millet sadece seçim dönemlerinde hatırlanmayacak. Diğer yandan Cumhurbaşkanlığı Sistemi başta seçim barajı olmak üzere, birçok değişimi de dayatacak. Meclis’teki temsiliyet, fikir farklıkları, kısacağı Türkiye’nin zenginlikleri daha çok yer alacak. Parlamenter sistemin kalması durumunda ise güçlü Meclis ve denetleme mekanizmasından bahsetmek mümkün olmayacak…