Hiç, karşınızdaki insanın tam size göre olduğunu düşündüğünüz anları hatırlıyor musunuz? Aynı filmleri seviyor, aynı kitaplardan etkileniyor, hatta aynı cümleleri kuruyorsunuz aynı düşünceleri dillendiriyorsunuzdur. Bu durum size bir “ruh eşi” veya “anlaşılmış hissi” verir.
Peki ya bu durum, bir “tesadüf” değil de kasıtlı bir “avlanma stratejisi” olsaydı?
Ya tüm bu benzerlikler, içinizdeki en hassas noktaları tespit edip onları kendi çıkarları için birer silaha dönüştürecek bir duygusal yırtıcının kurduğu sinsice bir ağ olsaydı?
Bu sorular, özellikle sosyal medyanın hayatımızın merkezine oturduğu bu çağda, artık birer paranoiadan çıkıp klinik bir gerçekliğe dönüşmüştür. Maskesini düşüren bir narsistin itirafları, bu karanlık dünyanın perdesini aralıyor. Bugün, o perdeyi tamamen kaldırıyor ve “güven” oyuncağının aslında nasıl bir imha silahına dönüştüğünü gözler önüne sereceğiz.