Han Duvarları Ve Onda Zamanın Yolculuğu…

Türk edebiyatında ‘Beş Hececiler’ olarak bilinen akımın en önemli temsilcisidir Faruk Nazif Çamlıbel. Hiç şüphe yok ki 1923’de İstanbul’dan Kayseri’ye öğretmen olarak giderken, yolda edindiği kişisel gözlemleri ve de şair ruhuna düşen ilhamlarla yazdığı “Han Duvarları” onun ismiyle bütünleşen en önemli eseridir.

Türkiye - 03-03-2013 09:43


Mart ayında başlayan yolcuğu üç gün sürer. Her günün sonunda bir handa konaklar. Ne var ki yolculuğu sırasında Anadolu coğrafyasına dair gözlemleri, handa karşılaştığı Anadolu insanı ve onun cehresindeki hüzün, Faruk Nazif’in ruh dünyasını allak bullak eder. Ve onların şahsında kendini “Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ım” diye tanıtan bir simgeler veya simgeler ötesi bir kahramanla tanışır…
 
“Han Duvarları” Faruk Nafiz Çamlıbel’in Anadolu ile tanıştığı bu üç günlük öykünün lirik bir anlatımıdır. Liriktir, çünkü Anadolu’nun öyküsü, diğer bir ifadeyle “Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ın feryadı onu derinden etkilemiş; adeta onu içine çekmiştir…
 
Faruk Nazif, İstanbul’dan ayrılışını ve ilk gözlemlerini şu dizelerle aktarır “Han Duvarları” şiirinde:
 
 
 
“Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
 
Bir dakika araba yerinde durakladı.
 
Neden sonra sarsıldı altımdan demir raylar,
 
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar…
 
Gidiyorum, gurbeti gönlümde duya duya,
 
Ulukışla yolundan Orta Anadolu’ya.
 
İlk sevgiliye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
 
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
 
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı…
 
Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları,
 
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
 
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler…”
 
 
 
Faruk Nafiz, ilk günün yorgunluğunu konakladığı ilk handa iyi bir uykuyla üzerinden atmak istediyse de, buna fırsat bulamaz… Çünkü Kayseri’ye öğretmen olarak giden Faruk Nafiz, Orta Anadolu’da hayatın öğrettiklerini bir suskun öğrenci gibi “Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış”tan öğrenecek ve öğrendikleriyle de ruh dünyası allak bullak olacaktır. Bunu şu dizlerden okumak mümkün:
 
 
 
“Uykuya varmak için bu hazin günde, erken
 
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
 
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı,
 
Bu dört mısra değildi, sanki dört damla kandı,
 
Ben garip çizgilerle uğraşırken baş başa,
 
Rastlamıştım duvarda bir şair arkadaşa:”
 
 
 
Nafiz’in duvarda hayalen gördüğü şair arkadaşı, bir nevi huduttan hududa koşuşunu bir ‘koşma’ ile ifade etmiştir duvara, hanın duvarına, ya da zamanın tanıklığına:
 
 
 
“On yıl var ayrıyım Kınadağı’ndan
 
Baba ocağından, yar kucağından
 
Bir çiçek dermedim sevgi bağından
 
Hudûttan hudûda atılmışım ben”
 
 
 
Dahası altına da bir tarih düşmüş: Sekiz mart otuz yedi…[1]
 
 
 
Bir sonraki handa yine Faruk Nafiz’i karşılar şu bizim şair arkadaşı. Ama bu kez kalbine, ateş gibi, şu koşmasını söyler:
 
 
 
“Gönlümü çekse de yarın hayali
 
Aşmaya kudretim yetmez cibâli
 
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
 
Rüzgârın önüne katılmışım ben”
 
 
 
Bu koşma karşısında Faruk Nafiz uyudu mu, yoksa sabaha kadar kara kara düşündü mü bilinmez; ama biz yine onun “Han duvarları” şirindeki gözlemlerine dönelim:
 
 
 
“Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı.
 
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı…
 
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
 
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
 
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu’daydık,
 
Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
 
 
 
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
 
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!”
 
 
 
Anlaşılan bu ölümle biten rüyanın ardından son kez sesleniyordu, Faruk Nafiz’e şu koşmalarla seslenen şair arkadaşı:
 
 
 
“Garibim namıma Kerem diyorlar
 
Aslı’mı el almış harem diyorlar
 
Hastayım derdime verem diyorlar
 
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmışım ben”
 
 
 
Derken Faruk Nafiz sorar hancıdan öğrenmek için gerçeği:
 
 
 
“Hancı, dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu’nu
 
Gözleri uzun uzun burkula kaldı bende,
 
Dedi:
 
- Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!
 
…”
 
 
 
Faruk Nafiz, 1923 yılından itibaren genç bir öğretmen olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin oğul vermesine hizmet etmiştir uzunca bir süre…  Daha sonra 1946 yılında çok partili hayata geçtiğimiz dönemde, diğer bir ifadeyle II. Dünya Savaşı sonrasında şekillenen Anadolu’nun konakladığı bu yeni ‘handa’ Demokrat Parti’ye katılır ve 27 Mayıs 1960 askeri darbesine kadar da milletvekili olarak hizmetlerine devam eder.
 
Askeri darbe sonrası “Yassıada mahkemesinde” yargılanır, gözleriyle görmese de Başbakanı Adnan Menderes’in “İmralı”da idam edildiği tarihi sürecin yakın tanığı olur… “Yassıada mahkemesi” sonrası bazı Demokrat Parti milletvekilleri ile birlikte, 1923 yılında öğretmen olarak gittiği Kayseri’de, bir diğer ifadeyle “Han Duvarları” şiirini yazmasına vesile olan Kayseri’de, yaklaşık olarak 16 ay hapis yatacaktır…
 
Belki de bu süreçte “Han Duvarları” şiirindeki gizemli şahsiyeti, yani “Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış”ı çok daha iyi anlamış olmalı Faruk Nafiz. Ve dahi her biri “Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış” olan Başbakan Adnan Menderes ve iki bakanının idam edilmesinin derin anlamını; Anadolu’nun handan hana, menzilden menzile sürüp giden hakikat yolculuğunu çok daha iyi anlamış olmalı!
 
21. yüzyılın başında yeni bir hana girdik, bakalım bu han ve de hancısı kimin ya da kimlerin ölümüne tanık olacak?
 
Ey Anadolu coğrafyası! Üzerinde zaman aksın diye nice “Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış” feda etmiştir kendini, bir gün bir başka şairimizin dediği gibi; “Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış” ‘küçülüp, küçülüp Irak’ta kaybolduğunda ‘Sana’ çoktan elveda demiş olacağız, tabiî ki sen de dayanamayacaksın bu duruma koparacaksın kıyameti…
 
Ne var ki bu daha sonraki asırların gerçeği olsun, bir kez daha destek ol hakikat yolcularına… Biliyorum, bu portmodern han da bir ölümle bitecek! Ölen “Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış” olsa da, bakalım öldürenlerin kim olacak?
 
Faruk Nafiz’in “Han Duvarları” şiirinde, her ne kadar ‘üç koşmayla’ ses vermişse de “Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış”, gerçekte ‘O’ üç kişiden ibaret değildir, sayısız Anadolu evladı bu yolda, handan hana taşınırken, menzilden menzile göç ederken etmiştir ve de edecektir kendilerini feda… Öyle ya, veda anı, aynı zamanda feda anları da değil mi?
 
Kendi ölümü de bir yolculuk sırasında bulacak Faruk Nafiz Çamlıbel’i… Eşinin ani ölümünden sonra çıktığı Akdeniz gezisi sırasında, Samsun vapurunda Kaş-Fethiye arasında seyrederken, 8 Kasım 1973 tarihinde vefat eder.
 
Bu ne gizemli tevafuk 18 Mayıs’ta doğan Faruk Nafiz Çamlıbel, 8 Kasım’da da vefat ediyor. 19 Mayıs’tan bir gün önce doğuyor, 10 Kasım’dan iki gün önce de vefat ediyor…
 
Faruk Nafiz Çamlıbel’in şahsında, Anadolu’nun zamana yolculuğunda; O’nun handan hana, menzilden menzile yol alışında; emek veren, alın teri döken, yetmedi kendini feda eden tüm kahramanlara, Maraşlı Şeyhoğlu Satılmışlara, Allah’tan rahmet diliyorum… Ve yeni bir hanın eşiğinde zorlanan ruhlara da yardım etmesini diliyorum.
 
Allah’ım utandırma, Anadolu’nun zamanda yolculuğunda; handan hana, menzilden menzile, yol alıp yol bulmaya çalışanlara yardım eyle… Âmin!
 
Bugün 1 Mart, Türkiye-ABD ilişkilerinin iyiden iyiye gerildiği ‘1 Mart Tezkeresi’nin 10. yıldönümü… Çiçeği burnunda ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Ankara’da, bu kez ne isteyecekler bilmiyorum; ama 10 yıldır Ak Parti iktidarı yol almaya çalışırken, 1960’lardan bugüne “Maraşlı Şeyhoğlu Satılmışlara” hayat hakkı tanımayanlar da, Ak Parti’yi emperyalizme hizmet etmekle suçluyor… Kendileri bugüne kadar kime hizmet etti, düşünmeden!
 
Ak Parti’nin hataları yok mu, elbette var; ama kim kolay dedi ki size handan hana, menzilden menzile geçişin kolay olduğunu? Hele bir de toplumsal birliği yarım asırdır dinamitlenmiş bir toplumda!
 
Allah’ım utandırma, Anadolu’nun zamanda yolculuğunda; handan hana, menzilden menzile, yol alıp yol bulmaya çalışanlara yardım eyle… Âmin!
 

 
Rıza Üsküdar
 
1 Mart 2013/Eskişehir
 
 
 
[1] 8 Mart 1337, Rumi takvime göredir, bilindiği gibi o tarihlerde Rumi takvim kullanılmaktaydı. Miladi takvimdeki karşılığı, 21 Mart 1921’dir. Faruk Nafiz’in Kayseri yolculuğunun 1923 yılında olduğunu düşündüğümüzde, Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış, Trablusgarp’tan Balkan Savaşlarına, Balkan Savaşlarından I. Dünya Savaşı’na, oradan da Kurtuluş Savaşı’na koşan Anadolu insanı olduğu gibi, aynı zamanda bu tarihlerde son nefesini veren Osmanlı devletine de işaret etmektedir. Dahası Anadolu’nun yeni nefesi Türkiye Cumhuriyeti’nin de doğuşuna…
 
Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı