Hicret, yalnızca bir şehirden başka bir şehre yapılan yolculuk değildir. Hicret, bir medeniyetin doğuşu, bir dirilişin başlangıcı ve karanlıktan aydınlığa uzanan kutlu bir yürüyüştür. Miladi 622 yılında Allah Resûlü’nün Mekke’den Medine’ye gerçekleştirdiği hicret, tarihin yönünü değiştiren büyük bir dönüm noktası olmuştur. Sadece Müslümanların değil, bütün insanlığın geleceğini etkileyen yeni bir dönemin kapısını aralamıştır.
Mekke’de geçen on üç yıllık tebliğ sürecinde Müslümanlar ağır baskılara, işkencelere ve türlü eziyetlere maruz kaldılar. İnançlarından vazgeçmeleri istendi, malları ellerinden alındı, sosyal hayattan dışlandılar ve birçok zorluğa katlanmak zorunda bırakıldılar. Ancak bütün bu baskılar karşısında imanlarından taviz vermediler. Nihayet Allah Teâlâ, Resûlü’ne ve müminlere hicret izni verdi. Böylece görünürde bir ayrılık olan hicret, gerçekte büyük bir dirilişin ve yeni bir başlangıcın adı oldu. Çünkü Allah yolunda yapılan hiçbir fedakârlık karşılıksız kalmaz.