Kamalak Oy Vermek Onay Vermektir, Sorumlu Olmaktır!

Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, yapılan uzun istişareler sonrası Saadet Partisi beklenen kararını açıkladı

Siyaset - 25-07-2014 13:39

Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, yapılan uzun istişareler sonrası Saadet Partisi beklenen kararını açıkladı.   Parti genel merkezinde Başkanlık Divanı üyeleri ile birlikte bir basın toplantısı düzenleyen Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak, Milli Görüş’ün ilke ve kriterlerine uygun olmadıkları için adaylardan hiçbirisine destek vermeyeceklerini duyurdu.   Ortada “Bana Ne Amerika’dan” Diyebilecek Bir aday yok!   Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak, “Her üç adayın üçünün de özde ve istikamette birbirlerinden farkı yoktur. Birbirine zıtlarmış gibi gösterilmeleri iyi kurgulanmış bir hileden ibarettir. Mevcut adaylardan hiçbiri, maalesef, Milli Görüş’ün hassasiyet ve beklentilerine cevap vermiyor. Örneğin adayların hiç biri, ‘Bana ne Amerika’dan’ diyebilecek ve asıl vesayete karşı koyabilecek bir kararlılık ortaya koyamamaktadır. Oy vermek onay vermektir, sorumlu olmaktır. Bizler 10 Ağustos’ta yapılacak oylamada, hiçbir adaya oy vermeyecek ve ileride yapacakları muhtemel yanlışların sorumluluk ve vebaline ortak olmayacağız” dedi.   Asıl Vesayet Amerikan Vesayetidir   Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilecek olmasının vesayet rejimine son vereceği iddiasının bir kandırmacadan ibaret olduğunu ifade eden Kamalak, “Çünkü bu Türkiye’deki asıl mesele, askeri veya bürokratik vesayet değil, asıl vesayet; Amerikan vesayetidir. Bu konuda da adayların hiç biri, ‘Bana ne Amerika’dan’ diyebilecek ve asıl vesayete karşı koyabilecek bir niyet ve işaret gösterememiştir. Seçeneksizliği seçme zorunluluğu özgürce bir seçim olamaz. Kısacası, bütün bu ilke ve prensipler çerçevesinde değerlendirildiğinde mevcut adaylardan hiçbiri, maalesef, Milli Görüş’ün hassasiyet ve beklentilerine cevap vermiyor. Çünkü söylemleri farklı gibi gözükmese de eylem ve yönleri aynıdır: Batıcıdır” dedi.   Demokratik hak gasp edildi...   Kamalak, Cumhurbaşkanı’nı halkın seçtiği iddiasına şu cümlelerle karşı çıktı: “Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçildiğini söyleyebilmek için, milletvekillerinin yanı sıra halka ve sivil toplum kuruluşlarına da, örneğin, ellibin, yüzbin imza ile aday belirleme hakkının verilmesi gerekirdi. Bu hakkın halktan esirgenmesi demokrasi bakımından kabul edilemez bir durumdur. Halkın demokratik bir hakkının gasp edilmesi anlamına gelir. Unutmayalım ki, Mısır’da darbecisi Sisi bile halkın imzası ile cumhurbaşkanlığına aday olarak gösterilmiştir.” Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, tavrı merak edilen Saadet Partisi, kararını açıkladı. Parti genel merkezinde Başkanlık Divanı üyeleri ile birlikte bir basın toplantısı düzenleyen Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak, Milli Görüş’ün ilke ve kriterlerine uygun olmadıkları için adaylardan hiçbirisine destek vermeyeceklerini açıkladı. Kamalak, “her üç adayın üçünün de özde ve istikamette birbirlerinden farkı yoktur. Birbirine zıtlarmış gibi gösterilmeleri iyi kurgulanmış bir hileden ibarettir. Mevcut adaylardan hiçbiri, maalesef, Milli Görüşün hassasiyet ve beklentilerine cevap vermiyor. Örneğin adayların hiç biri, “Bana ne Amerika’dan” diyebilecek ve asıl vesayete karşı koyabilecek bir kararlılık ortaya koyamamaktadır. Oy vermek onay vermektir, sorumlu olmaktır. Bizler 10 Ağustosta yapılacak oylamada, hiçbir adaya oy vermeyecek ve ileride yapacakları muhtemel yanlışların sorumluluk ve vebaline ortak olmayacağız.” dedi. Saadet Partisi olarak, bu nihai kararın öncesinde çok titiz bir çalışma yürüttüklerini kaydeden Kamalak, teşkilatın bütün kademeleri ile geniş istişare toplantıları yaptıklarını, bununla da yetinmeyerek tabanın temayülü için adaylara yönelik özel anketler yaptırdıklarını söyledi.   Millete Partilerin Adayları Dayatılıyor   Türkiye’de cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini ilk gündeme getiren hareketin Milli Görüş olduğunu kaydeden Kamalak, “1970’li yıllarda MSP, 1990’lı yıllarda Refah Partisi olarak cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi gerektiğini ısrarla savunduk. Hatta öyle ki, bundan tam 23 yıl önce 2 Mayıs 1991 yılında İstanbul’da bunun için büyük bir miting dahi yaptık.” diyerek Türkiye’de bugün yaşanan gelişmelerde Milli Görüşün tarihi mücadelesini anlattı. “Bilindiği gibi bir kimsenin cumhurbaşkanlığına aday olabilmesi için en az yirmi milletvekilinin imzasına ihtiyaç vardır. Bu durumda halk, seçilmişlerin seçtiğini seçmek zorunda. Yine yani “asıllar” “vekillerin” adaylarını seçmek mecburiyetindedir.” diyen Kamalak, Cumhurbaşkanını halkın seçtiği iddiasına şu cümlelerle karşı çıktı: “Cumhurbaşkanının halk tarafından seçildiğini söyleyebilmek için, milletvekillerinin yanı sıra halka ve sivil toplum kuruluşlarına da, örneğin, ellibin, yüzbin imza ile aday belirleme hakkının verilmesi gerekirdi. Bu hakkın halktan esirgenmesi demokrasi bakımından kabul edilemez bir durumdur. Halkın demokratik bir hakkının gasp edilmesi anlamına gelir. Unutmayalım ki Mısır’da darbecisi Sisi bile halkın imzası ile cumhurbaşkanlığına aday olarak gösterilmiştir.” Seçime girme hakkı kazanan, ancak yirmi milletvekilinden imza alamadığı için cumhurbaşkanlığına aday gösterme hakkı elinden alınan siyasi partilerin durumunu demokrasi bakımından izah etmenin mümkün olmadığına vurgu yapan Saadet Genel Başkanı seçime girebilen partilerin Cumhurbaşkanlığına aday gösterebilmesini şu gerekçelerle istedi: “Örneğin biz, Saadet Partisi olarak en azından birinci turda kendi adayımızı göstermek isterdik. Ancak önümüze konulan engel ve sınırlamalar yüzünden bunu gerçekleştiremedik. Türkiye’nin son 50 yıllık dönüşümünde etkili olmuş, ülkemizin en köklü ve dinamik hareketinin aday gösterememiş olması bu hukuksuz ve millet iradesini yok sayan tavrın somut bir göstergesidir. İleride yapılacak yeni bir düzenlemeyle, Hem seçime girme hakkı kazanmış olan siyasi partilere, hem de belli miktardaki imza ile halka, Cumhurbaşkanlığı için aday gösterme hakkının tanınması en öncelikli temennimizdir.”   İlke ve Kriterlerimize Uymuyorlar   Milli Görüş hareketi için isimlerin değil, ilkelerin önemli olduğunu ve Türkiye’de isim değişikliğine değil, zihniyet değişikliğine ihtiyaç olduğunu bildiren Kamalak, “Eğer bir cumhurbaşkanı, Faize dayalı sömürü sistemini savunuyorsa, “Reel politik” diyerek küresel egemenlere teslim oluyorsa, İslam dünyası paramparça bölünürken, hala AB’cilik, ABD’cilik yapıyorsa adı Ahmet olmuş, Mehmet olmuş ne fark eder?” diye sordu. Saadet Partisi’ne göre bir Cumhurbaşkanının nasıl olması gerektiğini ise Kamalak şu şekilde sıraladı: “Bizim ilkelerimiz bellidir. Cumhurbaşkanı milli ve yerli olmalıdır. İcraatlarında hayra motor şerre fren olmalıdır. Güçlünün değil, haklının yanında yer almalıdır. Cumhurbaşkanı merhametli olmalıdır. Önce Ahlak ve Maneviyat düsturunu benimsemelidir. Cumhurbaşkanı Milli, Güçlü, Süratli ve Yaygın Kalkınmadan yana olmalıdır. Sömürgeci ekonomiyi değil, Adil Düzeni savunmalıdır. Batı kulübüne girmenin değil, İslam Birliği’ni kurmanın mücadelesini vermelidir.”   Sadece Ses Tonları Farklı Söyledikleri Aynı   Belirledikleri kriterlere göre temel noktalarda her üç adayın da aslında birbirinden çok farklı olmadığını belirten Kamalak, “Örneğin, mevcut her üç adayın üçü de Batıcıdır. Oysa Irak’ı üçe bölen Batı’dır. Libya’yı paramparça eden Batı’dır. Bugün İsrail’in, Gazze’deki katliamlarına en büyük desteği veren Batı’dır. Bu Batıcı zihniyetleri yüzünden, mevcut üç adayın, Filistin konusundaki söylemleri bile özde birbirinin kopyasıdır, aynısıdır. Ses tonları farklı olsa da, söylediklerinin muhtevası birbirinin tekrarıdır. Hiçbiri, tarihin en trajik katliamları yaşanırken somut bir girişim ortaya koyamamıştır.” diyerek, üç adaya da önemli eleştiriler getirdi. Kamalak şöyle konuştu: “Mesela Biz Ekmeleddin Bey’in, Tayyip Bey’e ve Selahattin Bey’e biner lira göndererek yaptığı seçim jestini, asıl Gazze konusunda yapmasını isterdik. Yıllarca İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliğini yapmış bir isim olarak diğer İslam ülkelerini harekete geçirmek üzere somut bir girişimde bulunmasını beklerdik. Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan’ın da, Ekmeleddin beyin bin lirasını iade ederek gösterdiği hassasiyeti, 2005 yılında Yahudi lobisinden aldığı “Üstün Cesaret Ödülünü” iade ederek de göstermesini beklerdik. İsrail’e doğrudan ve dolaylı bilgi aktardığı bir gerçek olan, Kürecik radar üssünü kapatmasını isterdik. Selahattin Demirtaş’a gelince, O’nun da İmralı’nın hakları konusunda ortaya koyduğu mücadele ve kararlılığı, Filistinlilerin yaşam hakları konusunda da ortaya koymasını isterdik. Olmadı.” Kamalak, bu süreçte, Filistin’de İslam Barış Gücü oluşturulması gibi en somut öneriyi Saadet Partisi’nin getirdiğini, ancak mevcut adayların hiçbirinin bu teklifi sahiplenmek bir yana ağızlarına bile almaya cesaret edemediklerine dikkat çekti. “Bütün bu ve benzeri gerçekler göstermektedir ki, her üç adayın üçünün de özde ve istikamette birbirlerinden farkı yoktur. Birbirine zıtlarmış gibi gösterilmeleri iyi kurgulanmış bir hileden ibarettir.”(milli Gazete)
Günün Diğer Haberleri
haber medya kadın