LAİK ÜLKELER DİNDARLARIN TALEPLERİNE BİGANE KALAMAZ

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CNR Expo'da düzenlenen 4. Uluslararası Helal ve Sağlıklı Ürünler Fuarı'na katıldı.

Kültür - 06-09-2013 09:36

Arınç, burada yaptığı konuşmada, Malezya'dan gelen ve bir konuşma yapan bakana teşekkür ederek sözlerine başladı.
 
Daha önce eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan ile 1996 yılında Malezya'yı ziyaret ettiğini anımsatan ve bu ülkenin o dönem Türkiye'nin gözünde çok büyük bir ülke olduğunu belirten Arınç, şunları kaydetti:
 
"Ekonomik gelişmesi yüksekti. Toplumsal barışı çok güçlüydü ve Müslüman ülkeler içerisinde parmakla gösterilen gıpta edilen bir ülkeydi, mutlaka şimdi de öyledir. Ben bu hükümette, Malezya ile irtibatlı Karma Ekonomik Kurul başkanıyım. Benim bir muhatabım var Malezya'da, henüz ikili toplantı yapamadık. Ben hükümette sadece Malezya ile değil Moğolistan'la Yemen'le Uganda'yla Karma Ekonomik Kurul toplantılarını yürütüyorum. Hazır, sayın bakan buradayken bu toplantımızın bir an önce yapılabilmesini kendilerinden rica ediyorum. Çünkü bugüne kadar Malezya'ya yaptığımız görüşme tekliflerine karşılık bulamadık. Kendileri benim muhatabım değil anlayabildiğim kadarıyla ama hükümetlerinde Türkiye ile Karma Ekonomik Kurul başkanı vardır. Buradan döner dönmez kendisinin elinden tutsun, bir daha bırakmasın. ‘Türkiye'ye gittim bu bakan bizimle görüşme yapılamadığından şikayet ediyor nedir bu hal diye bir sorsun' Helal Gıda Konferansı adına en kısa zamanda bu toplantımızı inşallah karşılıklı olarak yapmış olalım."
 
"'Helal' kelimesi, 'Tayyip' kelimesi dini kavramlar, laik kavramlar değil"
 
Başbakan Yardımcısı Arınç, "'Helal' kelimesi, 'Tayyip' kelimesi dini kavramlar, bunlar laik kavramlar değil. Helalin anlamı var, Tayyibin anlamı var” dedi.
 
"Tabi Malezyalı dostumuz ve diğer ülkelerden teşrif eden her biri diğerinden kıymetli arkadaşlarımız, bizim dilemmamızı bilmeyeceklerdir. Kimbilir nasıl tercüme edecek hanımefendi kardeşimiz?" diyen Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Yani bir paradoksumuz, bir çelişkimiz var. 'Helali anladık kardeşim de bu Tayyip neyin nesi diyebilirler?' Çünkü Türkiye'de bu kelime konuşulduğunda akla hemen sayın Başbakanımız Tayyip Erdoğan geliyor. Aslında dilemma şu, içimizde o kadar laikliği yanlış anlayan, yanlış yorumlayan ve particilikten gözlerinin içi kızarmış o kadar gafil insan var ki böyle güzel bir konferansın adına bakarak, şunu söyleyebilirler; 'gördünüz mü gene bir konferansın içerisinde Başbakanın propagandasını yapıyorlar. Zaten Türkiye'de helal falan denince bu yobazlar mutlaka parti propagandası yapacak' demiş olabilirler. Yanılıyor muyum? Yanılmıyorum."
 
Biraz önce hocanın Kur'an-ı Kerim okurken, 'Tayyip' kelimesi içinde geçen ayetler bulunduğunu ifade eden Arınç, şunları söyledi:
 
"Türkiye'de dindar Müslümanlar çocuklarına isim takmak isterse Kur'an'a bakarlar Kur'an'dan isim seçerler. Bu böyledir. Belki yeni zamanlarda bu ihtiyacı duymayanlar olabilir. Ama ben yüzbinlerce insanın, milyonlarca insanın isimlerinin ya Kur'an'dan bir ayette geçtiği şekilde veya peygamberimizin, sahabei kiramın, tabiinin, yani İslam tarihinin içerisindeki isimlerden alındığını çok iyi biliyorum. Türkiye'de milyonlarca Fatma var, Ali var, Ayşe var, Ebubekir var, Osman var hepsi İslam'la doğrudan bağlantılı isimlerdir. O yüzden kimsenin kara propaganda yapmasına izin vermeden, böyle bir şeye ihtiyaç duymadan 'helal' ve 'Tayyip' kelimelerinin anlamlarını çok iyi bilmemiz lazım."
 
Arınç, helalin, haramın karşılığı ve dini bir kavram olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:
 
"Uygun demektir, geniş anlamıyla mübah, yasal demektir, meşru demektir, 40 tane anlamı var. Arapça çok zengin bir lisan. 'Helal olsun' dediğiniz zaman bu kastediliyor ve helal dairesi geniştir. Harama girmeye de gerek yoktur. Bu da bir ölçüdür yani helalleri saymaya gerek yok sadece kesinlikle haram olanlar sayılmıştır ki diğerlerinin ne kadar geniş bol olduğu ve hemen hemen bütün dünyayı kapladığı anlaşılabilir. Bunun karşılığı haram dedik ya onlar da kesinlikle kullanılmaması, yenilmemesi, içilmemesi gerekli olanlar. Müslümanlar için mesela afedersin domuz gibi kan gibi vesaire şeyler."
 
"Tayyip" kelimesinin sağlıklı, temiz, kaliteli demek olduğunu ve daha da geniş anlamlarının olabileceğini anlatan Arınç, şunları kaydetti:
 
"Sayın Başbakan ismini buradan alıyorsa ne mutlu ona demek ki ismiyle mütenasip olmuş. Yani Kur'an'da geçen Tayyip onun ismiyle de gerçek manasını bulabilmiş. Şimdi bu dini kavramların burada zikrediliyor olması tamamen Kur'an'a, İslam'a ve dindar Müslümanlar'ın kabullerine bağlı bir şey. Günümüzdeki politikayla kesinlikle ilişkisi yok, herkes derin bir nefes alsın."
 
Arınç'ın helal yiyecek meselesiyle ilk karşılaşması
 
Başbakan Yardımcısı Arınç, helal yiyecek meselesiyle ilk defa karşılaşmasına da değinerek, şunları söyledi: 
 
"Yurtdışına 90'lı yıllarda çıkmaya başladığımın başlangıcı 89'dur. Ama Viyana, Almanya vesaire ile sınırlı kaldı. Yani birkaç saatlik yolculuklar, bu yolculuklarda bir şey yemesek de ölmeyiz diye düşündük. Ama 1991'in ocak ayında Avustralya'ya gitmem gerekti. Bir aylık bir ziyarette bulunacağım. Avustralya'ya o zaman Türkiye'den direkt uçak da yok. Ya Singapur'a gidip oradan Avustralya'ya uçacaksınız ya da Bangkok üzerinden vesaire. Singapur üzerinden gideceğimize karar verdik."
 
Arınç, 20 saatten fazla uçak yolculuğunda ne yiyip ne içeceklerini merakla sorduklarının altını çizerek, şu ifadeleri kullandı:
 
"Dediler ki gelen hostesten 'helal meal dersin' o sana helal yiyecek getirir. Ama yoksa 'sen koşer istersin koşeri mutlaka getirir' dediler. 'Koşer de neyin nesi?' dedim. 'Musevilerin yiyeceğidir. Onlar da helaldir, İslamidir, kesimleri vesaireleri uygundur' dediler. Gerçekten ben uçağa bindim. Hostes geldi 'halal meal' dedim. 'Yok' dedi. 'Neden' dedim. 'Çünkü onu rezervasyon yaparken söyleyeceksiniz' dediler. Yani check-in yaparken, biletinizi alırken 'helal yiyecek istiyorum' diyeceksiniz.  "Eğer deseydiniz sizin için öyle bir yemeği hazır ederdik' dedi. O zaman 'koşer' dedim. Ezberlemiştim ya 'tamam ondan var dediler' ve getirdiler."
 
Aradan 22 yıl geçtiğini anımsatan Arınç, şöyle konuştu:
 
"Türkiye'de daha yeni. Allah ondan razı olsun, Hüseyin beyin üzerinde dura dura herkese sonunda kabul ettirmeye muvaffak olduğu konuyu bugün yeni gündemimizde görüşüyoruz. Malezya şanslı, diğer İslam ülkeleri de şanslı olabilir. Onlarda maalesef dine karşı ama her konuda karşı bir cereyan bu kadar güçlü değildi. Helal kelimesini ürünler bazında kullanmak, günlük hayatımızda kullanmak Türkiye'de bir kısım çevreler tarafından maalesef çok yanlış anlaşıldı. Türkiye Cumhuriyeti devleti laik sosyal bir hukuk devleti. Buna hiçbir itirazımız yok. Laik bir ülkede yasama meclisi, yasama organı, kanun yaparken Kur'an'daki bir ayeti kanun haline getiremez. Bunu da anladık ama laikliğin gerçek anlamıyla yaşandığı bir ülkede, devlet dindarların taleplerine bigane kalamaz. Onları reddedemez, onların tercihlerini gerçekleştirmek üzere özel sektöre destek verir, bu istek ve arzulara uygun düzenlemeler yapılmasına hiçbir zaman karşı çıkmaz."
 
Arınç, yanlış bir laiklik anlayışının, Türkiye'de yıllarca, "helal", "haram" kavramlarını istihza ile karşıladığını, alay ve hakaret ettiğini söyledi.
 
Başbakan Yardımcısı Arınç, "Bu da nereden çıktı? Hangi çağdayız? Bu ülke şeriatla mı yönetiliyor? falan... Kendi ülkemi şikayet etmek noktasında bunları söylemiyorum. Türkiye bunları yaşadı diye uzun uzun anlatacak değilim. Ancak nüfusu 75 milyon olan Türkiye, dünyada 2 milyar nüfusa yaklaşan İslam nüfusu içerisinde, bu düzenlemeleri 20-30 sene önce, 10 sene önce yapabilseydi, bugün helal gıda ve içecekler konusunu, tayyip gıda, içecekler veya sektörler konusunu, biz bugünkü endişelerle konuşmuyor olacaktık" diye konuştu.
 
Düzenlemelerin önceden yapılmış olması durumunda şu an sağlıklı ürünlerin yenilip içileceğine ve bunun bir tercih olduğuna işaret eden Arınç, İsrail eski Cumhurbaşkanı Moşe Katsav'ın Türkiye ziyaretinden önce mutfak görevlilerinin gelerek bizzat hazırlandıklarını ve bunu inançları gereği yaptıklarını söylediklerini anlattı.
 
Arınç, dindar bir Yahudi'nin ya da Musevi'nin bir cumartesi günü faaliyette bulunmadığını dile getirerek, şöyle devam etti:
 
"İnanç meselesi, bunun doğruluğu, yanlışlığı tartışılmaz. 'Benim inancım bunu emrediyor' dediğinde, sadece ona saygı duymamız lazım. Dindar Müslüman neyi içecek veya içmeyecek? Ölçü belli. Bütün bunlarda 'Ben böyle bir gıda arzu ediyorum' dediğinde, aslında sadece ticareti bile düşünseniz ona uygun ürünler meydana getirmeniz lazım. Akıllı tüccar bunu yapar. Şimdi 'kuru yolum' diye, bir firmanın dışarıda tavuk eti ya da piliç eti ilanlarını görüyorum. Bu Türkiye için çok önemli. 'Efendim bu devirde böyle bir şey olabilir mi?' Olur kardeşim. Her dinin, her inancın mensupları var, dindarları var. Onların kendi ölçüleri içerisinde günlük hayatlarını tanzim ederken dikkat ettiği noktalar var. Bunu tartışmak abestir."
 
Arzu edenlere helal ürünleri sunma mecburiyetinde olduklarını vurgulayan Arınç, "(Yediğimiz içtiğimiz helal mi?) diye sorulduğunda, bunu ölçülere bakarak, İslam'da helal ve haram üzerine yüzlerce kitap yazıldı. Büyük alimler var. 'İçecekse şu, yiyecekse bu. Çünkü Kuran, sünnet bu şekilde tarif etmiş' denildiğinde, bu laik devleti zedelemez, laikliği güçlendirir. Çünkü laiklik, din ve vicdan özgürlüğüdür. Laiklik, din ve vicdana uygun yaşamak isteyen insanlara hayat sunabilmektir. Zorlayıcı bir devlet anlayışı ile laikliğe bakarsanız, bu, bir ülkeyi açık cezaevi haline getirmektir" ifadelerini kullandı.
 
"Otomotiv test merkezini Bursa'ya kuracağız" 
 
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, helal gıda ve içecek talebinde bulunan insanlara, bir belge, sertifika verilmesi gerekiyorsa bunu yapmak zorunda olduklarını aktararak, şunları söyledi:
 
"Mesela Türkiye'de bir otomotiv test merkezi yok. Üretilen binlerce otomotivin testi, yurt dışında yapılıyor. Biz 1 milyar dolar civarında, sadece test için, dışarıya para ödüyoruz. Türk Standartları Enstitüsü bize bir teklif getirdi. 'Bunu biz Bursa'da yapabilir miyiz?' Ne kadar iyi olur. Çok şükür bin dönümlük bir arazi bulduk ve şimdi otomotiv test merkezini, Bursa'ya kuracağız. İmal edilen, üretilen otomotivin testlerini burada yapacağız, sertifikalarını burada vereceğiz. Bu benim anlattığım konuyla doğrudan bağlantılı. Neden burada yapmayalım bunları, dışarıya neden para ödeyelim? Bu sertifikasyon işi de benim hatırıma aynen böyle bir noktayı getiriyor."
 
İslam İşbirliği Teşkilatı'nın kurduğu bazı komisyon ve çalışmaları olduğunu belirten Arınç, bunların yeterli olmadığını, teşkilatın bu konuda çok faal bir durumda olduğunu görmediklerini dile getirdi.
 
Arınç, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın GİMDES ve bu yönde çalışma yapmak isteyenlere engel olmayarak, destek olması gerektiğini kaydederek, "Bu kadar ürün sertifika almak için gelmiş ve verilmişse, artık bu tescil mecburiyeti Türkiye'de tanınmışsa, bizim Malezya'nın geldiği noktaya şimdi gelmiş olmamız, elbette üzülünecek bir şey değil" şeklinde konuştu.
Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı