Sakal-I Şerifin Zarar-I Şerifi

Allah’tan doğrudan aldığı vahyi, yani ilahi bilgiyi insanlara eriştirmek için görevlendirilmiş olan peygamberimiz, bu görevi hakkıyla yerine getirmiş ve bulunduğu çağda da toplumuna örnek oluşturmuştur

Köşe Yazıları - 23-09-2014 09:06

Allah’tan doğrudan aldığı vahyi, yani ilahi bilgiyi insanlara eriştirmek için görevlendirilmiş olan peygamberimiz, bu görevi hakkıyla yerine getirmiş ve bulunduğu çağda da toplumuna örnek oluşturmuştur. En önemli görev konusu Allah’ın rab ve ilahlığını vurgulamak, bu konularda müşriklerce yapılmış olan yanlışları düzeltmekti. Bu amaçla toplumda geniş kabul gören taşlardan yapılma putlara karşı çıkmıştır. Ancak putların bizzat kendisi ve insanları putlara tapmaya sevk eden inanç ile de mücadele etmiştir. Putların temizlenmesi çok kısa sürmüş, putperestlik anlayışı ile mücadele süreci yıllar almıştır. Günümüzde de bu mücadele halen devam etmektedir. Putperestlik her ne kadar taş veya tahtadan yapılmış bir put ile ifade edilse de İslami anlamda "putçuluk" bir zihniyettir. Bu inanç hastalığına yakalananlar, bizzat kendisini, değer verdiği kişiyi, var olduğuna inanıp zararını bertaraf etmek için önlem aldığı doğaüstü güçleri veya bir ideolojiyi put yerine oturtabilir. Bu anlamda putçuluk şirkin en önemli boyutu olarak karşımıza çıkmaktadır. Şirkin gizli bir şekilde ve neredeyse genlerimize işleyecek bir incelikle yaşamımızda yer ettiği açıktır. Kimlik ve niteliğine bakmaksızın hiçbirinin bu dünyaya etkisinin olmamasına rağmen mezarda bulunanlardan yardım isteme, parti/tarikat/cemaat/mezhep/ideoloji önderinin/önde geleninin her dediğini itirazsız ve koşulsuz olarak kabul etme de putçuluktur. Zira aklı ortadan kaldırma veya beyni birisine kiraya verme ile koşulsuz itaat, putçulukta temel belirleyicilerdir. Peygamberimiz putçuluğun her şekline karşı çıkmış olmasına rağmen, yolundan gittiğini söyleyen pek çok Müslüman putçuluk tuzağına düşmüştür. Peygamberimizin mezarını tavaf etmek ve yüz sürmek başta olmak üzere türbelerde uygulanan ritüellerin hepsini yapmışlardır. Günümüzde bu uygulamalar neredeyse karşı çıkılamayacak ve değiştirilemeyecek düzeyde yerleşmiş durumdadır. Peygamberimize olan saygı ve sevgi, bir peygamber ve insan sevgisini aşmış, gizli bir tanrı konumuna yükseltmiştir. İlahilerin konusunun çoğunlukla Allah'a ve Kuran’a yönlendiren içerikte değil, Peygamberimizi övücü ve yüceltici mahiyette olması da bu anlayışın tezahürüdür. “Adı güzel kendi güzel Muhammed”, “Doyamadım Muhammed’e” gibi ilahilerde Kurani mesajların tersine bir kulu aşırı yüceltici sözlerin olması, insanın içindeki şeytanın putçuluğa olan meyline işaret etmektedir. Özellikle Peygamberimizin doğumu esnasında yaşandığı iddia edilen olayları anlatan Mevlit ise bu konuda zirve noktasıdır. Peygamberi asli misyonundan alıp tanrılaştırma sürecine doğru götürmenin bileşenleri salt bunlarla kalmamaktadır. Bir kısım ayetlerin yorumlanarak Peygamberimizi işaret ettiğini iddia etmek, hadisler çevresinde bir peygamber algısı yaratmak, yüceleştirilecek tek varlık Allah olması gerekirken her Allah isminin yanına Muhammed yazmak, hatta Allah ismini yalın kullanırken Muhammed isminden sonra istisnasız salâvat getirme zorunluluğunda olmak da Kuran mesajından uzaklaşmanın getirdiği sapmalardır. Kutsal emanetler adıyla anılan ve içerisinde Peygamberimizin ayak izi, hırkası ve sakalının bulunduğu eşyalar da bu kutsallaştırmadan payını almıştır. Çok büyük tarihsel önemi olmasının yanında, Peygamberimize ait olduğundan yola çıkılarak bu eşyalarda kutsallık ve mübareklik bulunduğu gibi bir kuruntu oluşmuştur. Peygamberimizi övmenin dahi ibadet olduğu düşüncesinden başlayarak sakalının mübarek kıllarını (!), bereketlenmeleri için bizzat kendisinin insanlara verdiği inancı dahi bulunmaktadır. Hatta Halid bin Velid’in, sarığı arasında bir Sakal-ı Şerif taşıdığı ve bunun sayesinde her savaşta zafer kazandığına dahi inanılmaktadır. Daha da öteye gidilerek Peygamberimizin eşyaları ile bereketlenmek, bizzat kendisi tarafından beğenilip kabul edilmiştir diye iftira da atılmaktadır. Oysa peygamberimiz bu anlayışı yıkmak için gelmiş ve mücadele etmiştir. Ne yazık ki kendisinin başına da aynı şey gelmiştir! Peygamberimizin putçuluğa karşı savaşını en iyi anlayanlardan olan Halife Ömer‘de büyük bir duyarlılık görmekteyiz. Tarihe Rıdvan Ağacı olarak geçen olay putçuluğa karşı gösterdiği hassasiyetin ürünüdür. Peygamberimiz Hicret’in altıncı yılında bin altı yüz sahabe ile Kâbe’yi ziyaret için Mekke’ye yola çıkmıştı. Buna izin vermek istemeyen Mekke müşrikleriyle görüşmek için giden Halife Osman gecikince, öldürüldüğü haberi yayıldı. Bunun üzerine Peygamberimiz yanındaki sahabelerden, müşriklerle ölümüne savaşma ve geri dönmeme konusunda biat aldı. Bu biate “Rıdvan Biati”, altında gerçekleştiği ağaca da “Rıdvan Ağacı” denmiştir. Ancak zamanla insanların bu ağaca aşırı ilgi göstermesi ve yanında namaz kılmaya özel bir önem vermesi nedeniyle Halife Ömer bu ağacı kestirmiştir. Sonuçta güzel bir olayın anısından yola çıkarak insanların putperestliğe doğru gidip şirke düşmelerinin önüne geçmiştir. Günümüzde de özellikle kandil gecelerinde sürekli gündeme gelen Sakal-ı Şerif, Rıdvan Ağacı ile aynı işlevi görmektedir. Peygamberi misyonun gerçek mesajını yerine getiremeyen aciz Müslümanlar, bir sakal telini görmekle gönüllerini rahatlatmaktadırlar. Göz yaşları arasında bir sakal parçacığını görmek ve bereketlenmek için çabalamaktadırlar. İşte put ve putçuluk yapanlar, karşısına aldığı herhangi bir cismi ilahi konuma yükseltir ve onun karşısına geçip saygı gösterirler. Belki bunu yaparken de onun bir tahta, taş ve kıl olduğunu, herhangi bir fayda ve zarar veremeyeceğini de bilirler. Bu davranışta bulunurken de Kuran'daki ifadeyle ".... O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: «Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.» ...". (39/3) derler. Oysa bir taşın, bir anıtın, bir kabrin, bir türbenin, bir kılın veya herhangi bir şeyin karşısına geçip Allah'a gösterilmesi gereken saygıyı ona göstermek, o veya onun aracılığıyla bir şeyler elde edilebileceğini ummak, onunla konuşur gibi yapmak, ona yazılı veya sözlü olarak bir ricada ve beklentide bulunmak putçuluktur, şirktir. Ve bu saygı gösterilenler bizi duymadıkları gibi, bizden öncekilerin böyle bir gelenek başlatmış olması da Allah katında kimseyi kurtaramayacaktır (26/72-74). Hürmet gösterilen sakal telinin Peygamberimize ait olması, bu yapılan şirkin İslamileştirilmesine gerekçe oluşturamaz. Bir zamanlar Nuh peygamberin kavminde bulunan saygıdeğer insanlardan Vedd, Suva, Yeğus, Yeuk ve Nesr isimli kişilerin hatırası için yapılan heykellerin bir müddet sonra şirk aracı olması gibi (71/23) Sakal-ı Şerif de bir şirk aracı haline dönüştürülmüştür. Hem de bu tip şirkle ömrü boyunca mücadele etmiş bir Peygamberin varlığına rağmen. Bir sakal uğruna dökülen gözyaşının binde biri, çocuk yaşta nice güneşlerin battığı coğrafya için dökülmemektedir. Bu durum Sakal-ı Şerif ve bunun gibi şirk unsurlarına takılan ve ayrıntıda boğulan Müslümanların, İslam'ın gerçek mesajını algılayamayarak nasıl bir hurafe din anlayışıyla ömür tükettiğine ve zarara uğratıldığına örnek teşkil etmektedir. Sonuçta sadece tarihsel önemi olması gereken Sakal-ı Şerif, dinsel nesne halinde putlaştırılarak Zarar-ı Şerif şekline dönüştürülmüştür.
Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı