Vesayetin Son Kalesi Üniversiteler
İzmir’in kurtuluşu sırasında ihtiyar bir amca, kaçan düşman askerlerinin arkasından bakıp ağlıyormuş
Türkiye - 02-06-2015 20:00
İzmir’in kurtuluşu sırasında ihtiyar bir amca, kaçan düşman askerlerinin arkasından bakıp ağlıyormuş. Orada bulunan askerler merakla sormuşlar: “Amca düşman kaçıyor işte. Ne diye ağlıyorsun?” İhtiyar amca gözlerini silip cevap vermiş: “Ha bu kaçan gavurların geride bıraktıkları tohumlar, yarın bir gün memleketin başına efendi kesilecek. İşte o günler için ağlıyorum.” Sahi… İngiliz’i, Fransız’ı ve emperyalizmin postalları çekilirken geride iz bırakmadı mı? Kripto ecnebiler… Dedelerimiz cephede birer birer şehit düşerken, tezgâhlarını açıp memleketi gümbür gümbür senelerce idare etmediler mi? İzmir’de yüz yıl sonrası için gözyaşı döken o amcayı bir gözlerimizin önüne getirelim. Peki biz hevesi kursağımızda kalmış hangi zafer için yüz yıldır böyle gülücükler saçıyoruz. Yoksa esaretin pençesindeyken “Türkiye Türklerindir” logolu Hürriyet gazetesinin ve boyalı basının uyuttuğu kitlelere dahil miyiz? Gerçek şu ki; denize döktüklerimiz kadar karada var. Uyanmazsak, kim bilir sırada hangimiz var? Bu yazımızda vesayet rejiminin bakir kulvarından, İstanbul Üniversitesi’nden söz edeceğiz.
Hani şu kapısında Fetih Sûresi yazıp da içinde sessiz sedasız en ala Bizans entrikalarının döndüğü, vesayet rejiminin kozmik karargahı haline gelmiş üniversiteden söz ediyorum. Bu ülkenin savcısını, askerini, polisini şehit eden terör şebekelerinin konuşlandığı bir üstten söz ediyorum. Perdeye silüeti hiç yansımamış, yüzleri hep karanlıkta kalmış olanlardan söz ediyorum.
Sessizliğin sesiyle, fısıltılar arasında örtük kalmış kin, nifak, fitne ve fesat tohumlarının atıldığı, ifsat komitelerinin kurulduğu karar mekanizmalarından söz ediyorum.
Vesayet rejiminin deşifre edilmemiş en zinde hücreleri belki de benim de mezunu olduğum İ.Ü. SBF’dedir. 2023’e çeyrek kala, halen 28 Şubat’a rahmet okutacak türden bir baskı ortamının bizzat fakültede görevli akademisyenlerce işletilmeye çalışılması manidardır. Düşünün… Bir fakülte çatısı altında öğretim görevlisi olan biri akademik yıl açılış toplantısında bütün öğrencilere ve akademisyenlere hitaben “Sizden Gezi olaylarından daha büyük bir performans bekliyoruz” diyerek kitleleri provoke edebilir mi? Ya da toplumu ayrıştıracak türde kin ve nefrete dayalı argümanlar sınav kâğıtlarına kadar yansıtılabilir mi? Zihin kodları kendileriyle örtüşmeyen insanlar hedef gösterilip karşılarında linç kampanyaları yürütülebilir mi? Türkiye’nin bütün gücüyle normalleşmeye çalıştığı şu günlerde üniversitelere ilişkin söz konusu manzara ülkemize hiç yakışmıyor.
Memleketimizin en güzide üniversitelerinden birinde statükocularla Paralel yapının omuz omuza verip memleketin organik beyinlerine yönelik yürüttüğü linç kampanyalarına karşı 2023 vizyonunun kurucu unsurlarını uyarıyoruz. Duvarlara 1453’ten beri böyle zulüm görülmedi, yazan Bizans bakiyesi bir zihniyetin ardılları bugün üniversitemizde maalesef cirit atmaktadır.
Kaba bir materyalizm, koyu bir Marksizm perdesinin gerisinde ruh çağırma seanslarına eşlik eden, türlü spiritüel hezeyanlarını ustalıkla gizleyen, sözde solcu özde karambolcülerin farkındayız. Bilimin aydınlığından dem vuranların zihinsel arka planındaki hurafelerle dolu karanlık dünyalara vakıfız. Buradan vesayet rejiminin bütün kalıntılarına açıkça ilân ediyoruz. Başaramayacaksınız! Perdeler kalktı, hepiniz açıktasınız…
Ammar Çankaya – DİRİLİŞ POSTASI