Genelde bir "gençlik güzellemesi" tavrı, güncel söylemlere hâkimdir. Gençleri hoş tutalım, gönüllerini alalım, moralleri yüksek olsun,.....vs. Eyvallah, olsun.
Ancak birilerinin de,
acı gerçeği söylemesi lâzım. Her zaman da, "lay lay lom" değil yâni.
Artık kimse, nasihat almıyor ve kimseyi de dinlemiyor. Hele de gençler ! Herkes, neredeyse doğuştan herşeyi biliyor, en çok o biliyor ve en doğruyu biliyor. Niyeyse ?
Plan, plancılık, proje, proje yapmak, proje insanı, bir projenin parçası olmak,..... bunlar, genellikle olumsuz anlamda kullanılıyor. Bu durum, bir önyargının ve güvensizliğin eseridir.
Her kelimenin olumsuz ve olumlu anlamları olabiliyor. Bu plan-proje işlerinin de, olumlu anlamlarına bakmamız lâzım.
İnsan; düşünen, öngören, tahmin eden, plan yapan, organize edebilen, bilinç sâhibi bir varlıktır. Kendi hayatını, en iyi şekilde, kendisi planlamalıdır.
Kendini tanımak;
Kendi hakkında düşünmek, hayatını planlamak, amacını, yolunu ve hedeflerini belirleyen programlar yapmaktan bahsedilince,
alaycı bir tavırla bıyık altından gülen ve etrafına küçümseyerek bakan tipler, hayli çoğunluktadır.
Güyâ bunlar, çok zeki gençler !
Herkes ama herkes,
bir akıllı, bir zeki, bir bilgili, bir düşünceli, bir uyanık ki, sormayın gitsin ! Kimse burnundan kıl aldırmıyor. Tamam.
Sonra birde bakıyorsun ki; 30 yaşına gelmiş paşamız veya prensesimiz; işi gücü yok, bir mesleği yok, beceri yok, umur yok, sorumluluk hissi yok, bildiği hiçbir iş yok, düzgün tercüme yapabilecek bir yabancı dili yok, o yok, bu yok,..... hiçbir işi yapamayan, hiçbir mesleği bilmeyen, yâni hiçbir işe yaramayan, zavallı, özelliksiz bir tip çıkmış ortaya !
Peki de, neydi bu havalar cıvalar, bu geç vakte kadar ? Hani siz, bugüne kadar, yıllardır çevreye, "Bak ben okuyorum, büyüyorum, gelişiyorum, vasıf kazanıyorum, hazırlanıyorum, bir okulum bitsin, bir iş hayatına geçeyim de, o zaman görün siz seviyeyi, kazanmayı ve iş yapmayı" diyerek, üstten üstten hava basıyordunuz !
Sizdeki bu sahte havaları gören de, "Oooo bu genç öyle büyük ve önemli işler yapar ki, bırakınız kendisini, ayrıca
çevresine, akrabâsına, arkadaşlarına ve ülkesine de, büyük faydası dokunur" diye ümitler bağlıyordu.
Sonuç, bu muydu ?
Koca bir fiyasko !
Restoranlarda pahalı yemekler yiyen, Kafelerde takılıp, binbir çeşit gavur kahveleri içip, yemek parasından daha fazla keyif harcaması yapan, son çıkan cep telefonu makinesinden ve kıyafetinin markasından kişilik devşirmeye çalışan, işsiz, işe yaramaz ve geçkin genç tipler !
Eskilerin deyimiyle;
"Al sana bir kaya, nereye dayarsan daya !" Bunun için miydi havalarınız, cıvalarınız, tripleriniz, kibriniz ve nazınız,...?
Bu ergenlikten çıkamamış, çiğ hallerinizi, kim ne yapsın ? Sizi kim çeksin bre ?
Öyle yağma yok !
Bedâva dünya yok !
Niteliksiz, vasıfsız, çabasız, gayretsiz,
hiç bir işe yaramadan,
boş beleş geçinmek
diye birşey yok !
Herkes kendine gelsin. Lütfen, ayaklarınız da yere basıversin.
Kendinizi tanıyın, kendinize uygun iş ve meslek alanınızı, doğru seçin. Kendi hayatınızı planlayın ve projelendirin. Amacınız ve sıralı hedefleriniz olsun. Düzenli çalışın ve yeterince gayret gösterin.
Şu lüzumsuz yükselmiş şişkin egonuzu, bir yana bırakın veya normale çekin. Bir işe yarayın.
Kendi ayaklarınız üstünde durun ve kimseye yük olmayın. Peşin alacaklı değilsiniz, önce emek verip hak etmelisiniz.
Hayatın hakkını verin ki, iyi yaşamaya da, hakkınız olsun.
İnsân olun yâni.
Vesselâm.
Av.Kadir EROL