Rehberden Silinen Her Numara, Taştan Silinen Bir Yazı

Mehmet Ali Çamoğlu

21-05-2026 16:45

Geçen gün telefon rehberimde şöyle bir maziye doğru gittim. Bizler; 1940 ile 1965 arası doğanlar…

Ömrün o mağrur sonbaharını süren, her gün biraz daha kalabalıklaşan bir cihanda her gün biraz daha tenhalaşan o mahzun kuşak…

Rehberimi yukarı doğru kaydırdıkça, sinemin tam ortasına ağır, tarifsiz bir ıstırap oturdu. İsimler tek tek azalıyor, eski dostların yerini derin, dipsiz bir sükûnet alıyor. Hayat gailesi, geçim telaşı derken her birimiz zamanla başka şehirlere savrulduk, fersah fersah uzak düştük. Ama mesafeler, yürekte demlenen o sarsılmaz muhabbeti hiç eksiltmedi.

Şimdilerde bu coğrafi uzaklığa, bir de dijital dünyanın o buz gibi, ruhsuz çehresi eklendi. Bazen hiç beklemediğiniz bir anda, sosyal medya ekranını alelade bir günün içinde aşağı kaydırırken, aşina bir çehreye çarpıyor gözünüz. Altında kapkara bir kurdele, yan sayfasında hançer yarası gibi can yakan taziye mesajları... Bir zamanlar omuz omuza yürüdüğünüz, gençliğinizi, acı tatlı hatıralarınızı paylaştığınız kadim bir dostun irtihal ilanını; binlerce yabancının doluştuğu o sanal meydanda, sıradan bir havadismiş gibi görüveriyorsunuz. O an telefonun ekranı buz kesiyor, parmaklarınız donuyor. Sosyal medyanın o gürültülü hengamesi içinde, kalbinizin tam ortasına dilsiz bir bomba düşüyor; içinizdeki koca bir dünya sessizce infilak ediyor.

Kaç defa o uzak şehirlerdeki dostlarımı arayıp seslerini duymak, hasret gidermek istedim. Zaman zaman arar, hal hatır eder, sırf "Öylesine, sadece sesini duymak için aradım" derdim. Zaman akıp gittikten sonra, toprağın altına giden feryatların, o geç kalınmış "keşke"lerin hiçbir faydası yok dostlar. Ancak bu hayattaki en büyük sarsıntı ne biliyor musunuz? Eski bir dostu özleyip, o bildiğiniz sıcak, samimi, insanı şefkatle sarıp sarmalayan sesi yeniden duyma ümidiyle numarasına basarsınız ya… Karşınıza çıkan o yabancı, soğuk ve mekanik sesin, dostunuzun bu dünyadan göçüp gittiğini söylemesi… O an zaman duruyor, nefesiniz göğsünüzde kilitleniyor. Değer verdiğim, canımdan aziz bildiğim o güzel insanların son anlarında, o son nefeslerinde yanlarında olamamanın ağır vebali çöküyor omuzlarıma. "Uzaklardaydı, duymadım, gidemedim, son bir kez elini tutup helallik isteyemedim" suçluluğu, insanın boğazında düğüm düğüm bir hıçkırığa, ömür boyu taşınacak bir vicdan azabına dönüşüyor.

İşte o an idrak ediyorsunuz; o rehberden silinen sadece yedi haneli soğuk bir numara değil. O rehberden silinen; koca bir ömür, sokaklarında koşturduğunuz çocukluk anıları, gençlik sevdaları, yaşanmışlıklar ve koskoca bir kuşağın mirası… Hani eskiler der ya; gençken yapılan dostluklar taşa kazıan yazı gibidir, ömürlüktür. Ömrün zevalinde edinilenler ise suya, kuma yazılan yazı misali ilk dalgada silinir gider. Biz o taşa kazınan mukaddes yazıları, başka şehirlerin tenha köşelerinde tek başlarına solan o sarsılmaz dostlukları, şimdilerde ellerimizle tek tek kara toprağa defnediyoruz.

Şimdi sözüm size, sevgili gençler…

Elinizden bir an bile düşürmediğiniz o akıllı telefonlar var ya; bugün onları sadece iş için ya da hiç tanımadığınız, hiç görmediğiniz ve muhtemelen ömrünüz boyunca hiç kucaklaşamayacağınız binlerce insana sanal dünyada laf yetiştirmek için kullanmayın. O parıltılı ekranların yalan rüzgarlarına kapılıp, telafisi olmayan vakitleri hoyratça öldürmeyin. Gelin, bugün o telefonu elinize alın. Hiçbir çıkar gözetmeden, sadece hatır sormak için, sadece "yaşadığını bilmek, sesini duymak istedim" demek için büyüklerinizi, eski dostlarınızı arayın. Mesafeleri bahane etmeyin, aradaki kilometreleri tek bir tuşla eritip yok edin.

Çünkü ertelenen bir telefonun bu dünyada telafisi yok. Bir sonraki aramada o sıcacık sesin yerini, telesekreterin o derin sessizliğine ya da acı bir vefat haberine bırakmayacağının garantisini kimse veremez.

O son ayrılıkta yine geç kalmış olacağınızın, musalla taşının başında ağlayacağınızın garantisi yok. Gençken taşa kazıdığınız o dostlukların, o güzel insanların kıymetini onlar hâlâ nefes alıyorken, hâlâ hayattayken bilin. Gidin sarılın, arayın, seslerini içinize çekin. Çünkü rehberden silinen her numarayla birlikte, bu dünyadan bir parça daha eksiliyoruz; her gidenle biz de biraz ölüyoruz.

DİĞER YAZILARI Kendi Ömrünü Çizenler: Bir Çekiç, Bir Anahtar ve Elli Yıl 01-01-1970 03:00
haber medya kadın