DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Mehmet Ali Çamoğlu
Mehmet Ali Çamoğlu
Giriş Tarihi : 19-05-2026 18:49

Kendi Ömrünü Çizenler: Bir Çekiç, Bir Anahtar ve Elli Yıl

Bazı karşılaşmalar vardır; insanın göğüs kafesine elli yıllık bir balyoz gibi iner, nefesini keser. Geçen gün Samsun’un o nemli, o barut ve kan kokan sokaklarının hatırası, yarım asırlık bir hesaplaşma gibi dikildi karşıma.

Yarım asır sonra, bir zamanlar aynı sıraları paylaştığım o eski okul arkadaşımla göz göze geldim. Keşke gelmez olsaydım; adalet diye haykıran bir öfkenin, insanı nasıl bir enkaza çevirdiğini bu kadar çıplak görmek canımı yaktı.

 

Ben o yılları etimle, kemiğimle hatırlarım. Gündüzleri inşaatlarda soğuktan iliklerim donarak bekçilik yaptığım, ellerim patlayana kadar eğilmiş çivileri tek tek çekiçle doğrulttuğum, geceleri ise uykusuz gözlerle akşam okulunun yolunu tuttuğum o amansız gençliğimi… Önüme konan "az çorbanın" yanına, karnımı doyursun diye katık ettiğim "fazla ekmeğin" buruk tadı hâlâ damağımdadır. Sağ sol olaylarının sokakları yangın yerine çevirdiği, o kansız Rus komünizminin peşine takılanların memleket evlatlarını barbarca vurduğu, sokaklarda ölümün kol gezdiği kirli bir dönemdi.

 

Benim bir araba alma hayalim bile yoktu o zamanlar. Cebimde bir dolmuş parası lükstü çünkü. Ama içimde, o yokluğun ortasında bile başkasının aşına, işine, evine, malına karşı en ufak bir kıskançlık yeşermedi. Bilirdim ki haset, insanı içten içe çürüten bir zehirdir. Helal lokmanın onuru, aç karnımı doyurmaya yetti.

 

O ise bambaşka bir nefret rüzgarına kaptırmıştı kendini. "Zenginin malı fakirle bölüşülmeli" efsanesine inanmış, adaleti yıkıcılıkla karıştırmıştı. Bir gün cebindeki anahtarlığın ucunu çivi gibi sivrilttiğini gördüm. Sokakta o dönem zaten az olan araçların yanından geçerken, hain bir zevkle, o sivri uçla arabaları baştan sona kadr çiziyordu. "Bu faşist zengin, benim işçi, memur babamın hakkını çalmış; bizim sistemimiz gelince herkes eşit olacak" diye sol fraksiyonların yalanlarını kusuyordu yüzüme.

 

Karşısına dikildim. Elindeki o sivri anahtara baktım, bir de kendi nasırlı ellerimle doğrulttuğum çivilere… "Yapma!" dedim, "Bu araba bir milli servettir. Allah takdir etmiş, ona vermiş. Mülke zarar vererek, başkasının emeğini baltalayarak adalet aranmaz!" Dinlemedi. O, hıncını masum insanların alın terinden çıkarmayı devrim sanıyordu. Başkasının malını çizdikçe, sistemden öç aldığını düşünen bir körlüğün esiriydi.

 

Ve tam 50 yıl sonra... Zaman, o büyük hakem, hükmünü vermiş olarak çıkardı onu karşıma.

 

Karşımda dünyayı hizaya getirmek isteyen o iddialı, o kibirli genç yoktu artık. Dişleri dökülmüş, "eşitlik" diye bağıran o beli bükülmüş, yazın sıcağında ayağında başkasından sadaka alınmış gibi duran eski bir kışlık ayakkabıyla, bir bodrum katında sığıntı gibi yaşayan bir ihtiyar vardı. Ne bir aile kurabilmişti, ne evlendiği kadın dayanabilmişti onun bu hayırsız öfkesine, ne de arkasında duracak bir çoluk çocuğu kalmıştı. Yapayalnız, sefil ve terk edilmişti. Dişlerini bile yaptıracak parası olmayan, emekli bile olamamış bir dilenci silüetiydi karşımda duran.

 

Onu o halde görünce içimde galip gelmişlerin o çiğ sevinci uyanmadı. Aksine, göğsüme kurşun gibi ağır bir sızı oturdu. "İlahi adalet" demek istedim, dilim varmadı; merhamet etmek istedim, geçmişteki o hain anahtar darbesi geldi aklıma. Sadece üzüldüm… Harcanan bir ömre, ideoloji sosuna batırılmış bir hasetin insanı getireceği o korkunç son duraktaki sefalete üzüldüm.

 

Şimdi geriye dönüp baktığımda her şeyi çok daha net görüyorum. Ben o zor gençlik yıllarımda, inşaat köşelerinde çamurun içinde çivi doğrultuyordum; meğer ben sadece demiri değil, farkında olmadan kendi geleceğimi, kendi ahlakımı, kendi insanlığımı doğrultuyormuşum. Alın terimi o çivilere akıtarak kendime onurlu bir gelecek inşa ediyormuşum.

 

O ise elindeki o sivri anahtarla masum insanların arabasını çizdiğini, zengine darbe vurduğunu sanırken; aslında kendi ömrünü, kendi geleceğini, kendi yuvasını ve kendi ruhunu baştan sona çizip paralamış. Başkasının malına göz dikerek, yakarak, yıkarak ve kıskanarak adalet arayanların sonu, mutlak bir hüsrandır.

 

Hayat elli yıl sonra tokat gibi vuruyor gerçeği yüzümüze: Ne ekerseniz, yaşlandığınızda tam da onu biçiyorsunuz. Kul hakkıyla, hasetle beslenenler gün geliyor, kendi kazdıkları o karanlık bodrum katlarında yapayalnız can veriyor

NELER SÖYLENDİ?
@
Mehmet Ali Çamoğlu

Mehmet Ali Çamoğlu

DİĞER YAZILARI
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
NAMAZ VAKİTLERİ
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
  • eşya depolama
  • ahsap mobilya Turkey Hair Transplant Packages ts3 satın al Anlaşmalı Boşanma Davası FUE iptv bayilik Eşya depolama iptv bayilik