Zulmü Düşündükçe Gözüme Uyku Girmiyordu!

"Oradaki zulmü düşündükçe gözüme uyku girmeyen geceler oldu" dedi Erkan Gülçiçek röportajı yaparken, gözyaşlarını tutamadı bunları söylerken de ve bu eyleme nasıl karar verdiğini Gazete Gerçek'ten R. Miraç Öztürk ile paylaştı:

Fikir - 31-10-2026 17:05

"Rabbime sığınıp 'Sefer bizden, zafer sendendir' dedim ve yola çıktım."  

Gazetecilik hayatım boyunca sayısız insanla röportaj yaptım, binlerce insanın hayatını kaleme aldım, sorular sordum, cevaplar aldım, sohbetler ettim ama hayatımda ilk kez röportaj yaptığım kişinin sorularımı cevaplarken gözyaşlarını tutamadığını gördüm. Son beş buçuk aydır tek başına, İsrail'in Filistin'deki soykırımına karşı vicdanlı, onurlu, net bir duruş sergileyen ve eylemine yağmur, çamur demeden devam eden Erkan Gülçiçek ile bir röportaj gerçekleştirdik. Eyleminin çıkış noktasını, yaşadıklarını, kendisini neyin motive ettiğini, beklentilerini ve eylemin geleceğini konuştuk.  

R. Miraç ÖZTÜRK: Yaklaşık beş buçuk aydır bir eylem gerçekleştiriyorsunuz. İlk sorum şu olacak, neden tek başınıza ve bu fikir nereden çıktı?  

Erkan Gülçiçek: Ben yıllardır hep Gazze ve Doğu Türkistan'ı kalbim olarak gördüm. Üç çocuğum var, onların bu soykırıma ve zulme uğradığını gözümün önüne getirdikçe bu durum beni sürekli "Ne yapabilirim, ne yapmalıyım?" diye düşünmeye teşvik etti.  

"İçeriye Girip Haykırmak İstiyordum"

Ara sıra McDonald's, Starbucks ve Burger King'in önüne gelip içeri haykırmak, insanlara "Sizler bizim insanımızsınız, bu zalimlere yardım etmeyin" demek istiyordum ama bu his hep boğazımda takılıp kalıyordu, sürekli erteliyordum. Oradaki insanları gördükçe, bu haykırma isteğim artıyordu. Hele ki, kendisini Müslüman olarak addeden ve yaşamıyla öyle olduğunu iddia eden insanları oradan alışveriş yaparken gördükçe içim acıyordu. Tabi en önemlisi, annesiz, babasız kalan çocuklar, onların feryadı, yetimliği, öksüzlüğü beni bir şeyler yapmaya itti.  

RMÖ: Peki, sizin için, "Yarın gideceğim ve bunu yapacağım" dedirten kırılma noktası neydi?  

EG: "Bu zulme karşı ne yapabilirim, nasıl bir destekte bulunabilirim?" diye düşünmekten geceleri kafam uğulduyordu. İnsanları bu zalimlerden uzaklaştırmak için ne yapabileceğimi sorguluyordum. Allah'ın emrettiği gibi, iyiliği hatırlatmak, kötülükten uzaklaştırmak için neler yapabilirim diye düşündüm.  

"Zulmü Düşünmekten Uyuyamıyordum"

Bizler, inananlar birbirimize hakkı ile sabrı tavsiye etmekle mükellefiz. Bir anda karar verdim. Öyle ki, bazı geceler bu zulmü düşünmekten uyuyamıyordum. Kırılma noktası hep vardı ve bir gün böyle bir karar verdim, uyguladım. Rab'be inandık, Vicdanının sesini dinleyerek yola koyuldum.  

RMÖ: Eylem süreci nasıl başladı? İlk olarak ne yaptınız?  

EG: Kendi kendime karton aldım ve bir pankart yaptırdım. Pankartta "Katil kamera sizi görüyor, Bebek katillerine teslim olma" yazıyor, altında da malum zalim firmaların amblemleri yer alıyordu.  

Besmele'mi çektim ve gelip başladım. İlk gün aslında pankartla değil, bulduğum bir sandıkla yeleğimin üzerini bu yazıları yazarak bu duruma başladım. Sonra günden güne gelişti, bir pankart yaptırdım, bayraklarımı hazırladım ve orada, vicdanımın sesini dinletmeye çalıştım.  

RMÖ: İlk saatte ne hissettiniz? O bir saat nasıl geçti?  

EG: Endişelerim ve korkularım vardı; neyle karşılaşacağımı, nasıl tepkiler alacağımı bilmiyordum. Çıktım, Rabbime sığınıp "Sefer bizden, zafer sendendir" diyerek yola çıktım. İlk gün çok heyecanlı ve gözüm duyarlılaşırken, hatta eylemimden ötürü bir kutu süt fırlatıldı ve arkasından hakaretler edildi.  

RMÖ: Nasıl tepkiler aldınız, insanlarlar ne dediler?  

EG: Geldiğimin ilk 5 dakikasında iki kadın yaklaştı, sarıldılar; sarılırken çok rahatsız oldularını belirtti, "İyi ki buradasınız, iyi ki bu farkındalığı oluşturdunuz" diyerek teşekkür ettiler. Ki bunları söyleyen insanlar, bizim "karşı mahalle" diye tabir ettiğimiz insanlardı.  

"Hafta Sonlarını İple Çekiyorum"

"...insan gerçekten çok mu bu oldum. Bu tür olumlu tepkiler beni çok motive etti. Kamuda çalıştığım için haftada 6 gün çalışıyorum; cumartesi günleri gelmem bazen eyleme gitmeyi heyecanla bekler hale getirdi beni. Hafta sonu iple çeker hale geldim. Çünkü insanların bu soykırıma tepki koymaları, benimle olmaları, bunu başlatabiliyor olmak beni gerçekten mutlu etti."  

RMÖ: Neden özellikle McDonald's önü?  

EG: Aslında ilk önce Samsun yapısının orada duruyordum. Ancak Bulvar AVM alanı özel mülk olduğu için güvenlik görevlileri gelip uyardı. Onlar da haklıydı ama bana zarar gelmemeleri için kamusal alan olan otobüs durağı ve McDonald's sınırına geçtim. Aslında ortada durup Starbucks, Burger King ve Popeyes gibi tüm firmalara hitap etmek istiyordum ama alan kısıtlı nedeniyle hedefimiz McDonald's önü oldu.  

"Hedef Sadece McDonald's Değil"

Ayrıca McDonald's'ın kutusuna veya ambalajlarına bir yazı, bizim açımızdan çok daha öfke uyandıran bir durumdu. Örneğin, İsrail askerlerine yardım amacıyla yemek verilmesi. Bu nedenle hedef sadece McDonald's değil; tabi, burada finansman sağlayan, Filistin'i işgal eden anlayışa madden destekler bulunan tüm kurumlardır. Özellikle McDonald's sembolik bir yer o manada. Buna Starbucks da dahil, Burger King de, Popeyes de ve diğer tüm sermaye sağlayıcıları da.  

RMÖ: McDonald's'a girip çıkan insanlarla göz göze geldiğinizde ne hissediyorsunuz? İnsanlar size nasıl tepki veriyorlar?  

EG: Orada bulunmak zaten insanları rahatsız etmeye yetiyor, dava kuşu gibi kendilerini gizlemeye çalışıyorlar. Beni kaba ve vicdanı en az çok yaralayan şey ise Müslüman kimliğiyle gördüğümüz kişilerin beni fark ettiklerinde son derece ilgisiz ve umursamaz davranmaları oluyor. Bu durum daha çok yaralıyor ve beni gerçekten üzüyor. Vicdanları rahatsız oluyor.  

RMÖ: Önümüzdeki hafta 6 ay dolacak. Bu 6 aylık süreçte hiç kendinizi yalnız hissettiniz mi?  

EG: Yalnızlık hissetmedim çünkü yola çıkarken hep Rabbime sığındım. Tabi ki insan bu sorumluluğu paylaşacak kişileri yanında görmek istiyor. Samsun'da bu vicdana sahip çok insan var. Hatta benden etkilenerek Gazze Mitingi'nde 5-6 ay boyunca İsrail ve Netenyahu'ya karşı duruş sergileyen bir ailemiz oldu ama rahatsızlığı nedeniyle katılmak zorunda kaldı. Gönül ister ki bu eylem sadece tek olarak insan sayısından daha fazla kişi dışarıda tepkisini göstersin.  

RMÖ: Tek kişi bir şeyi değiştirebilir mi?  

EG: Elbette, bütün peygamberler tek bir kişi uyarıcısıydı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bu yola tek başına çıktı. İbrahim (a.s.) de tek başına tek bir kişiydi. İnsan tek başına bir dava koymalı. O yüzden, bir kişi elbette ki çok şeyi değiştirebilir.  

RMÖ: Bu eyleminiz ne kadar sürecek? Bir zaman sınırlaması var mı?  

EG: Hedefimiz bu zalimler bu ülkeden def olup gidene kadar. Kanımız bir damla kalsa da eylemime devam edeceğim. Çocuklarımızın kanları üzerinde kurduğu bu düzen için bu mücadelemiz sürecek. Saygısız ve nefretimiz sinecektir. Siyonizme hizmet edenlerin bu ülkeden defolup gideceğine inanıyorum; mücadele etmeye devam edeceğim.  

RMÖ: Bu röportajı okuyan ve sizi duyan insanlara son bir mesajınız var mı?  

EG: Buradan seslenmek istiyorum; oradaki çocukların feryadı, acısı ve feryadı durdurulmalıdır. Onlara sahip çıkmak, insaniyet meselesidir. Kimse bu zulme sessiz kalmasın. Bir şeyler yapmak isteyen herkesi eylemleriyle bu eyleme destek olmaya çağırıyorum.  

"Karınca Misali Herkes Elinden Geleni Yapmalı"

O yüzden, herkes karınca kararınca, elinden geldiği her şekilde, kendi yanımızda olarak, gerek sosyal medyadan paylaşımlar yaparak, kimisi dua ederek, kimisi Gazze'ye bağış yaparak, her halükarda bir şekilde bu kıymetli mücadeleye yardımda bulunabilir. Ayrıca, tek başıma başladığım bu eylemde günden güne artan ve beni yalnız bırakmayan başta hanım kardeşlerimiz olmak üzere, destek veren herkese ve gazeteniz nezdinde bu röportaj ile sesimiz olduğunuz için çok teşekkür ediyorum.

Kaynak: Miraç ÖZTÜRK – Gazete Gerçek

Günün Diğer Haberleri