Amazon Efsanesinin Samsun Şehir Turizmine Katkıları
Dünyanın birçok yerinde bilinen, insanlığın ortak belleğinde yer etmiş olan Amazonların Samsun şehir turizmine ne derece katkı yaptığı konusu ise, başlı başına bir tartışma konusudur
Güncel
- 16-11-2014 13:44
Dünyanın birçok yerinde bilinen, insanlığın ortak belleğinde yer etmiş olan Amazonların Samsun şehir turizmine ne derece katkı yaptığı konusu ise, başlı başına bir tartışma konusudur. Son yıllarda Büyük Şehir Belediyesi tarafından yapılan Amazon heykeli ve adasıyla ilgili yorumlara baktığımızda çok farklı görüşlerin ortaya çıktığına tanık oluruz. Bu görüşlerden karşıt olanlarını genel olarak şu görüşler altında toplayabiliriz.
Amazonlarla ilgili yapılan çalışmaların Samsun'un Kurtuluş Savaşı sırasındaki yüklenmiş olduğu asıl misyonunu ve mirasını gölgede bırakacağı,
Amazonlarla ilgili yapılacak harcamalara para harcamak yerine, Kurtuluş Savaşını ve Milli Mücadeleyi ön plana çıkaracak eserlerin yapılması,
Amazonlarla ilgili çalışmaların Pontus Devletini tekrar canlandırma amacı güttüğü,
Amazon heykellerinin yapılmasını Samsun’un amblemi olan 19 Mayıs 1919 u simgeleyen at üstündeki Atatürk heykelini gölgelemek ve ikinci plana düşürmek gayreti olarak görülmesi,
İşsizliğin kol gezdiği şehirde Amazonlar için harcanacak parayla yeni iş sahalarının açılması,
Amazonlar eğer Terme’de yaşamışlarsa bu bölgede tanıtımlarının ön plana çıkarılması, gibi görüşler ön plana çıkar.
Bu görüşler içerisinde şüphesiz asıl çoğunluğu Amazonların milli mücadeleyle özdeşleşmiş şehrin kimliğini gölgede bırakacağı düşüncesi ağır basar ki bu görüş özellikle akademik çevrelerde çoğunlukla da milliyetçi bir çizgiye sahip kişiler arasında sıkça kabul görür. Bunun gerekçesi ise, Amazonların Türk kültürünün bir parçası olmadığı görüşüdür. Ancak burada dikkat çekici unsur Amazonların günümüzden üçbin yıl öncesine kadar uzanan bir geçmişlerinin olduğudur ki bu dönemde kesin çizgilerle belirlenmiş bir Türk kimliğinden söz etmek oldukça güçtür. Ancak İskitlerin Türk olduğu üzerine ortaya konan tezleri kabul edilirse bu durumda Heredot’un verdiği bilgilerden yola çıkarak Amazonlarla Türkler arasında bir ilişki olduğu sonucu ortaya çıkar. Burada Amazonların Türklerle ilişkili olup olamayacağı sorusu tarihçilerin problemidir. Asıl önemli olan Amazonların Samsun şehrinin tanıtımında kullanılmasının Milli Mücadeleyle özdeşleşmiş şehrin kimliğine zarar verip veremeyeceğidir. Bu soruya cevap vermeden önce Samsun şehrinde Milli Mücadeleyi simgeleyen ne kadar eser olduğuna bakmamız gerekir. Ne yazık ki Atatürk heykeli, bandırma vapuru gibi bir elin parmaklarını dahi geçemeyecek eserin olması üzüntü verici bir durumdur. Bu durumda Amazonların şehrin milli mücadeledeki kimliğini ikinci plana düşüreceği görüşü kendiliğinden çürümüş olur. Çünkü zaten yeterince ön plana çıkartılabilmiş değildir. Bir diğer nokta ise, şehrin Milli Mücadeledeki kimliği öncelikle milletimizi ilgilendirir. Bu bizim milli değerimizdir. Yabancıların kaçı bandırma vapurunu merak edip görmeye gelir. Ancak ister gerçek olsun ister efsane Amazonları tüm dünyaya mal olmuş bir efsanedir. Amazonlarla ilgili çalışmaların Pontus Devletini tekrar canlandırma amacı güttüğü görüşü ise, tamamen eksik tarih bilgisinin bir ürünüdür. Öncelikle Amazonların yaşadığını tarihsel bir gerçek olarak kabul edersek bu durumda M.Ö. 1200’lere kadar inmemiz gerekir. Bu durumda Orta ve Doğu Karadeniz bölgelerinde M.Ö. 302-64 yılları arasında hüküm süren Hellenistik Pontus Krallığı’yla veya Trabzon ve civarında M.S. 1204-1461 yılları arasında varlığını sürdürmüş, Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkentinin Latin işgaline uğramasının ardından kurulan, Bizans hanedan devletinden birisi olan, Trabzon Rum İmparatorluğu ile nasıl ilişki kurulabilir. Günümüzde özellikle Hellenistik Pontus Krallığı ile Trabzon Rum İmparatorluğu sürekli birbiriyle karıştırılmaktadır. Oysaki aralarında 1500 yıllık bir dönem farkı bulunmaktadır. Özellikle Pontus Kralı Mithradates VI’nın (Bkz. Arslan, M. (2007), Mithradates Eupator
Roma’nın Büyük Düşmanı, İstanbul) Roma’nın en büyük düşmanlarından biri olduğunu dikkate aldığımızda bu iki devletin birbirinin devamı olarak algılanmasın yanlış olduğu gerçeği gözler önüne çıkar.
Amazon heykellerinin yapılmasını Samsun’un amblemi olan 19 Mayıs 1919 u simgeleyen at üstündeki Atatürk heykelini gölgelemek ve ikinci plana düşürmek gayreti olarak görülmesi de tamamen tutarsızca bir görüştür ki, Amazonların şehrin tanıtımında kullanılması Belediye veya diğer resmi kuruluşlarının amblemlerini değiştirmelerini gerektiren bir sebep değildir. İkisini aynı kefeye koyup değerlendirmek zaten başlı başına saçma bir düşüncedir. Samsun’un Milli Mücadeledeki yeri ve önemi kesinlikle tartışılabilir bir konu değildir. Burada Büyükşehir Belediyesi’nin yapmaya çalıştığı şey, şehrin turizm potansiyelini artırmak ve bölgenin bir cazibe merkezi olmasını sağlamaktır. Bu noktada başta Avrupa ve Amerika’daki örneklere bakmadan geçmemek gerekir. Paris’te 1889’da inşası tamamlanan, yapıldığı dönemde Fransızların bir utanç lekesi olarak kabul ederek aleyhinde imzalar topladığı Eyfel Kulesi günümüzde yaklaşık 7 milyona yakın turistin ziyaret ettiği bir yapıdır. Benzer şekilde New York’ta 1886 yılında inşası tamamlanan Özgürlük Heykeli de milyonlarca turistin akınına uğramaktadır. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak burada asıl önemli olan herhangi bir Arkeolojik geçmişleri dahi olmayan eserlerle şehrin tanıtımının ve bunun sonucunda da turizm potansiyelinin artırılarak gelir elde edilmesidir. Böyle bir durumda her ne kadar elde Arkeolojik buluntular şimdilik olmasa da Antik kaynakların sürekli üzerinde durduğu ve bütün dünyanın tanıdığı Amazonların şehrin tanıtımında kullanılmaması Samsun için çok büyük bir kayıp olacaktır. Bu yüzden Amazonlarla ilgili olarak yapılacak çalışmaların desteklenmesi ve halkın bu konuda bilinçlendirilmesi için herkes üzerine düşeni yapmak zorundadır.
ANTİK ÇAĞDAN GÜNÜMÜZE AMAZONLAR
Amazonlar gerçekten yaşamışlar mıdır? Yoksa bütün bunlar bir efsane midir? Bu soru hala cevaplanabilmiş değildir. Buna karşın birçok arkeolojik eserin üzerinde tasvirlerini gördüğümüz ve de Antik coğrafyacı ve tarihçilerin sık sık kendilerinden söz ettikleri bu efsanevi savaşçı kadınların var olup olmadığı sorusu bir yana, bunların Samsun şehrinin tanıtımına ne derece katkı yapıp yapamayacağı sorusu da ayrı bir tartışma konusudur. Samsun da Amazonlarla ilgili herhangi bir buluntunun şimdiye kadar bulanamamış olması, onların burada yaşamamış olduklarının bir göstergesi olarak yorumlanamayacağı gibi onların tarihte hiç var olmadıklarının da bir göstergesi değildir. Antik tarihçiler onların Terme Çayı (Thermedon) kenarında Themiskyra adında bir başkentlerinin olduğundan söz etmelerine karşın yüzeyde herhangi bir buluntuya şimdiye kadar rastlanmamış olması onların efsane olarak kalmalarına yol açmıştır. Onların yaşamış olup olmadıkları bölgede yapılacak kapsamlı bir araştırmayla ortaya konabilir. Bu araştırmanın sonucunda herhangi bir buluntu da ortaya çıkmayabilir. Konunun arkeolojik tarafını bir kenara bıraktığımızda burada asıl önemli olan bu bilginin Samsun şehrinin tanıtımında ne şekilde kullanılıp kullanılamayacağıdır. Dünyanın birçok yerinde herhangi bir kalıntıları ve de tarihi hiçbir kaynak olmamasına karşın Amazonlar sahiplenilmiş ve ülke ve şehir tanıtımlarında kullanılmışlardır. Oysaki Samsun antik kaynakların burayı işaret etmesine karşın bu konuda yeterli bir çalışma ortaya koyamadığı gibi, şehrin tanıtımında kullanılıp kullanılmayacakları dahi tartışma konusudur. Anahtar Kelimeler: Amazon, Samsun Arkeolojisi, Terme, Thermedon, Themiskyra
Dilden dile, ağızdan ağza aktarılarak zamanımıza dek ulaşan bir efsanedir Amazonlar. Amazonlar gerçekten yaşamışlar mıdır? Yoksa bütün bunlar bir düşün ürünü müdür? Bu sorulara cevap vermeden önce mitolojilerin nasıl ortaya çıktığını bilmemiz gerekir. Bu konuda ise, genel kanı mitolojinin Antik Çağ insanının yaşayışlarının, inançlarının ve doğa olayları karşısındaki davranışlarının bir sonucu olarak ortaya çıktığıdır. Buna karşın konumuz olan Amazon efsanesi ise, mitolojinin babaları sayılan Homeros ve Hesiodos gibi şair ve ozanların destanlarında yer almakla kalmamış, Antik Çağın tarih ve coğrafyacılarının eserlerinde de yerini almıştır. Birçok kaynakta adı geçmelerine rağmen onların var olup olmadığı, yaşamışlarsa nerede ve ne zaman yaşadıkları hala bir tartışma konusudur.
Mitolojiye göre Amazonlar savaş tanrısı Ares ile Harmonia yada Aphrodite’nin kızları olarak kabul edilir (Agizza, 2006: 64). Amazon adının kökeni ise, A-mazon yani memesiz anlamına gelmektedir. Adının nedeni bu savaşçı kadınların yayı göğüslerine rahatça dayayabilmek için bir göğüslerini kesmelerinden kaynaklanmaktadır (Erhat, 2010: 32). Bunun dışında başka bir görüşte Amazon adının Ermenicede “ay kadınları” anlamı taşıdığıdır (Graves, 2004: 443). Amazonların kullandıkları “pelta” adı verilen yarım ay biçimindeki kalkan bu görüşe destek olarak ortaya konulmaktadır. Aynı şekilde ay tapınımına bağlı olarakta Artemis ile ilişkilendirilirler ki tanrıça Artemis’in tasvirlerinde olduğu gibi ok ve yayla gösterilmeleri bu ilişkiyi kuvvetlendirmektedir (Sağlam, 2007: 8). Buna kapsamda Efes Artemis’i ile bağlantılı olarak gösterilirler. Ephesos ve Smyrna kentlerinin birer Amazon tarafından kurulduğu, tanrıça adına bir heykel dikildiği ayrıca Artemis Tapınağı’nın Amazonlar tarafından yapıldığı ya da orada rahibelik yaptıkları da anlatılanlar arasındadır.(Erhat, 2010: 33).
Amazonlar Hititlerle de ilişkilendirilirler. Bu ilişkinin temelinde Hitit kabartmalarında sıkça rastlanan ikiyüzlü (labrys) baltanın Grek tasvirlerinde çoğu kez Amazonlara ait bir silah olarak gösterilmesi ve Amazonların serpuş gibi tepelerine birer kule biçimli başlık takmış olarak tasvir edilmeleridir. Benzer şekilde Hititlerin Ana Tanrıçası’nın da kabartmalarında bir başlık takıyor olması eski Anadolu’da kadınların sosyal, siyasal, dinsel ve askerlik bakımından üstünlüklerine; dini otoritenin çoğu kez kadınlara ait olduğuna ve soyun babadan değil, anadan geldiğine işaret etmektedir (Metin, 2007: 72). Başlarında hiçbir erkek olmadan bir kraliçe tarafından yönetilen bu kadınlar erkekleri yanlarında köle olarak bulundurlar ve bunlarla girdikleri ilişkilerle çocuk sahibi olurlar. Ancak bu çocuklardan sadece kız olanlarını aralarına alırlar, erkek olanlarını ise, sakat eder veya öldürürler. A. Erhat bu kadın topluluğunu Anadolu’da binlerce yıl hüküm sürmüş anaerkil düzenin birer simgesi olduğunu söyler (Erhat, 2010: 32). Ana tanrıçaya Kibele, Artemis gibi farklı adlarla tapınan Anadolu insanı Amazonları da bu inancın bir simgesi olarak görmüş olmalıdır.
Amazonların nerede yaşadıkları konusunda Anadolu, Libya, Bulgaristan, Yunanistan, Ermenistan ve Rusya gibi farklı bölgelerin adı geçmesine rağmen (Altunya, 2006: 602), bazı araştırmacılar onları Karadeniz kıyılarına (Birchall ve Corbett, 1974: 18), ağırlıkta olan görüş ise, onları Thermodon (Terme Çayı) kıyısında bulunan Terme (Themiskyra) kentine yerleştirir (Erhat, 2010: 32). Bu görüşün ağırlık kazanmasının sebebi şüphesiz Halikarnassoslu tarihçi Heredot (M.Ö. 484-425) ve Amasyalı coğrafyacı Strabon’dur (M.Ö. 64- MS. 24). Heredot onlar Skythler (İskitler) tarafından “Oiorpata” olarak adlandırıldıklarını bunun Grekçe karşılığın ise, “erkek öldürenler” olduğunu, Skyth dilinde Oiorpata kelimesinin “Oior” (erkek) ve “pata” (öldürmek) kelimelerinden oluştuğunu söyler (Heredot: IV, 110-117). Heredot eserinde Amazonların, Thermedon savaşı sonrası yakalanıp gemiye bindirildiklerini, daha sonra bindirildikleri gemiyi ele geçirdiklerini, ancak gemi idaresini bilmedikleri için dalgalara kapılıp Skyth topraklarında karaya çıktıklarını söyler. Daha sonra Skyth topraklarını yağmalamaya başladıklarını, savaş sırasında Skythler’in bunların kadın olduğunu anlaması üzerine onları öldürmekten vazgeçtiklerini ve bu savaşçı kadınlardan çocuk sahibi olmaya karar verdiklerini söyler. Böylece Skythler onlardan çocuk sahibi olurlar. Ancak Amazonlar Skyth kadınları ile birlikte yaşamayacaklarını söyleyerek kendileri ile birlikte olan delikanlıların yaşadıkları yerlerden ayrılıp başka bir yerde birlikte yaşamalarını isterler ve Skyth delikanlıları ile birlikte Tanais’i (Don Nehri) geçip doğusundaki bir ülkeye yerleşirler. Heredot Sauromat olarak adlandırdığı bu halkın kadınlarının büyük anneleri gibi ata bindiklerini, kocalarıyla birlikte savaşa gittiklerini ve erkekler gibi giyindiklerini söyler (Heredot, IV: 110-117). Heredot’un bu ayrıntılı anlatımının yanında coğrafi bilgi noktasında onlar hakkında en ayrıntılı bilgiyi ise, Strabon verir. Antik coğrafyacı Strabon Geographika adlı eserinde Pindaros’un Amazonların “mızrakları ile uzaklara erişen bir Syria ordusunu sevk ettiğini söyler” ve bu suretle yaşadıkları yerin Themiskyra’da olduğuna açıkça işaret eder. “Themiskyra, Amisene topraklarındadır ve topraklar Halys nehrinden sonra gelen ülkede yaşayan Leukosyrialılara aittir” (Strabon, 1993: 16). Strabon Amazonların ve Sidenelilerin ülkesi olan Themiskyra’dan da ayrıntılı bir şekilde bahseder; “Themiskyra bir ovadır, bir tarafını deniz yalar ve kentten yaklaşık altmış stadia uzaklıktadır ve diğer taraftan güzel ormanlarla ve kaynakları dağın içinde bulunan küçük akarsularla kaplı dağlık bir arazi ile çevrilidir. Böylece bütün bu akarsularla beslenen Thermedon nehri ova boyunca akar” (Strabon, 1993: 20,21). Bunun yanı sıra Alazonlar veya Amazonlar olarak adlandırılan bu halkın isimlerini verdiği kentler olarak Ephesos, Smyrna, Kyme ve Myrina’ dan bahseder. Amazonların Troia savaşına katılmış olmalarının mümkün olabileceğini söyler (Strabon, 1993: 24,27). “Troia ovasında erkeklerin (Batieia) fakat ölümsüzlerin çok sıçrayan Myrina’nın mezarı dedikleri bir tepe vardır. Tarihçilere göre Myrina bir Amazondu ve bunu çok sıçrayan lakabından çıkarmaktadırlar. Çünkü söylendiğine göre atlara, hızlı koşmalarından dolayı iyi sıçrayan denmekte ve Myrina da arabasının çok hızlı koşturduğu için ona da çok sıçrayan denmiştir. Bu durumda Myrina ismini bu Amazondan almıştır” (Strabon, 1993: 57).
Antik kaynakların işaret ettiği yerleşmelerin dışında bugün tüm dünyaya yayılmış bir Amazon efsanesi söz konusudur ki bunda şüphesiz Greklerin yayıldıkları kolonizasyon dönemi boyunca, Amazon efsanesini gittikleri toplumlara yaymaları önemli bir yer teşkil eder. Ancak günümüzde artık Amazonlar, sadece Grekler’in tanıttığı bir efsane olmaktan çıkmış tüm dünyada anaerkil unsurların birer simgesi haline gelmişlerdir. Böylece Afrika’dan Asya’ya dünyanın farklı yerlerindeki kadın egemen toplumlar Amazon ismi altında toplanarak tek bir kavram ile özdeşleştirilmişlerdir. Bu kavramın ortaya çıkış noktasında Grekler’in katkısı şüphesiz inkar edilemez. Ancak anaerkil toplumların kökeni Grekler’den binlerce yıl öncesi Neolitik kültürlere kadar uzanır. Amazonlar ise, bu anaerkil geleneğin sadece bir bölümünü oluşturur. Buna karşın Avrupa kültür çevrelerinin etkisiyle günümüzde anaerkil toplumlardaki kadınlar kendilerini Amazon olarak tanımlamış ve bunun sonucunda da Greklerin ortaya çıkardığı bir kavram tüm dünyaya mal olmuştur.
SAMSUN SEMPOZYUMU - ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ
Yrd.Doç.Dr. Akın TEMÜR