Sırtımda, dağların bile kaldıramayacağı bir vebalin, koca bir sabrın yükü vardır; ama bilirim ki benim asıl imtihanım, üzerime basılan devasa çizmelerin ağırlığı değil, o adımların sahiplerinin kalplerindeki nasırdır.
Ben ki narin bir dokunuşla bile ruhu un ufak olanların, rüzgârın bile hoyratça çarpmaya kıyamadığı bir canın sahibiyim. Bir "ah" derim, gökkubbe sarsılır; lâkin o "ah" sesimi duyan olmaz. Dilim yok ki bağırıp isyan edeyim, sesim yok ki bu kör kuyuya basanlara "dur" diyeyim. Ben ancak ezildikçe çoğalan, sustukça derinleşen bir kederin en sessiz tanığıyım.
Kendi gövdemden ağır ne varsa taşıdım ömrümce; yarım kalmış sevdaları, söylenmemiş cümleleri ve inceden inceye sızlayan o eski haksızlıkları... Ve her defasında, üzerime basıp geçenlere kahrımı değil, yine kendi acımın zarafetini kondurdum. Çünkü ben karıncayım; nazik yaraların, en derin suskunlukların ve çiğnendikçe çoğalan o ezeli mağlubiyetin ta kendisiyim.Derin bir tenhalığın içinde, kendi sesine bile yankı arayan o narin sığınağın ta kendisiyim.















