Birbirimizi duymuyoruz…

Ne bir babanın maaş hesabının ay sonunda tutmayışına hayıflanmasını, ne bir annenin bütün günün koşturmacası sonrasında akşam olsun da eve gelsin diye beklediği yorgun kocasının ilgisizliğine sitemini, ne bir çocuğun dört duvar arasında kendisiyle yere diz çöküp oynayabilecek bir arkadaş arayışını ne de uykusunda sevdiğine gülümseyen genç kızın özlemini duyduk… Duymadık, duymak da istemiyor kulak asmıyoruz… Bizi böyle sağırlaştıran nasırlaşmış duyarsız kalplerimiz mi? Hangi dünyaya gözümüzü açmışız ve hangilerine sağırız? Yitik cesaretlerimizi alabilir miydik yeniden, kaybettiğimiz mahalle bakkalında? Ekmekten arta kalan paramızın üstü ile o tadını çok merak ettiğimiz şekerlerden alabilir miydik diye soramazdık? Her defasında sormak isteyip de soramazdık! Korkardık çünkü bakkal amcanın paran yetmiyor cevabını vermesinden

Köşe Yazıları - 16-05-2013 10:05

Birbirimizi duymuyoruz…

Ne bir babanın maaş hesabının ay sonunda tutmayışına hayıflanmasını, ne bir annenin bütün günün koşturmacası sonrasında akşam olsun da eve gelsin diye beklediği yorgun kocasının ilgisizliğine sitemini, ne bir çocuğun dört duvar arasında kendisiyle yere diz çöküp oynayabilecek bir arkadaş arayışını ne de uykusunda sevdiğine gülümseyen genç kızın özlemini duyduk…

Duymadık, duymak da istemiyor kulak asmıyoruz…

Bizi böyle sağırlaştıran nasırlaşmış duyarsız kalplerimiz mi?

Hangi dünyaya gözümüzü açmışız ve hangilerine sağırız?

Yitik cesaretlerimizi alabilir miydik yeniden, kaybettiğimiz mahalle bakkalında? Ekmekten arta kalan paramızın üstü ile o tadını çok merak ettiğimiz şekerlerden alabilir miydik diye soramazdık? Her defasında sormak isteyip de soramazdık!

Korkardık çünkü bakkal amcanın paran yetmiyor cevabını vermesinden.

Ya öyle olsaydı yani paramızın gerçekten yetmeyeceğini bilseydik her sabah erken vakit yarışır mıydık birbirimizle? Çocukluk yapıp, içimizde diğer yitik cesaretlerimizin hemen yanı başında biriktirir miydik bu umudu… Küçük bir çocuk için büyük bir umut, Horozlu şeker!

İşte o günlerden kalma bir alışkanlıkla arar olduk diğer kaybettiklerimizi. Bizi yollara iteleyen çocukluğumuzdan kalma tamamlanmayan yarımlarımız.

Bütün gün öyle ya da böyle oyalandığımız işler bizi uzak tutuyor birbirimizin düşlerindeki kovalamacalardan ta ki gece olup da sessizlik ve karanlıktan istifade edinceye dek…

Gece, ani bir frenle duran otomobil gibi duruyor yanı başımızda.

Gündüzden hızla uzaklaşıp geceye doğru yol alan bir otomobil… Üzerimizdekiler ile çıkıyor ve geceye doğru otostop çekiyoruz.

Kendi kendimizi uğurlama zamanı gelmiştir ve ardından kendimizi karşılama…
Yoldan geçen ilk otobüse atlıyoruz nereye doğru yol aldığına bakmadan. Kendimize taze ayrılıklar hazırlamak ve tazelenmek için…

Sonra otobüsün pek tercih edilmeyen arka koltuklarından birinde cama başımızı yaslayarak yolu ve yoldakileri izlemeye koyulduk… Geç kalmış bir insan yığını taşıyoruz sırtımızda sanki bu son yolculukta.

Ya da taşıyamıyor da kendimize doğru kaçıyoruz.

İnsan en çok kendine kaçtıkça çaresizleşiyor…

Kendine sığındıkça yarım… Kendine göçtükçe renksiz…

Ve soruyoruz otobüsün camına yansıyan suretimize, yalnızlığımız gökkuşağındaki hangi renkten?

Zamanın renkleri içinde akıyoruz farklı mekanlara ve tekerrür ettikçe tarihimiz yeni acılarımıza üzülürken eskilerini de bir kez daha anıyoruz. Anmadan geçemiyor, kendi kendimize yetemiyor, durup durup geriye bakıyor ve olmadık bir zamanda olmadık bir şekilde hatırlanıyoruz. Bir dostmuş gibi sanki dost olabilmişiz gibi… Ne denilmek istenilen denilebiliyor ne de verilen selamın maksadı anlaşılıyor. Ortada kalmış, maksadına erememiş ya da maksadını aşmış bir selam…

Başkalarına iyi davranıp kendimize kötü davrandığımız doğrudur. Bu gerçeği değiştirmeli, geç olmadan kendimize de gülümseyebilmeliyiz.

Kilometrelerce düşündük ve bir kaçış, bir kurtuluş yolu olarak uykuya sığındık. Uyku en güzel sığınağımız oldu…

Sonra bir yabancının omzumuza dokunuşuyla uyandık yabancı şehrin yeni sabahına.

Artık bambaşka bir yerde duruyoruz. Bir önce ki durduğumuz yerde hiçbir zaman duramayacak olmanın verdiği hüzünle. Her durduğumuz yer yanlış indiğimiz bir durakmış meğer. Durduk ve tekrarladık.

Yenilerek yenilendik, yenilenerek geldik.
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Geleneksel

Geleneksel

27-06-2026 - Köşe Yazıları

Nur Dersine Gidişim

Nur Dersine Gidişim

27-06-2026 - Köşe Yazıları

  • eşya depolama
  • ahsap mobilya Turkey Hair Transplant Packages ts3 satın al Anlaşmalı Boşanma Davası FUE iptv bayilik Eşya depolama iptv bayilik Antalya Flughafen Transfer