“Hizmet” Komplosunun Ekonomi Politiği

Derin uluslararası güç odaklarının maşası olarak bir “işlevsel makine” gibi organize çalışan “hizmet”in hükümet ve çevresine karşı uygulamaya koyduğu tezgahın en önemli silahı, rant, inşaat ve finans batağına saplanan hükümetin ekonomide “negatif” sonuç almasını temin etmektir. Yani Türkiye’yi ekonomik krize sokmak, nihai hedefe götürecek en önemli ara hedeftir. Tıpkı Singapur gibi ekonomik olarak iyi durumda ama otokratik bir ülke de olsa Türkiye halkı için bunun sorun olmayabileceğini anlayan “hizmet” ve arkasındaki şeytani zeka, Erdoğan’ı dengesiz ekonomik gelişmeye neden olan “ekonomi politikası” üzerinden yok etmeyi planlamışlardır.

Eğitim - 31-08-2014 09:58

“Hizmet” Komplosunun Ekonomi Politiği

Erdoğan’lı yılların ekonomik başarısını iki sektörde özetlemek mümkün: Finans ve inşaat. Bu iki sektör hem kamu bütçe açığını hem de cari açığı azaltıcı etkide bulundukları için geçtiğimiz 12 yılda ciddi bir ekonomik kriz yaşanmamıştır. Bununla birlikte bu iki sektörün kar ortalaması, gelişmiş ülke karlarının bile üstündedir. Bu durum dengesiz bir ekonomik politikanın varlığına işaret etmektedir.

“17 aralık kumpası”nın, bir kamu bankasının faaliyetleri ile TOKİ ve belediyelerin imar işlerine dayandırılması, bahse konu şeytani planın göstergeleridir. Kamu bankalarından tahsis edilen kredilerle hükümete yakın kesimlerin desteklenmesi, hükümetin ekonomi politikasının en önemli zaaflarından biridir. Yine TOKİ ve yerel yönetimler üzerinden özellikle İstanbul’un rant alanlarının belli gruplara tahsis edilmesi de komplolara malzeme veren bir politika tercihini anlatmaktadır. Ak Partili pek çok belediyede kamu kaynakları üzerinde rant alanı oluşturmak üzere yapılan tüm gizli ya da açık işlem ve eylemler, “hizmet”in tezgahçı “kiramen ve katibin melekleri” tarafından, sonradan açığa düşürmek adına kaydedilmiştir. Hükümet ve ona ait belediyeler, güç ve iktidarın verdiği konfor ile büyük bir öngörüsüzlük ve burnunun ucunu göremeyen bir kibirle hareket ederek, kendilerini gaflet ve delalete düşürecek “hizmet”in tezgahında boğulmak üzeredir. “Hizmet şebekesi”nin kendilerine rant alanları temin edilen usülsüzlükleri üzerine gidilmediği ve yapılan hukuk katliamlarının “hizmet”in kumpasına düşülerek gerçekleştirildiği tüm Türkiye halkına itiraf edilmediği taktirde, hükümet ve Ak Partili belediyelerin en yakınında yer alan “kiramen ve katibin” hizmetkarlarından gelecek bilgi ve belgelerle hükümetin direnci kırılacağı gibi ona gönül veren toplum kesimlerinin hoşnutsuzluklarına oynanacağı kesindir.  

Komplonun en önemli ayağı, Türkiye’ye konut yatırımı için gelen Arap sermayesini ürkütmek ve dünyaya açılacak olan İran’ın en önemli ticari partneri olması muhtemel Türkiye’yi engellemektir. Her iki konudaki başarı Türkiye ekonomisinin en önemli kırılganlığı olan dış açığı azaltıcı etkide bulunacaktı. Daha da önemlisi İran ve Irak ile ticari ilişkiler üzerinden arasını düzelten Türkiye, Suriye politikası nedeniyle dış politikada içine düştüğü çıkmazdan bir nebze olsun sıyrılma imkanı bulacaktı. İsrail ve ABD için en önemli kabus, Ortadoğu’da İran ve Türkiye’yi de içine alan bir barış paktının varlığıdır. Bu durumda Şii-Sünni çatışmasının yerine İslam ülkeleri Ortadoğu’nun gerçek baş belası olan İsrail’e dikkatlerini verebilecekti.

 

Bununla birlikte finans ve inşaata aşırı yüklenme ve kamunun bu alanlara komplolara zemin hazırlayacak şekilde fazlaca müdahil olması, Gezi olaylarında ortaya çıkan türde bir huzursuzluk kaynağı olarak kabul edilmelidir. Gezi olaylarında, kimsenin umrunda olmayan bir parkın üstüne AVM yapılmak istenmesi ve bunun başbakan tarafından kutsal bir işmişçesine savunulması, seküler demokrat kesimlerin Erdoğan’a düşman olmasına ve en azından toplumun yarısına yakın bir kesiminde Erdoğan’ın “nefret figürü” haline dönüştürülmesi tezgahına su taşımıştır.

Aşırı büyüyen finans sektörü ekonomiyi ve toplumu kırılgan hale getirmektedir. Tüketici kredi borcunu ödeyemeyen ya da kredi kartı borcunu ödemekte zorlanan insanlar, bankaların fahiş faiz yükü altında ezilmektedir. Bankalar ekonominin gelişmesi için yatırım kredisi vermek yerine, kolay ve getirisi yüksek tüketici kredilerine ağırlık vermekte ve bu da ülkenin üretmeden daha fazla tüketmesine neden olmaktadır. Böyle bir ekonomik düzeni sürdürmek mümkün değildir.

Yine bankaların ucuz finansmanı sayesinde konut sektöründe ortaya çıkan fiyat balonu, yakın dönemde kriz doğurma riski taşımaktadır. Bir kriz çıkması halinde konut kredisi borçlarını ödeyemeyen vatandaşların evleri ellerinden alınacak, bankalara borçlarını ödeyemeyen inşaat şirketleri kendileri ile birlikte bankaları da iflas ettirecektir.

Bunun yerine ekonomi politikasını sektörler arası dengeli gelişmeye imkan verecek şekilde sosyal huzursuzlukları da gözeterek belirlemek gerekmektedir. Katma değeri yüksek ve ihracata dönük sektörlerin desteklenmesi gerekmektedir. Çiftçinin halci ve tüccara ezildiği, küçük esnafın AVM ve büyük marketlerle rekabet edemediği, başka şehirlerde sinek avlanırken İstanbul’un hemen tüm ekonomik aktivitenin merkezi haline geldiği, üretici ve tüketicinin bankalar eliyle soyulduğu, büyükşehirlerin yaşam alanlarının inşaat şirketleri eliyle yağmalandığı bu ekonomi politikasının Türkiye’ye katkı sağlaması mümkün değildir. Aksi halde bu ekonomi politikası ile “hizmet” komploları olmasa bile uzun dönemli gelişme ve sosyal uyum bir şekilde bozulacaktır.

Adem Çaylak - Milat

 

Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
LGS, soğukkanlı olanın kazanacağı sınavdır

LGS, soğukkanlı olanın kazanacağı sınavdır

11-06-2026 - Eğitim

Imam Hatipli Kizlardan Teknoloji Zaferi

Imam Hatipli Kizlardan Teknoloji Zaferi

22-05-2026 - Eğitim

  • eşya depolama
  • ahsap mobilya Turkey Hair Transplant Packages ts3 satın al Anlaşmalı Boşanma Davası FUE iptv bayilik Eşya depolama iptv bayilik Antalya Flughafen Transfer