İran’da geçtiğimiz ay yaşanan saldırı, bir kez daha gözleri bu ülkenin nükleer faaliyetlerine çevirdi. Ukrayna’da ise savaş başladığından bu yana nükleer santraller zaman zaman çatışmaların ortasında kaldı. Bunlar sadece o ülkelerin sorunu değil. Rüzgar var, akıntı var, ticaret var, göç var… Kısacası, bu tarz krizler kısa sürede tüm bölgeyi etkileyebiliyor.
Hatırlayın, Çernobil felaketi olduğunda Karadeniz kıyılarında çay tarımı yapan köylülerimiz yıllarca bunun etkilerini yaşadı. O zaman bile bilgi akışı yetersizdi. Şimdi ise savaşın ortasında yaşanacak bir nükleer kaza çok daha büyük sonuçlar doğurabilir.
Türkiye Ne Kadar Güvende?
Bu tür haberler geldikçe insan ister istemez Türkiye’nin durumunu düşünüyor. Özellikle Mersin’de kurulan Akkuyu Nükleer Santrali akla geliyor. Henüz tam faaliyete geçmemiş olsa da, Türkiye’de nükleer enerji dönemi başlamış durumda. Peki ya bir gün bizim tesisimiz de bir tehdide maruz kalırsa?
Jeopolitik konumumuz nedeniyle biz zaten sürekli diken üstündeyiz. İran’daki bir kriz sadece radyasyon tehlikesi değil; aynı zamanda yeni bir göç dalgası, enerji tedarik sıkıntısı ve sınırlarımızda güvenlik riski anlamına gelir. Ukrayna’daki durum ise Karadeniz’deki ticaretimizi, özellikle tahıl koridorunu etkiliyor. Yani mesele sadece “uzak ülkelerde olan biten” değil.
Elbette panik yaratmaya gerek yok. Ama akıllı devletler tehlikeyi uzaktan görüp tedbir alır. Türkiye’nin bu konuda yapması gerekenler var:
• Nükleer riskler konusunda kamuoyunu bilinçlendirmek,
• Olası kazalara karşı sivil savunma planlarını güncellemek,
• Akkuyu’da güvenlik protokollerinin hem yerli hem uluslararası denetçiler tarafından kontrol edilmesini sağlamak,
• Ve belki en önemlisi, savaş döneminde nükleer tesislerin hedef alınmaması için uluslararası arenada daha fazla söz sahibi olmak.
İran ya da Ukrayna bize uzak gibi gelebilir. Ama nükleer tehlike sınır tanımaz. Bugün orada olan, yarın burada da olabilir. Bu yüzden sadece olup biteni izlemekle kalmamalı, önlemimizi bugünden almalıyız.
Çünkü nükleer tehlike, sadece haritalarda yer değiştirmez… Atmosferde, denizde, ticarette ve insanların göç yollarında sessizce ilerler.















