“KANI BOZUK YUNAN KIRMASI”
“KANI BOZUK YUNAN KIRMASI”
İŞTE O BENİM !
Mutlaka bir “ayrılıkla” başlarmış her insanın hikayesi
Köşe Yazıları
- 04-09-2013 17:18
“KANI BOZUK YUNAN KIRMASI”
İŞTE O BENİM !
Mutlaka bir “ayrılıkla” başlarmış her insanın hikayesi. Hiç kimse bilmezmiş gözlerde akmadan biriken yaşlar neyin özlemi.
Bu bizim hikâyemiz. Dokundukça acıtan acıttıkca suskunlaşan insanların hikâyesi.
Selanik Mübadillerinin hikâyesi.
Acılar doğumla nesilden nesile geçmez bilirim fakat bir çocuğun doğumundan hemen sonra aile etkileşimi başlar.Nesiller öncesi yaşananlar hüzün girdabına alıverir çocuğu.P.Eluard’ın “Asıl Adalet”şiirinde söylediği gibi;İnsanlar da en güzel kanun :Düşmanı kardeş yapmalarıdır.Hep var olan kanunlardır bunlar.Bir çocuğun ta yüreğinde başlar,yayılır,genişler,uzar gider ta akla kadar der.Geçmiş zamanlarda küçücük bir çocuğun ruhunda açılan yaraları kapatmak zordur.İmkan dahilinde olsa da çok zordur !
Hangimizin yarası yok ki o günlerden kalma üzeri kabuk bağlasa da her dokunuşta acısını hissetmediğimiz, ruhumuzda derin izler bırakmamış.
Her insanın vardır. Yoklayın kendinizi.
Ben yokladım. Hayatımın çocuk sokaklarında gece gezmelerine çıktım. Kafamın içinde çocukluğumun ürkünç sesleri var.
Kanı Bozuk Yunan Kırması! bu sözü kimin söylediğini ne zaman en büyük hüzünlerimden biri olduğunu hatırlamıyorum! Belki de hatırlamamayı seçiyorum! Biliyorum ki hatırlamak böylesi anıları, beraberinde öfke ve nefreti de getirir! Onur kırıcı,küçük düşürücü her hal insanı isyan ve eylem yapmaya sürükler.Ben isyanımı da eylemimi de bunu yapanlara karşı öfke ve kin besleyerek ,savaş barikatları kurarak,silahlar kuşanıp saldırarak değil kelime kelime haykırarak sadece yazarak dile getirmek istiyorum.
Yaşınılanları unutmak nankörlüktür. Onlar hiç unutmadılar. Susarak acılarını aşmaya çalıştılar. Biz de hem onların hiç anlatmadıkları suskun acılarını hem de kendi yaşadığımız dışlanmışlığın acısını unutmadık.İtirazımız var!
Karma karışık hatıralar, bir türlü yerine oturtamadığım görüntüler silsilesi hücum ediyor beynime.
Tozlu topraklı yollar da “ Babamın çocukluyla kendi çocukluğuma saklambaç oynatıyorum.Artık kim kimi sobelerse”...
Ruhunda ki bu derin izlerle gurur duymayı bilmeli aslında insan çünkü diyor Freud “ Yarası olmayan ruh yaşamamıştır.
Denememiş,denenmemiştir.Ezilmişlik,itilmişlik hissi değildir bu.O izler acı çektiğinin,yaşadığın her şeye rağmen onurunla yaşam mücadelesi verdiğinin ispatıdır.”
Onlarda onurlarıyla mücadele verdiler.Hem “Veda” ettirildikleri topraklarında hem emanet vatanlarında.
30 Ocak 1923’de ilk kez duydular “Mübadele” kelimesini bir daha da hiç unutmadılar.Bir “1923 Mübadele derler” sözünü , bir de “Mansen” ismini hafızalarına nemli göz yaşlarıyla kazıdılar.
Anlatması uzundu açıklaması zor.Gereği de yoktu hani Lozanın Harik zedelerine her şeyi anlatmaya.Kısaca, toplanan halka iki kelimeyle “Siz Mübadelesiniz buradan gideceksiniz” dediler.İki milyondan fazla Türk,Ermeni,Rum,Yahudi yollara döküldü.Tam yedi yıl sürecek çileli bir yolculuğa çıkarıldılar.Kağnılar , at arabaları, üç-beş eşya! Acıyı hüznü ,ayrılığı aldılar yanlarına bir de hiç bitmeyecek özlemlerini.
Yaşadığınız hatıralarınızı bırakın , geriye kalan neyiniz varsa alıp gidebilirsiniz dendi onlara.Onlar bir tek hatıralarını aldılar yanlarına.
Soğuk bir Ocak sabahı taş döşemeli yolları at arabalarının teker sesleriyle sessizce geçtiler.Mutsuz ,umutsuz,endişeli yüzler ağır adımlarla gündüzleri gece yaparak,geceleri gündüzlere çeviremeden. Günlerce aç susuz yürüdüler çaresiz bir başlarına.Kulaklarında erkeklerin sesleri “ Defolun bu vatan bizim.”
Seyr-i sefain vapurlarına doluştular yığın yığın. Tifo’yu ölen bebeklerine kundak yerine kader diye sardılar. Doğdukları,büyüdükleri topraklardan tabiri caizse sürüldüler.Başları iki dizlerinin arasında iki elleri başlarında çaresizce kabüllendiler.
Yıllar sonra bile hep geriye dönme hayalleriyle yaşadılar.Onlar bizim ilk kuşağımızdı.Acıyı onlar yaşadılar ve unutmuş gibi yaşanmışlıklarını yeni hayatlarına ve yeni koşullara uyum sağlamaya çalıştılar.Onlardan sonra gelen ikinci kuşak sindi,sindirildi.Asimile olmayı baştan kendileri kabül ettiler ! Kimliklerini saklayarak aşmaya çalıştılar yaşadıkları “vatansız “sıfatının ağır yükünü.
Mübadelenin üçüncü kuşağı !Bizler...
“Kanı bozuk Yunan kırması”
sözünü neden duymak zorunda bırakıldığımızın sırrını çözmeye çalışıyoruz.Biz yaşamadık acıları biz sadece çocuk ruhumuza kazınan kötü duyum ve anıları anlamlandırmaya “Benim vatanım neresi “sorusunun yanıtını bulmaya gayret ediyoruz.Geldiğimiz topraklarda”Türk Tohumu”sürüldüğümüz topraklarda “Yunan Tohumu”ikileminin bizden sonra gelen Mübadele Torunlarının yaşamlarını olumsuz etkilememesi için ,kimliklerimizden utanmamayı onlara öğretme uğraşısı veriyoruz.
İlk kuşak mübadillerinden biri anlatıyor:”Bir tek eviniz bura da kalacak eşyanızı,hayvanlarınızı hasılı her şeyinizi götürebileceksiniz diyorlardı.Demek ki diyor her şeyin bunlardan ibaret olduğunu düşünüyorlardı.Oysa terk edilen evlerde ,bırakılan sokaklarda yığınla anı vardı.Ve Ölmüşlerimiz diye ekliyor.Onları bu topraklarda bırakıp gitmek “her şeyimizi bırakıp gitmek değil miydi ?”
Eskiye dair anımsadıkları yaşanmışlıkları ve duygularıydı.Akılları gitmek istemese de gerilere,duyguları hiç rahat bırakmadı onları.Geldikleri (gittikleri)yerlerde hiç bir zaman mutlu olamadılar. Dayatmayla göç ettirildikleri yerler hiç bir zaman “evleri”olmadı çünkü.
Onların yaşadığı çaresizlik ağır bir kokuyla çocuk kalbime, aklıma doldu.
Ağladılar ama hep gizli gizli.Güldüler içten gelmeyen kahkahalarla.İçimi burktu hüzünlü kahkaha sesleri.İçten olmadığını sezdiğim bu sesleri her duyduğumda başımı onların hatırlamak istemediği yerlere çevirdim.
Kimi zaman onları bir Rumeli Türküsü, dumanı tüten evlerine götürdü .Bir ince is kokusuyla dalıp gitti gözleri.
Bir evler yaptırdım Ramizem saraya karşı
Nasıl çıkarsın babaya karşı !
Çalsın davullar Ramizem....deyip duydular davulların sesini.Söylenen türkülerin sözleri anlattı hüzünlerini onlar Türkülerin sözlerini unuttular.İçlerinde kabaran bayramlık sevinçlerini bastıra bastıra yaşadılar.
Zamana yenilmiş bir masal gibiydi hayatları.Kayıp hayatlarını uzaklardan çok uzaklardan seyrettiler.Geri dönüşşüz zamanların geri dönemeyen yolcularıydılar.
Getirildiler !
Geldiler!
Yaşadılar !
Sonra öldüler birer birer .....
.
Alışamadılar buralara ,yaşatılanlar onların arlarına dokundu,horlandılar !
Pis Muhacir oldular !
Gavurun dölü oldular !Onlar imanlarına daha bir sıkı sarıldılar.İsyanlarını kendi elleriyle boğdular.
Ben bu hüzünlü hikayenin neresindeyim ?
Mübade Torunu olmak ! Oraların havasını içine çekip suyunu içmiş insanların neslinden olmaktan mı kaynaklı bu içimizde bir türlü bitiremediğimiz Hüzünlü duruşumuz.Tek damla yaş akıtmadan ağlama becerimiz.
Ben oradaydım.Gördüm.Hissettim.Yaşadım.
Babamın gözlerinde ki o hiç haketmediği aşağılanmanın acısını göre göre büyüdüm ben.O acıyla sarsıldım.Ne büyük depremmiş ki etkileri bu gün dahi geçmedi.
Onlar çok çalıştılar.Nefes almak adına.Ezilmişliklerini kendi zamanlarında dondurmak adına çok çalıştılar.Yüzlerinde temkinli gülümsemeleriyle suçlu hissettirilen bir hayatın müebbed kürek mahkumu suçluları gibi yaşadılar.Yaşsız zamansız,hayalsiz bırakılan hayatlarından bizleri korumak çocuklarına,torunlarına ödenmemiş dünyalık insanlık borçları bırakmamak adına çalıştılar.Hepsini sonsuz bir özlem ve rahmetle anıyorum.Bizler büyüdük .Gönül borcumuz hep kalplerimizde .Kayıp bir kuşağın mutlu sonla bitmeyen hikayeleri kuşaklar sonra onların çabalarıyla daha bir yaşanıbilen imkanlara ulaştırdı bizleri.
Tam bu nokta da Demokrasinin asıl anlamı nedir ? sorusunu sormak gerek .
Demokrasi çoğunluğun hak ve özğürlüklerini koruyup kollamak değildir.Olmamalıdır.
Asıl Demokrasi:Azınlığın haklarına,yaşamlarına,inançlarına saygı gösterilen ve koruyan bir sistem olmalıdır.
Ülkemi seviyorum ! en başından beri yapılan ve yapılmaya devam edilen tüm yanlışlarına rağmen,dayak yedikten sonra bile ;Seni çok seviyorum Baba diyebilen bir çocuğun masumiyetiyle seviyorum ...
Biz bu vatan topraklarında doğduk ,büyüdük .Vatanımız bildik ,bildirildik.Biz bu ülkeyi severken kanımızda dolaşan kan hangi kanın kırması diye hiç düşünmedik!Kimse de düşünmesin.
Asıl şimdi yoklayalım kendimizi !
Söz kemale ermişken;
Sahi sizin Vatanınız neresi ?