KANIT MI… NE İÇİN…
İnsanoğlu yaptığı her işe şahit arar, var olduğundan beri
Köşe Yazıları
- 25-09-2013 13:04
İnsanoğlu yaptığı her işe şahit arar, var olduğundan beri. Bu, zaman zaman “takdir edilme” duygusunun, zaman zamansa “kendini garantiye alma duygusu” nun tatmini içindir.
Hekimlikte eski zamanlardan beri ampirik teşhis yöntemleri kullanılırdı. Yani, kısaca, dinleme-anlama ve kanaate dayalı karar verme. Son yüzyıllarda meydana gelen gelişmeler ve değişiklikler, biz hekimleri karar verirken somut bilgilere dayanmaya itmiştir. O nedenle bir doktora gittiğinizde kan tahlilleri, röntgenler, ultrasoundlar, daha kesin teşhis amaçlı MR veya BT, CAT, CT’ler çektirilir. Hepsi, verilen karar bir kanıta dayansın diye. Tartışılabilir tabi kararımız kesin olsun derken hastanın aldığı ışınların hastayı ne kadar daha hasta ettiği!.
“Kanıta dayalı tarih”ten de söz ederiz çoğu zaman. İstanbul, Bursa, Van, Adıyaman, Şanlı Urfa…….gibi bir sürü şehrimizin simasını oluşturan sur kalıntıları, kale kalıntıları, geçmişi hatırlatan türbeler veya anıt mezarlar, heykeller, yazılı veya görsel materyaller, bize geçmişte neler olduğunun bir nevi kanıtını sunar. Ayasofya, Fatih’in aynı zamanda gönüllerin de fatihi olduğunun müthiş bir kanıtıdır mesela…
Kiliseden camiye çevrilen bir çok kilisedeki resimlerin sadece üzerlerinin örtülmesi Osmanlı dedelerimizin “Hürriyet” ve “Adalet” algısının müthiş bir kanıtıdır mesela… Gittikleri yerlere köprü, sebil, aşevleri, medrese, hastane kurmuş olmaları da yine Onların günü-hatta geleceği yakalamışlığının en belirgin kanıtlarındandır mesela… Ağaç dikmek ve kesmemeye gösterdikleri hassasiyetleri, bizlere bıraktıkları ormanlardan, hayvanlara duydukları merhamet ve koruyuculuklarını ise ağaçların üstüne kurdukları “kuş evleri” nden anlamak mümkündür mesela. Mimaride gözettikleri komşu hakkı ise başka milletlerde çok da rastlanmayacak bir inceliktir. Yapılacak yeni hiçbir ev diğerinin güneşini kesmezdi mesela… Eğer haçlı sürüleri Bağdat’taki, Endülüs’teki, Buhara’daki kütüphaneleri yakıp yıkmasalardı, Revan nehri kan akmasaydı, yazılı kanıtlarımızı hiçbir batı ve batı taklitçisi susturamayacaktı. Gerçi yakın tarihimizi bile okuyamayan acizliğimizle o eserleri nasıl okuyup anlayacaktık o da tartışılır… Farklı din ve mezheplere mensup insanlarımızın yaşadığı köylerimizin komşuluğu da, hoş görebilme-birlikte yaşayabilme becerimizi göstermek adına müthiş bir kanıttır tarihe düşülen…
Kur’an ahlakıyla ahlaklanmanın da kanıtları vardır mesela… Gayba inanmanın, Kalbi temiz olmanın, Tüm mü’minlerin kardeş olmasının, İnandığı gibi dosdoğru olabilmek gerekliliğinin, Tembellikten kaçınmanın gerekliliğinin, Paylaşmanın yüceltilmesinin….
“Tüm mü’minler ancak kardeştir” (Hucurat 10). Bu ayet bir delildir kardeşlik adına ve O’na göre hareket edeceksek, dünyanın dört bir yanındaki mü’min kardeşlerimizin derdi ve acısı bizi de yaralamalı.
"Ancak Allah'a selim (temiz) bir kalp ile gelenler..." (Şuara 89). Ayeti bizim için önemliyse kalp temizliğimize, niyetlerimize ihtimam göstermeli, temizliği içten-dışa dıştan-içe, yani dip köşe yapmalı…
“Emr olunduğun gibi dosdoğru ol” (Hud 112). Bu ayet ise bize her türlü ilişkimizde emr olunduğumuz gibi davranmamızı öğütlüyor-emrediyor. Camide, ramazanda Müslüman, bankada faizci, siyasette dönek ve çıkarcı değil….emr olunduğumuz gibi her şartta ve zeminde “dosdoğru” bir Müslüman…
“İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık." derler. Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar.” (Bakara 8-9). Kendini aldatanlardan, onlara bulaşmaktan uzak olmanın, kendini, dünya ve ahretini korumak için ne kadar önemli olduğunun daha güzel anlatışı olamazdı her halde. Bu ayete güvenseydik, ne ihanetler bizi yaralar ne de böyle bir durumdan muzdarip olurduk…
“İçlerinden zulmedenler hariç, Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve (onlara) şöyle deyin: “Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız ve sizin ilâhınız birdir (aynı ilâhtır). Biz sadece O’na teslim olmuş kimseleriz.” (Ankebut 46). Cihad ve mücadele hususunda bize rehberlik edecek önemli bir bilgidir sanırım. Dost-düşman ayrımında önemli bir mikysatır.
Ve… Örnekleri çoğaltabiliriz. Ancak biz Müslümanlar için esas olan:”İşte o kitap, bunda şüphe yok, müttakiler (kötülükten korunacaklar) için hidayettir. Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar.” Görmediği halde kural koyucu Allah’a ve gönderdiği tüm elçilerin hak oluşuna inanmak; Hak katında tek ve geçerli olan dinin İslam olduğuna, Hz Muhammed(SAV)in O’nun kulu ve resulü olduğuna inanmaktır. Gerisi heeeep teferruattır. “Ancak insan oğlu peşin olanı sever……,
İnsan çok zalimdir ve nefsine dahi zulmeder…..”. Tarife göre insan teferruatları, asılların çooook önünde tutar. Ve bu böyle devam ettikçe zulüm de asla son bulmaz….
NOT: Ayet mealleri Diyanetin hazırlattığı kaynaklardan alınmıştır.