KİTAPLI ÜMMETİN KİTAPSIZLARI

Yaşamda hiçbir koşul ve kurala bağlı olmadan yaşayanları tanımlamak amacıyla “kitapsız” kavramı, sıklıkla kullanılmaktadır

Köşe Yazıları - 03-09-2013 13:17

KİTAPLI ÜMMETİN KİTAPSIZLARI
Yaşamda hiçbir koşul ve kurala bağlı olmadan yaşayanları tanımlamak amacıyla “kitapsız” kavramı, sıklıkla kullanılmaktadır. Temelde büyük bir hakaret olmasına karşın bu sözün etkisi beklenen düzeyde olmamaktadır. Daha sıradan hakaretler kişide daha büyük olumsuz tepki geliştirirken “kitapsız” kavramı o denli etkide bulunmamaktadır. Bu durum aslında toplumumuzun kitaba bakış açısını ve yaklaşımını da özetlemektedir.

Toplumsal planda yaşanan olumsuzluklar, kitaba karşı uzun yıllardır sürdürülen yasaklama ve karşı çıkışlar sonuçta toplumsal bellekte kitabın önem ve değerini oldukça alt düzeylere indirgemiştir. Yasakçı düşünce ve davranışların toplumumuzu getirmek istediği nokta belki bu değildi. Ancak gelinen noktada ne yazık ki toplumumuzu kitaptan korkan, çekinen, uzak duran bir kimliğe, kitabı ise evde süs eşyası olmaktan öte değeri olmayan bir eşya konumuna sürüklemiştir. Hatta kitap denildiğinde daha çok okul ders kitapları anlaşılır olmuştur. Eskiden okul kitapları dahi değer verilip saklanırken son yıllarda tüketim kültürünün doğal bir sonucu olarak okul kitapları da okulun bitimini takiben çöplükteki yerini almaktadır. Hele internet ortamında kitap okuma gibi hiçbir değeri olmayan bir yapının yaygınlaşması ise kitap olgusunu derinden ve olumsuz bir şekilde etkilemiştir. Son yıllarda kitabın okunması aleyhine dünyada o kadar gelişme olmuştur ki adeta kitaptan uzaklaşılmasının yolu açılmıştır. Aynı durum gazete ve dergi sektörü için de kaçınılmaz bir şekilde hızlıca gelişmektedir.

Kitabın altını çizerek okuyan, yan kısmına not düşen, okurken yazar ve kitapla bir yakınlık oluşturan okur kitlesi yerine, kitabı sadece tüketen, sohbet ortamlarında kitaptan oluşturduğu entelektüel birikimle hava atmaktan başka amacı olmayan tipler çoğalmıştır. Ayrıca çevremizde kitap okumamış olmakla övünen ve kitap okuyanların “derine dalmaları” sonucu aklını yitirdiğine inanan kişiler de bol miktarda bulunmaktadır. Hayatı hiç kitap okumadan kavradığını ve anladığını söyleyen tiplerin varlığı ise oldukça fazladır.

Maiyetinde üniversite mezunu kişileri çalıştıran işverenlerin kitaba bakışı ise bu kişilere bakışından farksızdır. Okumakla para kazanılamadığı gibi parasıyla nice üniversite mezununun çalıştırabileceğini söyleyen ve bununla övünen, kitap okumanın hiçbir ekonomik getirisinin olmadığını, bilginin de parayla satın alınabileceğini düşünen aşağılık kompleksine sahip kişilerdir bunlar. Oysa hayatı anlamlı ve yaşanabilir kılan, insanların en ufak şeylerden de haz alarak mutlu olabileceğini ortaya koyan kişiler entelektüel bilgi birikimi olan ve bunu eserleri ile topluma yayan yazarlardır. Seslerinin cılız çıkması ise günümüz dünyasının vahşi ekonomik ve siyasal bir yapıya sahip olmasındandır. Çağımızdaki bu yanlış yapı ve algı nedeniyle kitap olgusu insanların yaşamından neredeyse silinmek üzeredir. Bu yapının böyle olması da doğruluğundan ziyade insanların yanıltılmasından ve negatif propaganda ile insanın tek ve temel gereksiniminin karın doyurmaktan ibaret olduğu algısı oluşturulmasındandır. Karnı aç olan, yaşamını "besin toplama ve avcılık" işine bağlamış çağdaş bireylerin kitap ve bilgi ile yakınlık oluşturması çok zordur. Hatta beslenmeden sonra kitaba sıra gelmesi değil, kişinin aklına bile gelmesi çok zordur.

Kitap okuma konusunda engelleyici ve ortamı bulanıklaştırıcı olgular yanında en ilginci ise kafa karışıklığına, inanç ve taraftar kaybına neden olacağı düşüncesi ile bir takım kitapların okunmamasının önerilmesi, zaman zaman da yasaklanmasıdır. Tek tip birey yetiştirmenin temel prensibi olan bu yaklaşım bütün din ve ideoloji taraftarlarının belirleyici ortak tavrıdır. Birey üzerinde kendi bakış açılarını yakalayana veya oluşturana kadar bu yaklaşımda bulunanlar kendileri dışındaki düşünceleri yadsır, yargılar ve mahkûm ederler. Bu esnada da bilimsellikten ve özgürlükten yana olduklarını vurgulamaktan da geri durmazlar. Hatta "barika-i hakikat müsademe-i efkârdan çıkar", yani "gerçeğin ışığı fikirlerin çarpışmasından çıkar" sözüne de vurgu yaparak.

Kitaplar içerisinde de ne yazık ki en şanssız olanları kutsal kitaplardır. Okunmamaları bir yana, kutsal kitapları erişilemez ve anlaşılamaz noktalara koyan birey bir müddet sonra kendi yalanına inanmakta, gerçekten de okuduğunda anlayamamaktadır. Okuyup anladığı nokta olursa da tereddütle karışık bir korku içerisinde bir daha “böyle bir hataya (!)” düşmemeye özen göstermektedir. Oysa her kitap okunmak ve yazarının meramını anlatmak/anlamak için kaleme alınır. Yoksa sadece yazılmış olmak için yazılmaz. Bu konuma düşen kitaplar ise ya gerçekten gereksizdir ya da muhatap kitle kitabı o noktaya götürmüştür.

İlahi kitaplara sahip coğrafyanın en önemli bileşeni olan İslam dünyasında kitabın aslında çok özel bir yeri vardır. Yeminlerimiz dahi kitap üzerine şekillenmiş, uzunca bir zaman yazılı metinlere saygı duyularak yere düşmesi engellenmiş, evimizin en başköşesi kutsal kitabımıza ayrılarak belden yukarı tutulmasına özen gösterilmiştir. Kuran okundukça azap çekilmeden ölündüğüne, ölülerin rahat ettiğine, anlaşılmadan da olsa kutsal olarak nitelenen gece ve yıldönümlerinde okunmasının sevap getirici bir davranış olduğuna inanılmıştır. Hatta İslam ümmeti olarak bizleri belirleyen temel faktör, Kuran merkezli bir din ve dünya anlayışımızın olmasıdır. Her ne kadar okunup anlaşılmasa da bizden beklenen ve istenenin bu olduğu apaçıktır. İnsanlar da zaten bu noktada hemfikir olmakla birlikte uygulamada gereğini yapmamaktadırlar. Hem de “Kuran'ı biz anlayamayız” mantığına sığınarak. Hatta kafamız karışmasın diye daha da öteye geçerek Kuran'ı anlama konusunda yazılmış eserlere de itibar edip okumazlar. Oysa kafamız karışmasın diye nitelenen konular tamamen kültürel ve temelde yanlış olan bilgilerdir. Kuran ile sağlaması yapılmadan inanılan ve yaşanan değerler.

Allah’ın vahyinin bulunduğu kitap, tanrının gerçekte nasıl tanınması gerektiğini bildirmek, öte dünyaya göre bu dünyayı düzenlemek ve insanlık hedefine doğru toplumlara yön vermek amacıyla gönderilmiştir. Ne yazık ki bu kitaba inanan ve okuyan kitleler de ayrışmanın yollarını geliştirerek kitabın hedefinden uzaklaşmaktadırlar. Kutsal kitabın okunma/okunmama sorunu bir yana doğru bir şekilde anlaşılma/anlaşılmama sorunu da vardır.

Allah’ın varlığı ve ahiret gününün gerçekliği gibi temel noktalarda birliktelik, toplumsal ve bireysel uygulamalarda farklılık doğal olması gerekirken bir karmaşa hüküm sürmektedir. Bu sorundan da sağlıklı bir araştırma ve okuma süreci ile kurtuluş sağlanacağı da bir gerçektir. Belirtilen hedefe yönelten, açıklayan, yardımcı olan kitaplardan yararlanmak zorunludur. Bu noktada dikkat edilmesi gereken en önemli tuzak, kutsal kitabı anlama noktasında yardımcı olması gereken kitapların Kuran'dan öne çıkarılmasıdır. Anlaşılamayacağı düşünülen kutsal kitap yerine bu kitapların konulmasıdır. Ne yazık ki genellikle iyi niyetle yapılan yaklaşımlar, sonucun bu kadar vahim bir noktaya gelmesini ve böyle algılanmasını engelleyememektedir. Sonuçta anlaşılmak için indirildiği söylenen Kuran'ı anlamak için yazılmış kitapları okumayı ve orada takılıp kalmayı maharet zannedenler oluşmaktadırlar. Okuyan bu kitleler bir adım ötesine geçseler ilahi evrensel düşünceye erişeceklerdir. Okumayanların ise zaten böyle bir şansı ve hakkı söz konusu değildir. Zira kitaplı ümmete ait olup hayatında kitap yer etmeyen, kitapsız sayılacak bir şekilde yaşayan ve Allah’ın kitabını okumayanların, kulların kitabını da okumasını beklemek ise saflıktan öte bir şey değildir…
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Yorgun Olan İnsan mı, Yoksa İçinde Yaşadığı Sistem mi?

Yorgun Olan İnsan mı, Yoksa İçinde Yaşadığı Sistem mi?

24-06-2026 - Köşe Yazıları

Korku Temelli Dindarlik

Korku Temelli Dindarlik

24-06-2026 - Köşe Yazıları

  • eşya depolama
  • ahsap mobilya Turkey Hair Transplant Packages ts3 satın al Anlaşmalı Boşanma Davası FUE iptv bayilik Eşya depolama iptv bayilik Antalya Flughafen Transfer