Milli İstihbarat, devletin en önemli organıdır. Öyle bir organdır ki dünyada ne var ne yoktur onun sayesinde bilirsin. Bütün sırları, Milli istihbarat sayesinde elde edersin. Dost ve düşman devletlerin, senin hakkında neler düşündüklerini istihbarat sayesinde öğrenirsin. İstihbarat sayesinde istediğin bir topluma veya bir devlete yardım edersin.
Kent Kültürü
- 03-02-2014 13:24
SÜM adlı yorumcunun dediği gibi“Amerika’nın, İngiltere’nin, Fransa’nın, Rusya’nın, Almanya’nın istihbaratları silah taşımaktan başka bir iş yapmıyor… Abdülhamit istihbarat sayesinde imparatorluğu 33 yıl yönetti. Bir zamanlar Suriye istihbaratı, Türkiye`de militan yetiştiriyordu. Abdullah Öcalan`ı, Suriye istihbaratı besledi. Yine aynı Suriye istihbaratı PKK`ya silah verdi. İsrail, ABD ve Fransa istihbaratları, PKK`ya tırlar dolusu silah verdi. İran istihbaratı resmen Esat yönetimine tırlar ile silah taşıdığını, medya bağıra bağıra söylüyor.” Söz konuşu istihbaratlara tepki göstermek yerine Milli istihbaratı tahrik edici eleştirilerde bulunmak yabancı istihbaratlara malzeme vermek anlamına gelir.
Çünkü aynı eleştirileri Fransa, Almanya, İngiltere, İsrail ve Yahudi lobisi yapıyor. Günümüzdeki savaşlar, istihbaratlar arası savaş haline gelmiştir. Kimin istihbaratı güçlü ise, savaşı o kazanır. İstihbaratı güçlü olanın sözü dinlenir.
Sorularımız:
1. Eğer Türkiye’nin istihbaratı yanlış yolda ise ABD, İsrail, Almanya, İran, Rusya istihbaratlarını niye yerin dibine sokmuyorsunuz?
2. Ey İsrail, ey Almanya, ey İngiltere, ey Fransa, ey İran, istihbaratın görevi silah taşımak veya yiyecek taşımak değildir şeklinde uyarma cesaretini niye göstermiyorsunuz?
3. Türk istihbaratına yaptığınız eleştiriyi silah taşıyan yabancı istihbaratlara niye yapmıyorsunuz?
4. ABD, İsrail, Almanya, İran, Rusya istihbaratları Suriye’ye silah taşırken, söz konusu ülkelerin savcıları tırları durdurup arama yaptıklarına şahit oldunuz mu?
5. Söz konusu ülkelerin medyaları veya muhalefet, bizim istihbarat silah taşıyor veya El Kaide ile birlikte hareket ediyor dediğini duydunuz mu?
“Kızdım Başbakan Erdoğan’a, sırlarımı veriyorum düşmana” anlayışı ile hangi ve nasıl bir hedefe ulaşılacağını herkes gibi ben de çok merak ediyorum…
Aslında benim konuşmam çok yersiz bir davranıştır. Milli İstihbaratın davranışları ne kadar doğrudur veya ne kadar yanlıştır değerlendirmesini Milli İstihbarat Eski Başkanı Mahir Kaynak’ın 27 Ocak 2014 tarihli yazısından okuyalım.
“TIR Sorunu
İçinde silah ve mühimmat olduğu söylenen bir TIR konvoyu Adana-Gaziantep yolunda durduruldu ve yükün Suriye’ye götürülen savaş malzemeleri olduğu söylendi. Birinci sorun, söylenenler doğruysa, devletin yaptığı bir operasyonun güvenlik güçleri tarafından engelleniyor olmasıdır. Herhangi bir ülkede oluşan iç savaşa müdahale ve taraflardan birinin desteklenmesi devletin kararıyla olur. Bu durum ülkemizde birbirinden farklı iki gücün etkili olduğu anlamına gelir. İşin ilginç yanı her iki tarafın da devletin kurumu olmasıdır. Bunu bazı görevlilerin hatası olarak yorumlayamayız. Çünkü hata bireyseldir ve bir örgüt oluştursalar bile bu görevin yapılmamasını mümkün kılmaz. Çünkü hemen yakalanırlar ve ciddi bir suç işlemiş olurlar. Buna katlanmak ya görüş farklılığından ya da maddi çıkar sağlamaktan kaynaklanır.
Türkiye’deki yabancı güçler kişilerin devlete ihanet ettiği izlenimini yaratmazlar. Yapması gerekeni bir yana bırakıp doğru saydığı başka bir şeyi yapmasını devlete hizmet sayarlar. Bu durum onların kullandığı ruhsal bir savunma aracıdır. Türkiye’de kanuna aykırı olarak yapılan her örgütsel eylem böyle sayılmıştır. Kürt vatandaşlarımızın taleplerini hiçe sayıp, onları bölücülükle suçlayanlar ve karşı bir cephe oluşturanlar maalesef ayrışmanın ruhsal zeminini oluşturdular.
Bu olayda başka bir tezat da vardır. MİT Müsteşarının İran’la ilişkili olduğu söylenmiş ve onun atanması engellenmek istenmiştir. Eğer o iddia doğruysa MİT neden İran’ın en çok desteklediği Suriye yönetimine karşı savaşanlara bu desteği sağlasın? Olay bana sürpriz gibi gelmiyor. Uzun zamandan beri dünya çapında bir savaş olduğunu ve bunun meydan muharebesinin, yani savaşın galibini belirleyecek çatışmanın ülkemizde olacağını söylüyorum. Bu nedenle bu ve benzeri olayları, sürecin bir safhası olarak düşünmek ve karalamak yerine bertaraf etmek gerekir. Ülkemizde bu konuda bir yanlışlık vardır. İktidara yönelik eleştiriler uygulanan dünya politikasına göre yapılmıyor ve farklı bir istikamet de çizilmiyor sadece, ne yazık ki devletin bu savaşta yenilmesine yol açabilecek tavırlar sergileniyor. Bu çok kötü bir anlam taşıyor ve muhalefetin ülkemize yönelik saldırıda devleti desteklemediği düşünülüyor. Ya da bu savaşın varlığını kabul etmiyor ve dış politikanın devletin aldığı kararların diplomatlarca ve uygun biçimde diğer ülkelere anlatılarak yürütüleceği düşünülüyor. Eğer dünyadaki bu büyük savaşın varlığı kabul edilmezse barış içinde dış ilişkiler nasıl uygulanacaksa öyle davranılır ve iktidarın stratejisi değil eylemleri tartışılırsa, iktidarın mı yoksa uygulanan politikanın mı eleştirildiği anlaşılamaz.
Eğer dünyada böyle bir çatışmanın varlığı kabul edilmezse ve dış güçler, Türkiye’nin iç yönetimine müdahil olmak için MİT’in yönetimini belirlemeye çalışıyorsa, bu geçmişte uygulanan politikanın devamını getirir yani sadece bireylerin ve kurdukları örgütlerin ülke zararına olup olmadığı ile ilgilenir, dış dünyanın ideoloji ve inançlara göre dost ve düşman diye ayrılmasını savunur. Ben yıllarca bir darbe hazırlığını izledim ve bu bireysel bir davranış değil cumhurbaşkanına kadar uzanan bir devlet operasyonu idi. İtham edilenler beraat etti, zamanın MİT Müsteşarı Lizbon büyükelçisi yapılarak tasfiye edildi. Türkiye bağımsızlığına müdahale eden güçleri bertaraf etmelidir.” Saygılarımla…