Zaman, sanki sükûtun en derin ve en ağır perdesini çekmişti kainatın üzerine.. Canlar suskun, ruhlar yorgun, vicdanlar sönmüş birer kor gibiydi. Kız çocuklarının kumla örtülen masumiyetleri, güçlünün zayıfı ezip geçtiği o vahşi düzen, kâinatın sırtına vurulmuş en ağır yük idi.
İşte tam da o demde, Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi, gök kubbe adeta sükûnetini yırtan ilâhî bir müjdeyle sarsıldı.. Mekke’nin ufkunda, tarifi imkânsız bir nur parladı.. Amine Hatun’un evine inen o kutlu misafirle birlikte, bütün cihan bin yıllık uykusundan uyanıyordu resmen..















