Vakt-i zamanında daha çok akademik makaleler ile ihtisası tamamlamış biri olarak, gençliğin verdiği aktif aksiyonla ve üstadımın belirttiği gibi her sanatçının zaman zaman buluğ acısı diye belirttiği ''eşyanın ve maddenin tesirine'' erebilmek davasıyla kaleme sarıldık.
Geçenlerde bir ağabeyimle bir kitabevinde karşılaştığımızda bizimkiler dedi; 'güzel bina yaparlar ama geri kalanda boşturlar' dedi. Aldığımız terbiyeden dolayı kendisine orada pek müdahalede bulunamadım. Ancak yol boyunca bu konu üzerine düşünmeden yapamadım.
Güzel bina inşa etmeye muktedir akıl nasıl ''ruh'' anlamında boş olabilir. Bize ne yaptılar? Bize ne yaptılar? Kafatasım çatlayana kadar bunu sorguladım. Aslında kendi kendimize yaptığımız bir durum kısacası bir ''unutuş'' hali olduğunu idrak ettim.
Nasıl mı?
''Kültür ve medeniyetini yaşatmak ise, sadece geçmişte ortaya konanları muhafaza etmek gibi bir müze işlemi değil, aynı zamanda aynı kültür ve medeniyetin çağ içinde de doğurganlığını korumasına çalışmaktır. Eğer bir durgunluk varsa, yeni bir diriliş çığırını açmak suretiyle uygarlığa ilerleme yönünde kamçılamaktır.'' ( Sezai Karakoç-Diriliş Neslinin Amentüsü- syf: 31)
Hemen bu alıntıdan sonra tarihten bir anekdot; manzara 19.yy İstanbul Boğazı ve limanda demirlemiş Amerika bayraklı bir gemi, ölen Türkiye Washington Büyükelçisinin cenazesini taşımakla yetinmeyip ''Amerikancılığı''da ülkemize sokan bir gemi. Bir Truva atı. Tıpkı Hindistan'ı sömürgeleştiren İngilizlerin köle olarak ellerinde tuttuğu Hindulara ağaçları kestirip, gemilere yükletip İngiltere'ye göndermeleri daha sonra İngiltere'den dönen İngiliz tarzı mobilyalar ile onlara uygarlık pazarlaması. Ruh' a saldırıda her yolları mubah gören zihniyet.
'' Cephede yurdu korumakla, yurdun içinde medeniyetimizi gözler önünde tahrip edenlerle savaşmak, birbirinden farksızdır. Çağımızda da inanç erleri, ahlak kahramanları, büyük Müslüman şairler, musikişinaslar, mimarlar, bilginler, askerler, devlet adamları yetiştirmeyi inançtan ayırmamak demektir diriliş eri olmak.'' ( Diriliş Neslinin Amentüsü-syf: 31 )
Bu zamana kadar verdiğim derslerde, girdiğim ''fikir'' münasebetlerinde konuları karışık ele aldığımdan dert yanar, büyüklerim veya akranlarım. Sezai Karakoç'un bugünlerde alıntılar yaptığım kitapları teşkilatlarda, gençlik hareketlerinde, toplantılarda ve seminerlerde okunuyor, bana kalırsa sadece okunuyor. Üzerine düşünülen bir inkılap bir fikir diyalektiği ya da en basit tabiriyle tahlilinde eksik kalıyor.
Şimdi bize bütün dayanaklarını kaybetmiş bir topluma evvela dayanak hazırlayıcı bir ideal sağlam zemin kurmak ve üstüne eskide olduğu gibi ''sanat'' binasını oturmak kalıyor. Çilenin çilesi. Fikrin ve aksiyonun gerekliliği. Hareketsiz fikir olmayacağına göre fikirli hareket. Pasiflerin en yücesinde olan ama içinde aktifi barındıran ruhların aktif ile pasiflerini yer değiştirme zamanı. Yetişen, geriden gelenlere sanatın A'sında başlayıp Z'sine kadar her şeyi bir halis olarak tesis etmek düşüyor. Tohum o toprak o ağaç o.
'' Beklenen sanatkar yolda!
Eğer fazla yaklaşınca göreceği manzaraların dehşetinden ürküp geriye dönmezse...
Beklenen sanatkar, yenisi beklenirken kurutulan ve 5 aylıkken düşürülmüş kavanoz çocukları haline getirilen soydan değil, iman vecdi içinde gelecektir.
Bekleyelim...'' ( Necip Fazıl Kısakürek-Hitabeler-syf: 57)
Batının bize dayattığını değil Anadolu'nun kökeninde olan büyük sanat vecdi, Itri’yi, Koca Sinan'ı yetiştiren anlayış.
Son bir levha ile sözü burada bitirmek arzusundayım; Samsun'a döndüğüm ilk zamanlarda şehrin maddede fazlaca geliştiğini gördüm, bu memleketin genç bir evladı olarak bazı şeyler eksikti. Şehre dışardan gelen bir yerli olarak basında okuduklarımla, gördüklerimin hala aynı olduğunu görünce çok üzüldüm. Bulunduğum mahalleden -mecazen- dolasıyla kendi meslektaşlarım içerisinde de çok kabul görülmüyordum, burası için ne yaparız çabasıyla bir belediyeden randevu aldım, dosyamı hazırladım ve belediyenin benimle görüşmek ile yetkilendirdiği kişinin odasına girdim. Hoş beş lafzından sonra söz meseleye geldi. Ne yapmam gerektiğini ve benim kim olduğumu anlatan dosyayı önüne koydum. Bütün bunlardan sonra benim düşünce dünyamı ölçmek ya da siyasi kimliğime karar vermek arzusu ile sorduğunu düşündüğüm şu soruyu yöneltti '' Sen Necisin'' '' Ben kendimin diriliş eri olduğuma ve bir diriliş cephesi olduğuna ve bu cephede bir savaşçı olmam gerektiğine inanıyorum'' dedim. Fikri özümseyen biri olduğuna inanmak istediğim kişi, sonuçta kültüre bakan bir mevkiinin başında. İşte hayallerimi, onun hakkında ki hüsnüzanımı yerle bir eden söz ulaştı kulaklarıma '' eee ben de izliyorum o diziyi, güzel dizi''.
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar - minare nedir? - Demiş; Ters çevrilmiş kuyu.
Cihat Faruk SEVİNDİK















