Oyun ve Ölüm
Çocukken oynadığınız oyunlarınızı hatırlar mısınız?
Benim çokça oynadığım bir oyun vardı, Hatırlatma ( Çağrıştırma) oyunu
Köşe Yazıları
- 11-05-2013 14:26
Çocukken oynadığınız oyunlarınızı hatırlar mısınız?
Benim çokça oynadığım bir oyun vardı, Hatırlatma ( Çağrıştırma) oyunu.
Ben bir kelime söylerim, sen ona en yakın bulduğun kelimeyi söylersin.
Sen soğuk de ben ölüm diyeyim ve oyun bitsin.
Hayatlar gibi, hikayeler gibi, yarınlar gibi … bitsin…
Sen ölüm de ben susayım.
Kaç kelime söylenir ölümden sonra, kaç ağız kilitlenmez, kaç insan donup kalmaz…
Oyunların bittiği an gibi, hayatların bitmesi gibi. Ölüm en büyük oyunbozan sanki. Hep oyunun en güzel yerinde (ki oyunun her anı güzeldir), pencereden çağıran anne sesi gibi.
Oynanacak daha nice güzel oyunlar var dersin, başladığın oyuna devam etmek istersin de, ne yapıp edip biraz daha kalamazsın. Akşam ezanı okunmaktadır..
Vakit tamamdır. Zaman gitmek zamanıdır. Heveslerin, gülüşlerin, oyun sıran yansa da, beklenen oyunlar yarım kalsa da çıkıp gitme vaktidir.
Zaman gitmek zamanıysa hayal dinlemez gitmeler, yarım kalmış işleri takmaz, çok sevilmişsin, yolunu gözleyenler varmış fark etmez…
Zamanın gitmek zamanı olduğunu içine daldığımız oyunlarımız fark ettirmedi bizlere.. Akşam ezanıyla pencereden çağıracak anne sesinin hayatın bittiğini hatırlatan ölümün habercileri de olduğunu…
Çocukluk oyunlarımıza daldığımız gibi daldık hayata da. Hiç gelmeyecek gibi unuttuk ölümleri, planlar yaptık, sıralara koyduk işleri ama hiç beklemediğimiz bir anda tutup aldı bizi.
Biz yine de her oyunla ve yeni bir günle unuttuk bitişleri ve ölümleri. Her seferinde yine daldık oyunlarımıza ve hayata.
Oyundan çağrılan arkadaşta da unuttuk sıramızın geleceğini, çok sevdiklerimizin tek tek ölmesiyle de.
Belki de unutmalıydık devam etmek için oyunlarımıza ve hayata. Başka türlüsü daha da dayanılmaz olurdu nitekim.
Eve çağrılan arkadaşlarımız gibi tek tek çağrıldık ölüme. Bazı gidişler çok dokunmazken, bazen de en yakın arkadaşımızın eve çağrılışı daha çok üzdü bizi.
Ama devam ettik sıramız gelene kadar, ezan sesine kadar oyunlarımıza.
Bazen ölüm uzaktan duyduğumuz bir haber oldu, bazen de evimizin içine sızdı tüm soğukluğuyla.
Konuştuk ölümleri, uzaktan birilerinin ölümlerini atlattık kolayca da aynı evde yaşadıklarımızın ölümü ağır geldi.
Ölüm dışarıdansa kolaydır unutuşlar biraz daha. Camlarını kapatır, kapını kilitlersin ve sanırsın ki ölüm içimize sızamayacak.
Peki ölüm evimizin içindeyse ne yapmalıydık? O zamanda ölülerimizin odasını kapatıp, ışığını ve camını açıp beklemeliymişiz, öyle öğrettiler bize de.
Bir çocuğun oyununa daldığı gibi daldık hayata. Hiç bitmeyecek planlar yaptık, bir gün eve çağrılacağımızı unutarak.