Dünyada tedarik zincirlerindeki sorunların maliyet baskısını artırdığı ve yükselen enerji fiyatlarının küresel enflasyonu daha da yukarı çektiği bir dönemde faturayı kayıtdışı ekonominin can düşmanı olan zincir marketlere kesmek vicdansızlıktan öte; iş bilmemenin ve cehaletin bir göstergesidir.
Erdoğan’ı yanıltarak Türkiye ekonomisine zarar veren ekonomi bürokratlarının tasfiye edilmesi şart olmuştur. Çünkü masa başında çalışmayan,serbest piyasa ekonomisinin gereklerini bilen ve ekonomiyi bizzat piyasanın içinden gelerek yöneten bürokratlara ihtiyaç vardır.
Eğer serbest piyasa ekonomisini “s” sinden anlamayan ve devletçilikten başka bir şey bilmeyen sığırlara ekonomi teslim edilirse Ak Partinin 2023 seçimlerini kazanması hayal olacaktır. Erdoğan ne kadar çaba gösterip güzel hamleler yapsa da gün sonunda evine dönen vatandaş, ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak için cebinde para göremiyorsa; oy moy vermez.
Vatandaşların cezalandıracağı kişiler ise beceriksiz ve ekonomiden anlamayan bürokratlar değildir. Tam tersine onlar koltuklarını bir şekilde korurken siyasi partiler ve yöneticileri halkın tepkisini çekmiş olarak yönetimden çekilmek zorunda kalacaklardır.
Son 20 yılda ülkemize çok büyük hizmet eden ve Ayasofya’yı tekrar cami yaparak ülkemiz üzerindeki manevi musibeti kaldıran Erdoğan’ın seçimi kaybetmesinden derin endişe duyuyorum. Bu nedenle Ak Parti yöneticilerinin bu yazımı dikkatle değerlendireceğini umuyorum.
Öncelikle bilinmesi gereken en basit husus küresel virüs salgını nedeniyle dünyadaki bütün ülkelerde enflasyon ve hayat pahalılığının zirve yapmasıdır. Ülkemizde “faiz lobisi” nedeni ile zaten yüksek seviyede devam eden enflasyon, dünyadaki gelişmelerin de etkisi ile daha da yükselmiştir. Bunu göremeyip suçu zincir marketlere yüklemek akıl tutulmasından başka bir şey değildir.
Zincir marketler her şeyden önce fiyat artış taleplerini tüketiciye yansıtmama konusunda en önemli kurumların başında gelmektedir. Zira kendi aralarında yaşamış oldukları rekabet hiçbir ticari şirkette yaşanmaz. Pahalı market damgasını yememek için türlü türlü yöntemler geliştirmişlerdir. Bazen bir ürünü zararına satarak tüketicilere “bak ne kadar ucuz mal satıyorlar” dedirtmek için bürokratların anlayamayacağı pek çok işler yaparlar.
Zaten ticareti bilen küçük esnaf bile pahalı mal satarak kendi şirketini batırmaz. Bilakis elinden gelen en uygun fiyatı vererek müşterisinin devamlı olmasını ister. İster küçük ölçekte ister büyük miktarlarda mal satan bir ticari müessese; müşterisini kazıklamış ise bir daha toparlanıp iş yapamaz. Bu hatanın bedelini iflas edip dükkânını kapatarak çekecektir.
Elbette bu söylediğim serbest piyasa ekonomisi için geçerlidir. Bunun yerine devletin mal üretip sattığı hatta “tekel” firmalarının bulunduğu komünist yöntemlerle ticaret hayatını perişan eden devletler, sözümüzün dışındadır. Zira merkezi planlama ve sosyalist ekonomik yöntemler çağ dışı kalmış bir ekonomi anlayışıdır.
Bünyesinde binlerce insanın çalıştığı ve halkın en büyük tüketim harcamalarını yaptığı zincir marketler, dünyada olduğu gibi Türkiye’nin de en değerli kurumlarıdır. Bu firmalar ne kadar çok olursa halkımızın ihtiyaçları o derece kolay karşılanır. Bunun yerine devletin yönettiği Tarım Kredi Kooperatifleri, ekonomide rekabet ortamının kaldırıldığı geri kafalı komünist yöntemlerden bir tanesidir.
Devletin üretim yapması, bankacılık faaliyetlerinde bulunması ve ticaretin içinde olması doğru değildir. Çünkü asıl yapması gereken daha önemli işleri vardır. Altyapının kurulup işletilmesi, eğitim, sağlık, savunma ve diplomasi gibi konularda vazgeçilmez unsurdur. Bütün bu önemli işleri bırakıp domates üretip satmak iş bilmemezlikten başka bir şey değildir.
On yıldan beri yapılacağı söylenen fakat unutulan “Kanal İstanbul” gibi dünyanın lojistik merkezi olmamızı sağlayacak altyapı yatırımları yerine; böylesine gereksiz işlerle uğraşmak devletimize ve Ak Parti hükümetine yakışmamaktadır.
Bu makalede zincir marketlerin ülkemizin ekonomik ve sosyal yaşantısına katkı sunduğu çok önemli bir konuya değinmek zorundayım. Emek verdiğim ve çok değerli akademisyenlerden istifade ederek hazırladığım doktora tezimde değinmiş olduğum o husus ise kayıtdışılıktır.
Kayıtdışılığın önlenmesi bir ülkenin ekonomik gücü için hayati değerde önemlidir. Her şeyden önce ekonominin kayıt altına alınması vergi kaçaklarını önler. Ekonomi ile ilgili istatistiklerin doğru yapılarak çözüm yollarının bulunmasını kolaylaştırır. Halkın mafya türü örgütlerden korunarak serbestçe ticaret ve üretim yapmasına imkân verir.
Kısaca söylemek gerekirse kayıtdışılığın önlenmesi ekonominin gelişip güçlenmesi için olmazsa olmazlardan bir tanesidir. Geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerin bir numaralı sorunu budur.















