Un soir à Paris…
Zafer Takı’nın ( Arc de triomhe de l’etoile ) önü canlı bir film sahnesini andırıyor adeta (senaristi hayatın içinden olan insanların filmi). Bir kenarda durup, fotoğraf çektirenleri izleseniz her karede ayrı bir hikâye çıkar. Gerçi Paris önce şiirdir zihinlerde. Evet, tek dizelik şiir! Hayal ve gerçeğin gök olmuş hali… Ruhta renk furyasını tutuşturan, ahenkli bir salınış. Şairlerin iç bestesini, şiirsiz dinlemek; geceyi, geceden sağmak. Kentin kollarında miskin bir kedi gibi dolaşmak. ‘Uslansana acım benim, dinlenip dursana artık’ diyen Baudelaire için Paris, iki sokak ötedeki kır bahçesi gibi. Baudelaire’i anlamak için, bu kentte şiir yazmak gerek. Acının yükselişini seyre dalarken, sessiz ve sakin kalmak. Alpler’in beyazlığına eşlik eden rüzgâr gibi kışkırtıcı olmak… Paris sokakları, gümüş renklerin saklı heyecanı. Kaldırım kenarlarında enstrüman çalan sanatçıların, gizemi kollayışı. Caddeler hep kalabalık, hep merak ve telaş. Kesik düşler yükü. Paris, hayalleri imzalayan bir kent.















