ŞEHİRLERİ İMÂR ETMENİN GÖSTERİLMEYEN CEPHESİ

Şehircilik, sınıf iktidarını savunan kesintisiz görevin modern icrasıdır

Türkiye - 26-05-2013 17:13

ŞEHİRLERİ İMÂR ETMENİN GÖSTERİLMEYEN CEPHESİ
Kentsel üretim koşullarının tehlikeli bir şekilde bir araya getirdiği işçilerin en küçük parçalarına dek bölünmesinin sürdürülmesi. Bu bir araya gelme olasılığının her biçimine karşı yürütülmesi gereken sürekli mücadele en uygun zeminini şehircilikte bulur. Fransız Devrimi’nde edinilen deneyimlerden bu yana, bütün yerleşik iktidarların sokaktaki düzeni sağlama araçlarını artırma çabası, sonunda sokağın ortadan kaldırılmasıyla doruk noktasına ulaşır. Lewis Mumford, The City in History de [Tarihte Kent]“artık tekdüze olan dünyayı” anlatırken “uzun mesafeye yönelik kitle iletişim araçlarıyla birlikte, halkın tecridinde çok daha etkili bir denetim aracı ortaya çıkmıştır”diye belirtir. Ama şehirciliğin gerçekliğini oluşturan genel tecrit hareketi, planlanabilir üretim ve tüketim ihtiyaçlarına göre işçilerin denetimli bir şekilde yeniden sisteme dahil edilmelerini de sağlamak zorundadır. Sisteme dahil olmak, tecrit edilmiş bireylerin birlikte tecrit edilmişbireyler olarak yeniden ele geçirilmelerini gerektirir: Fabrikalar ve kültür evleri, tatil köyleri ve “toplu konutlar” tecrit edilmiş bireyi aile yuvasına kadar izleyen bu sahte kolektiviteye hizmet etmek amacıyla özellikle düzenlenmiştir.Gösteri mesajı alıcılarının yaygın olarak kullanımı bireyin tecridinin egemen imajlarla, bütün güçlerini sadece bu tecritten alan imajlarla dolu olmasını mümkün kılar.
 
Önceki her dönemde egemen sınıfların tatmin edilmesine adanmışken, ilk defa yeni bir mimari doğrudan doğruya yoksullara yönelmiştir. Bu yeni konut örneğinin biçimsel sefilliği ve devasa yaygınlığı, onun hem amacından hem modern inşaat koşullarından kaynaklanan kitleselkarakterinden ileri gelir.
 
Toprağı, soyut bir şekilde tecrit toprağı olarak düzenleyen otoriter karar hiç kuşku yok ki modern inşaat koşullarının özünde yer alır.
 
Bu açıdan geri kalmış ülkelerde sanayileşmenin başladığı her yerde, yerleştirilmesi düşünülen yeni toplumsal yaşam tarzına uygun uzam olarak, aynı mimari ortaya çıkar. Toplumun maddi gücünün gelişmesinde kaydedilen aşama ve bu güce bilinçli bir şekilde hâkim olma konusundaki gecikme, tıpkı termonükleer silahlanma ya da doğum kontrolü (kalıtımın manipüle edilme imkânı zaten elde edilmiştir) sorunlarındaki kadar açık bir şekilde şehircilikte de görülmektedir.
 
Şimdiki zaman, şehir ortamının daha şimdiden öz-yıkım zamanıdır. “Şehir artıklarının biçimsiz yığınlarıyla” (Lewis Mumford) kaplı kırsal kesimde görülen şehir patlaması doğrudan doğruya tüketimin buyrukları doğrultusunda düzenlenmiştir.
 
İlk meta bolluğu aşamasının pilot-malı olan otomobilin diktatörlüğü, eski şehir merkezlerini yerinden eden ve giderek genişleyen bir yayılmaya yol açan otoyolların hâkimiyetiyle çevreye damgasını vurmuştur.
 
Aynı zamanda, şehir dokusuna dair tamamlanmamış yeni düzenleme dönemleri, bir otopark platformu üzerindeki çıplak arazilerde kurulu dev süpermarketler olan “dağıtım fabrikaları” etrafında geçici olarak yoğunlaşır; bu çılgın TÜKETİM TAPINAKLARI, kısmi bir kalabalığın yeniden oluşmasına yol açtıklarından aşırı kalabalık ikincil merkezler haline gelir gelmez onları dışlayan merkezkaç hareket içinde uzaklaşırlar. Ama tüketimin teknik örgütlenmesi, ilk planda şehrin kendi kendini tüketmesine yol açmış olan genel çözülmenin örgütlenmesinden başka bir şey değildir.
 
Tümüyle kent-kır çatışması etrafında gelişen iktisadi tarih, her iki terimi de ortadan kaldıran bir başarıya ulaşmıştır. Toplu tarihsel gelişmenin günümüzde bağımsız ekonomi hareketinin sürdürülmesi adına felce uğraması, kent ve kırın yok olmaya başladığı dönemin olgusudur, kentle kırın farklılıkları aşılmamakta, her ikisi de aynı anda çökmektedir. Varolan şehir gerçekliğinin aşılmasına katkıda bulunması gereken tarihsel devinimin başarısızlığa uğramasından kaynaklanan kent ve kırın karşılıklı yıpranması, en ileri sanayileşmiş bölgeleri kapsayan ayrışmış unsurlarının bu eklektik karışımında görülebilir.
 
Evrensel tarih kentlerde doğmuş ve kentin kır üzerindeki kesin zaferiyle birlikte olgunlaşmıştır. Marx’a göre burjuvazinin en önemli devrimci faziletlerinden biri, “kır”ı havası bile insanı özgürleştiren “kente boyun eğdirmesi” olgusudur. Ama eğer kentin tarihi özgürlüğün tarihi ise, aynı zamanda zorbalığın ve hem kırı hem kenti denetleyen devlet yönetiminin de tarihidir. Kent sadece tarihsel özgürlüğün mücadele alanı olabilmiştir, özgürlüğe sahip olamamıştır. Kent, tarih ortamıdır; çünkü o, hem tarihsel girişimi mümkün kılan toplumsal iktidarın yoğunlaşması hem geçmişin bilincidir. Kenti tasfiye etmeye yönelik mevcut eğilim, ekonominin tarihsel bilince boyun eğmesindeki ve kendisinden alınmış güçleri yeniden ele geçiren toplumun birleşmesindeki gecikmenin bir başka şekilde ifade edilmesinden ibarettir.
 
“Kır tam tersi bir olgu sergiler: tecrit ve ayrılık”(Alman ideolojisi).
 
Kentleri yok eden şehircilik, eski kır yaşantısına özgü doğal ilişkiler kadar doğrudan doğruya tarihsel kent tarafından sorgulanan dolaysız toplumsal ilişkilerin de kaybolduğu sahte bir kırı yeniden kurar.
 
Bu, günümüzün “düzenlenmiş toprağı”nda barınma ve gösterisel denetim koşullarının yeniden yarattığı yeni bir yapay köylülüktür: Köylülüğün bağımsız bir eyleme kalkışmasını ve yaratıcı bir tarihsel güç olarak ortaya çıkmasını her zaman engellemiş olan coğrafi dağınıklık ve dar kafalılık bugün yeniden üreticilerin özelliği haline gelmiştir; nasıl ki işlerin doğal ritmi tarım toplumunun eriminin ötesinde kalıyorsa, bizzat kendilerinin ürettiği dünyanın devinimi de köylülerin erimlerinin ötesinde kalır. Ama “Doğu despotizminin sarsılmaz temeli olan ve dağılması bürokratik merkeziyetçiliğe yol açan bu köylülük, modern devlet bürokrasisinin gelişme koşullarının ürünü olarak yeniden ortaya çıktığında, duyarsızlığı artık tarihsel olarak üretilmek ve korunmak zorundaydı; doğal kayıtsızlığın yerini, hatanın örgütlü gösterisi almıştı. Teknolojik sahte-köylülüğün “yeni kentleri”,üzerine inşa edildikleri tarihsel zamandan kopuşlarını bulundukları alana açıkça kaydederler; sloganları şu olabilir: “Bu noktada artık hiçbir şey olmayacaktır ve asla hiçbir şey olmamıştır.”Kentlerde özgürleştirilmek zorunda olan tarih henüz özgürleştirilmediği içindir ki tarihin yokluğunda ortaya çıkan güçler, kendi özel alanlarını oluşturmaya başlar.
 
**
 
Bu alacakaranlıktaki dünyayı tehdit eden tarih, aynı zamanda mekânı yaşanmış zamana boyun eğdirebilen güçtür. Proleter devrimi, beşeri coğrafyanın eleştirisidir, bu eleştiri dolayısıyla bireyler ve topluluklar, sadece emeklerine değil bütün tarihlerine de sahip olmalarına elverişli yer ve olayları yaratmak zorundadır. Bu değişen oyun alanında ve özgürce seçilmiş oyun kurallarının farklılıklarında, yer özerkliği, toprağa zorunlu bir bağlanmayı yeniden devreye sokmadan ve böylelikle seyahatin ve bütün anlamı içinde saklı olan bir seyahat gibi anlaşılan yaşamın gerçekliğini gündeme getirerek yeniden keşfedilebilir. (sh:131-136)
 
EKÜMENOPOLİS: UCU OLMAYAN ŞEHİR
 
 
 
 YENİ ANAYASALAR NEDEN YAPILIR?
 
Sicilya mafyasının kullandığı ve tüm İtalya’da kabul gören bu formülün derin hakikati şu noktada yatar: “Eğer paran ve dostların varsa hukukla dalga geçersin.” Bütünleşmiş gösteride yasalar uyku halindedir;çünkü yeni üretim teknikleri için hazırlanmamışlardır ve ayrıca malların dağıtımı sırasında yeni tür anlaşmalar sayesinde bu yasalardan uzak durulmuştur. Kamuoyunun ne düşündüğünün ya da neyi tercih ettiğinin artık hiçbir önemi kalmamıştır. Gösterinin kamuoyu araştırmaları, seçimler ve modernleşmeye yönelik yeniden yapılanmalarla gizlediği şey budur. Kazananlar kim olursa olsun kibar müşteriler en kötü malı edineceklerdir:Çünkü bu tamamen onlar için üretilmiş olandır.
 
“Hukuk devleti”kavramı, modern ve sözde demokratik devletin genelde bu özelliklerinden vazgeçmesiyle birlikte yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır.
 
Bu ifadenin 1970 yılından kısa bir süre sonra ve tam anlamıyla öncelikle İtalya’da popülerlik kazanması kesinlikle tesadüfi değildir. Birçok alanda, yasalar adeta çeşitli boşluklar kalacak şekilde özenle hazırlanmıştır; tabii ki bu boşluklar, yararlanabilecek olanlar için geçerlidir.Bazı koşullarda -örneğin dünyadaki her türlü silah ticareti, özellikle de daha yüksek teknoloji ürünleri çevresinde- yasadışılık, kendisi sayesinde daha da kârlı hale gelen iktisadi işlemlere destek sağlayan bir güçten başka bir şey değildir. Günümüzde birçok iş ilişkisi kaçınılmaz olarak en azından bu yüzyıl kadar namussuzdur; bu durum eskiden, sadece namussuzluk yolunu seçmiş sınırlı sayıdaki insan arasında söz konusuydu.(sh: 222-223)
 
GÖZETİM VE MANİPÜLASYON
 
Gözetim, eğer her şeyin mutlak denetimi sırasında kendi gelişmesinden kaynaklanan zorluklarla karşılaşma aşamasına gelmemiş olsaydı, çok daha tehlikeli olabilirdi. Sayıları giderek artan bireyler hakkında toplanan bilgi yığını ile bu yığının tahlil edilmesi için gereken zaman ve zekâ arasında ya da daha basit olarak söylemek gerekirse olası çıkarları arasında bir çelişki vardır. Malzemenin bolluğu her aşamada kısaltma yapılmasını zorunlu kılar: Bu sırada birçok bilgi kaybolur ve geriye kalanlar ise okunamayacak kadar fazladır. Gözetim ve manipülasyonun yönetimi birleşmemiştir. Aslında her yerde kârların bölüştürülmesi üzerine bir çıkar çatışması vardır; dolayısıyla da mevcut toplum içindeki şu ya da bu potansiyelin -aynı hamurdan gelmeleri nedeniyle hepsi aynı derecede saygın kabul edilen— diğer potansiyellerin aleyhine öncelikli olarak gelişmesi için bir mücadele vardır.
 
Bu mücadele aynı zamanda bir oyundur.Her istihbarat amiri kendi ajanlarını ve ilgi alanındaki hasımlarını gözünde büyütür. Çok sayıda uluslarüstü ittifakın yanı sıra, günümüzde her ülkenin hem devlet nezdinde hem devlet ötesinde sınırsız sayıda polisi ya da karşı-casusluk servisi ve gizli servisi vardır. Bunun yanı sıra gözetim, koruma ve istihbarat işleriyle ilgilenen çok sayıda özel şirket vardır. Çokuluslu büyük şirketlerin de doğal olarak kendi özel servisleri vardır; aynı şekilde orta büyüklükte de olsalar, ulusal ve bazen de uluslararası düzeyde bağımsız politikalar izlemeyi sürdüren kamulaştırılmış şirketlerin de özel servisleri vardır. Her ikisi de aynı devlete ait olan ve üstelik dünya pazarında petrol fiyatlarını yüksek tutma konusundaki ortak çıkarları açısından diyalektik birlik içinde olan bir nükleer endüstri grubu ile bir petrol grubunun çatıştığı görülebilir. Özel bir sanayi dalındaki her güvenlik servisi, kendi bünyesine yönelik sabotajlarla mücadele eder ve gerektiğinde rakiplerine sabotaj düzenler: Denizaltı tünellerine önemli yatırımlar yapan bir şirket, feribotların güvensizliğinden yana olur ve mali güçlükler içindeki gazeteleri, feribotların güvensizliğiyle ilgili haberleri ilk fırsatta ve üzerinde çok fazla düşünmeden manşet yapmaları için maaşa bağlar;Sandoz’la rekabet eden bir şirket Ren Vadisi’ndeki yeraltı sularına karşı kayıtsız kalır. Gizli olan gizlice gözetlenir. Öyle ki hikmeti hükümetin yönetimi etrafında kurnazca toplanmış bu organizmaların her biri, kendi özel anlam hegemonyasının peşindedir. Zira anlam, anlaşılabilir bir merkezle birlikte kaybolmuştur.
 
1968’e kadar başarıdan başarıya koşan ve sevildiğine inandırılmış olan modern toplum, bu tarihten itibaren bu sevdadan vazgeçmek zorunda kalmıştı; artık kendisinden korkulmasını tercih etmektedir. “O masum halinin artık geri gelmeyeceğini” gayet iyi bilir.
 
Böylece kurulu düzenden yana binlerce komplo, şebekelerin ve meselelerin ya da gizli faaliyetlerin giderek üst üste gelmesi ve bunların her türlü ekonomi, politika ve kültür dalma hızla entegrasyon süreciyle birlikte, birbirine karışır ve hemen hemen her yerde birbiriyle çarpışır. Toplumsal yaşamın her alanında, gözetim, dezenformasyon ve güvenlik faaliyetlerinin iç içe girme oranı sürekli bir artış gösterir. Komplo neredeyse alenen görülecek kadar yoğunlaştığında, komplonun her bir bölümü diğerini rahatsız etmeye ya da kaygılandırmaya başlar; çünkü bütün bu profesyonel komplocular tam olarak nedenini bilmeksizin birbirlerini gözetlemeye ya da birbirlerini kesin olarak teşhis edemeden tesadüfen karşılaşmaya başlarlar.
 
Kim kimi gözetlemek ister?
 
Bu görünüşte kimin yararınadır?
 
Ya gerçekte?
 
 Hakiki etkiler gizli kalır ve nihai hedeflerden güçlükle şüphe duyulabilir ve bunlar hemen hemen asla anlaşılmazlar. Böylece aldatılmadığı ya da manipüle edilmediğinden kimse emin olamazken, manipüle eden de başarılı olup olmadığını nadiren bilir. Aslında manipülasyonun başarılı tarafında yer almak, doğru stratejik perspektifin seçildiği anlamına gelmez. Taktik başarılar böylece büyük güçleri tehlikeli yollara sürükleyebilir.
 
Görünüşte aynı hedefin peşinde olan aynı şebekede, bu şebekenin sadece bir parçasını oluşturanlar, diğer bölümlerin ve her şeyden önemlisi çekirdek kadronun bütün varsayımlarım ve sonuçlarını kaale almamak zorundadırlar. İncelenen herhangi bir konu hakkındaki tüm bilgilerin pekâlâ tamamen hayali ya da ciddi bir şekilde tahrif edilmiş ya da oldukça yanlış bir şekilde yorumlanmış olabilme ihtimali -ki bu gayet iyi bilinen bir olgudur— soruşturmayı yürütenlerin hesaplarını önemli ölçüde karıştırır ve çürütür; çünkü birini mahkûm etmek için yeterli olan şey, onu tanımak ya da kullanmak gerektiğinde o kadar yeterli olmaz. Bilgi kaynakları rekabet içinde olduğundan tahrifler de rekabet içindedir.
 
Ancak bu uygulama koşullarından yola çıkarak, toplumsal alanın tamamına yayıldığı ve bunun sonucunda personel ve araç-gereç sayısını artırdığı ölçüde, denetimin verimliliğinin azalması eğilimi göstermesinden söz edilebilir. Çünkü burada her araç bir amaç haline gelmenin peşindedir ve bunun için çaba gösterir.
 
Gözetim kendi kendini gözetler ve kendine karşı komplo düzenler.
 
Sonuç olarak, gözetimin bugünkü temel çelişkisi, olmayan bir varlığı yani, toplumsal düzeni bozmaya çalıştığı düşünülen varlığı gözetlemesi, içine sızması ve etkilemesidir. Ama bu varlığın işbaşında olduğu nerede görülmüştür? Çünkü, koşullar asla bu kadar devrimci olmamıştır ve durumun bu kadar ciddi olduğunu düşünen sadece hükümetlerdir. Yadsıma, kendi düşüncesinden o kadar başarılı bir şekilde yoksun bırakılmıştır ki uzun zamandan beri dağılmış bir haldedir. Bu nedenle, sadece muğlak ama hâlâ yeterince rahatsızlık veren bir tehdit olmayı sürdürmektedir ve neticede gözetim en gözde etkinlik alanından mahrum bırakılmıştır. Bu gözetim ve müdahale gücü tamamen mevcut gerekliliklerle yönetilmektedir ki bu gereklilikler, bu tehditle peşinen mücadele etmek amacıyla bizzat tehdidin alanına yönelen anlaşma koşullarını belirler. Bu nedenle gözetimin, bu sefer teröristleri değil teorileri etkilemek amacıyla, gözden düşmüş gösteri araçlarının dışında bilgilendireceği yadsımanın kutuplarını düzenlemede bir çıkarı olacaktır.
 
Tarihsel zaman konusunda büyük otorite olan Baltasar Graciân L’homme de courda [Saray Adamı] son derece isabetli bir şekilde şunları söyler:
 
[İster eylem ister söylem olsun, her şey zamanla ölçülmelidir.
 
Bir şey yapılabileceği sırada istenmelidir; zira ne mevsimler ne de zaman kimseyi bekler.]
 
Ama Ömer Hayyam daha az iyimserdi:
 
[Açık seçik ve meselsiz konuşmak gerekirse
 
-BizlerTanrı’nın elinde birer oyuncağız;
 
—Kulluk yarışında bizimle dalga geçilir, —
 
Sonra da teker teker hiçlik kutusuna geri döneriz.] (sh: 230-235)
Kaynak:
 
Guy DEBORD, Gösteri Toplumu ve Yorumlar

http://ismailhakkialtuntas.com/2013/05/20/sehirleri-imar-etmenin-gosterilmeyen-cephesi/
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Cibiş Kanyonu: Kastamonu’nun Doğal Aquaparkı

Cibiş Kanyonu: Kastamonu’nun Doğal Aquaparkı

15-09-2025 - Türkiye

Kastamonu kaç ilçe ile kuruldu?

Kastamonu kaç ilçe ile kuruldu?

05-03-2025 - Türkiye

  • eşya depolama
  • ahsap mobilya Turkey Hair Transplant Packages ts3 satın al Anlaşmalı Boşanma Davası FUE iptv bayilik Eşya depolama iptv bayilik Antalya Flughafen Transfer