Son Osmanlı Padişahının cenazesine haciz konmuştu
Sultan Vahidüddin’in öldüğünü öğrenen alacaklılar ve esnaf villanın kapısına dayanmıştı. Ailenin 120 bin lirayı bulan borçları ödeyecek imkanı olmadığından acı bir hadise yaşanmış, Sultan Vahidüddin’in cesedi ve kalan eşyalarına mahkeme kararıyla haciz konmuştu.
Türkiye
- 20-05-2012 17:12
VI. Mehmed Vahidüddin, 17 Kasım 1922’de İngiliz Zırhlısı “Malaya” ya binmeden önce şahsi miras olarak padişahtan padişaha intikal eden “Hazine-i Hümayunu” ve bir altın çekmeceyi içindekilerle birlikte Hazine Kahyası Refik Bey’e teslim etmişti. Türkiye’den ayrılırken yanında sadece nakit para olarak elli bin Türk Lirası vardı. Malta, Hicaz ve Cenova duraklarının ardından İtalya’nın Sanremo Kasabası’na yerleşti. Burada eşleri, bir kızı ve maiyet mensuplarıyla birlikte kiraladığı “Villa Manolya” da günlerini geçirmeye başladı.
Sultan Vahiddüdin-Mart 1925
Türkiye ve dışındaki hanedana ait mallar ve emlaklardan gelir elde etme girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından büyük bir maişet buhranıyla karşı karşıya kaldı. Yanında getirdiği para hızla eriyor, bu da yetmezmiş gibi durumundan habersiz olan eski Osmanlı paşaları, gazetecileri, yaverleri türlü vaat ve fikirlerle kendisinden para koparmak için ellerinden geleni yapıyordu. Aslında eski hükümdar maddi yönden zor durumdaydı ve son sekiz bin lirasını da kayınbiraderi ve yaveri Zeki Bey, Sanremo gazino ve kumarhanelerinde kaybetmişti. Bu kötü durumdan ailesini kurtarmak, birikmiş borçları ve mutfak masraflarını ödeyebilmek için son çare olarak “Hanedan-ı Ali Osman” nişanı üzerindeki iri taşlı mücevherleri sökmüş ve satmaya göndermişse de bu taşların değersiz ve sahte olduğunu öğrendiğinde artık tükenmişti.
Sultan Vahiddüddin’e ait “Hanedan-ı Ali Osman” Nişanları
16 Mayıs 1926 günü bir torunu olduğunu haber alan Sultan Vahiddüddin, akşam yemeğinden sonra bir süre yanındakilerle sohbet etmiş ve onları namaza gönderdikten sonra kalp krizinden vefat etmişti. İtalyan hükümeti, topraklarında hayatını kaybeden eski Osmanlı Padişahına otopsi yapılmasına karar verdiğinden Kalp Cerrahı Profesör Fava bu işlemi gerçekleştirmiş, otopsi parası da aileden talep edilmişti . Bunun için kıymetli evrak ve paralarını koyduğu çekmecesi açılmış fakat içinden sadece on yedi tane çeyrek altın ve taşları sökülmüş bir nişan çıkmıştı.
Sultan Vahiddüddin’in tabutu. Üzerinde “Türklerin hakanı ve İslamlar’ın halifesi cennetmekan Vahidüddin-i Sadis bin Sultan Mecid Han Hazretleri” ibaresi yazılıdır.
Vahidüddin’in öldüğünü öğrenen alacaklılar ve esnaf villanın kapısına dayanmıştı. Ailenin 120 bin lirayı bulan borçları ödeyecek imkanı olmadığından acı bir hadise yaşanmış, Sultan Vahidüddin’in cesedi ve kalan eşyalarına mahkeme kararıyla haciz konmuştu. Yeğeni Prens Sami Bey’in büyük fedakarlıkla yaptırdığı tabuta yerleştirilen ceset giriş katına indirildi ve başına iki İtalyan askeri kondu. 1 ay boyuca gömülmeden duran ceset sonunda kokacaktı.
Hacizin kaldırılması için gereken para o sırada Fransa’nın Nice şehrine yerleşmiş olan mahlu Halife Abdülmecid Efendi, kızı Sabiha Sultan, Hicaz Kralı Hüseyin, Irak Kralı Faysal, Mısır Prensi Ömer Tosun Paşa ve Sakallı Reşid Bey’in çabalarıyla toplanabilmişti. Bütün borçlar ödendikten sonra serbest kalan cenaze, üzerinde yeşil bir haçın bulunduğu tahta bir at arabasıyla kaçırılarak, Damadı Şehzade Ömer Faruk Efendi refakatinde Şam’a nakledilmiş ve orada gömülmüştü.
Cenaze götürülürken
Sultan Vahiddüddin’in ölümünü Türkiye’nin Roma Büyükelçisi Suat Davaz, 17 Mayıs tarihli: Vahidüddin’in füceten vefat ettiği şimdi haber alınmıştır.” Telgarfıyla Ankara’ya bildirmişti. Haberi Adana’da öğrenen Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, yanında bulunan dostlarına: “Çok namuslu bir adam öldü… İsteseydi Topkapı’nın bütün cevahirini götürür öyle bir ordu kurup geri dönerdi ki” demişti. Sanremo’da sefalet ve yokluk içinde hayata gözlerini yuman Son Osmanlı Padişahı’nın sadece İstanbul’dan ayrılmadan önce Topkapı Sarayı’na iade ettiği ve 1951’de “TBMM Hesapları İnceleme Komisyonu” tarafından açılan altın çekmecesinden mücevherlerle birlikte babası Sultan Abdülmecid’e ait murassa ve büyük pırlanta taşlı sorgucu da çıkmıştı. Bunlar hakkında Sultan Vahiddüddin: “İstanbul’u terkederken, Osmanlı hanedanına ait olan ve benim için büyük kıymet taşıyan eşyaları yanıma almayı düşünmedim. Bu sebeple, şimdi yabancı bir memlekette beş parasız, yüzüstü ve ızdırab içinde kaldık.”demişti.
Kaynaklar:
Tarık Mümtaz Göztepe, Vahidedddin Gurbet Cehenneminde, İstanbul, 1991.
Yılmaz Çetiner, Son Padişah Vahtettin, İstanbul, 1993.
Murat Bardakçı, Şahbaba, İstanbul, 1999.
Son Osmanlılar, Belgesel.
İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c.4, İstanbul, 2011.
Emre Gül/ Tarih Dosyası/Dünya Bülteni