Yaklaşık her 218 kişiden birinin cezaevinde olduğu bu tablo, sorunun yalnızca suç oranlarındaki artışla değil, cezalandırma ve adalet sisteminin yapısal sorunlarıyla ilgili olduğunu gözler önüne seriyor.
KAPASİTE AŞILDI, HER 100 KİŞİLİK YERE 131 MAHKÛM DÜŞÜYOR
Avrupa'da nüfusu 1 milyonun üzerindeki ülkelerde 100 bin kişiye düşen mahkûm ve tutuklu sayısının ortalama değeri 115 iken, Türkiye'de bu oran 458'e ulaştı.
Yani Türkiye'nin mahkum nüfusu Avrupa ortalamasının yaklaşık dört katı.
Resmi istatistiklere göre Türkiye'de ceza infaz kurumlarının bildirilmiş kapasitesi 299 bin 880 olmasına rağmen, cezaevlerinde 400 bin bulunuyor.
AB ortalamasıyla kıyaslandığında Türkiye'deki hapsedilme oranı Almanya'nın 6,6, Hollanda'nın ise 8,3 katına denk geliyor.
Üstelik Türkiye'nin cezaevi nüfusu Ocak 2024 ile Ocak 2025 arasında yüzde 29 oranında artarak kıta çapındaki en sert yükselişlerden birine sahne oldu.
HAPİS CEZASI SON ÇARE OLMAKTAN ÇIKTI
Uzmanlara göre cezaevi nüfusunun bu denli devasa boyutlara ulaşmasının temel nedeni Avrupa ve Türkiye arasındaki suç oranı farkından ziyade, uygulanan ceza infaz politikası.
Modern ceza hukukunda hapis cezasının "son çare" olarak görülmesi gerekirken, Türkiye'de bu mekanizma adalet sisteminin ana merkezi konumuna yerleşti.
İlk kez suç işleyenler, düşük riskli failler veya şiddet içermeyen vakalarda uygulanabilecek elektronik izleme, denetimli serbestlik ve kamuya yararlı çalışma gibi alternatif yaptırımların yeterince etkili işletilmemesi sistemin yükünü artırıyor.
CEZAEVİ İNŞA EDEREK İNFAZ SORUNU ÇÖZÜLEMİYOR
Sistemdeki en büyük açmazlardan biri cezaevlerine giriş hızının yüksekliği ve infaz yasalarındaki öngörülemez değişiklikler olarak değerlendiriliyor.
Yeni cezaevleri inşa edilip kapasite artırılsa da, içeri giren insan sirkülasyonu aynı hızla tahliye edilemediği için kurumlar kısa sürede yeniden doluyor. Toplumsal sorunların sosyal rehabilitasyon veya önleyici politikalar yerine sürekli yeni suç maddeleri ve ağır cezalarla çözülme eğilimi, cezaevlerini tüm toplumsal meselelerin gönderildiği bir depoya dönüştürüyor.
DÜŞÜK RİSKLİ VAKALAR PROFESYONEL SUÇLULARLA YAN YANA
Cinayet, terör, organize suçlar veya cinsel istismar gibi ağır vakalarda toplumun korunması adına hapis cezasının zorunluluğu tartışmasız kabul ediliyor.
Ancak düşük riskli ve ıslah edilme ihtimali yüksek faillerin de benzer bir kapatma anlayışıyla uzun süre içeride tutulması, bu kişileri rehabilite etmek yerine daha profesyonel suç çevreleriyle tanıştırma riski taşıyor.
Cezaevi nüfusunun sürekli artmasının adaletin sağlandığı anlamına gelmediğine dikkat çeken hukukçular, günlük politikalardan bağımsız, en az 20-30 yıllık uzun vadeli bir infaz stratejisine ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor.















