Unutmanın Hatırlattıkları

Varoluşun kaynağını unutmak, evet, büyük unutuş. Kendini unutmayı da getiriyor beraberinde…

Tarih - 15-08-2012 10:38

Unutmanın Hatırlattıkları
İnsan, unutan varlık. Unutmak; bizi biz yapan 'insanî' bir eylem. Neyi unuttuğumuz, neyi unutmadığımız bizi birbirimizden ayıran bir özellik olabiliyor. Nisyan bazen gafletten, bazen kasıttan, bazen ihtiyaçtan kaynaklanıyor.
 
Belleğe emanet edilenleri bazen unutabilmek için büyük çabalar gerekir. Bazen farkında olmadan unuturuz. Tamamen hafızamızdan silinmiş sandığımız şeyler bir anda üşüşür bazen. Yıllarca unutmayı çabaladığımız şeyleri bir türlü silip süpüremeyiz bazen de hafızanın tozlu labirentlerinden. "Gerçek şu ki, bundan önce Âdem'e bir emir verdik, ama o unuttu ve Biz onda bir azim de bulmadık." (20, 115). İnsan neyi unutursa unutsun, yaratılışındaki amacın ne olduğuna dair azimli ve gayretli olmadığı için, kendine 'şah damarından yakın' olanı; Rabb'ini unutabiliyor.
 
Varoluşun kaynağını unutmak, evet, büyük unutuş. Kendini unutmayı da getiriyor beraberinde. Dahası, neyi unuttuğunu hatırlamadıkça, unutuşun boyutlarının farkında dahi olmuyor insan. Bu basiretsizlik bize şunu ima eder aslında: Artık unutulmayacak hiçbir şey kalmamıştır! Nefs-i emmare sanatı, bu büyük unutuşun gölgesinde kendi ak ve kara bulutlarını gezdirir durmadan. Her şey unutulabilir evet. Bu hudutsuzluk, sanatsal ifadeyi özgürleştirecektir diye düşünülür. Oysa çoğunlukla tam aksi oluyor. Unutulmayacak hiçbir şey kalmadığı sürece unutulmaması gereken şeyler artıyor. Haksızlıklar. Adaletsizlikler...
 
Çünkü nefs-i emmare dünyasında hüküm süren insan giderek işlediği suçları da unutmuştur! Bununla birlikte hepimiz tanıklık edebiliriz ki, kötülüklerini, günahlarını unutan zalimdir. Zulmetmeye devam edecektir. Genellikle mazlumlar unutmaz, hak aramaya devam ederler. Zalimler unutur ve zulüm devam eder. Unutmanın zulme davetiye çıkarmaması için pişmanlık ve tevbeyle gelen sahici bir arınma gerekiyor. Eğer pişmanlık ve arınma ihtiyacıyla tevbe gerçekleşiyorsa, 'hakkıyla' unutmak mümkün olabiliyor. Tevbe, bir daha yapmama kararıdır. Kendini hatırlayıştır. Bir daha yapmamaya karar veren kimse ise pişmanlık duyandır. Ve pişmanlık kefaret / diyet ödemeyi de getirir.
 
Demek istediğim kısaca şu: Pişman olup suçunu telafi etme, mazlum tarafından bağışlanma açısından çok kıymetli bir tavır. Aynı zamanda Rabb'inden bağışlanma dilemek, O'na dönmek bir diriliş, yeni bir zikirdir. Hem niyet hem amel olur artık tevbe. Zulmü durduran tevbe sayesinde, evet adil biçimde unutmaya yaklaşılır karşılıklı.
 
Sanatta güzel'in ölçüleri üzerine düşünmeye çalıştığım bu otuz birinci yazıda unutmanın biçimlerine beni yollayan ise sanatta bir tür şahitlik ihtiyacı. Biraz daha açayım. Unutmaya karşı yazarız çoğunlukla. Toplumsal belleğin kırılma noktalarını, çizgilerini, üç noktalarını, ünlemlerini seslendiririz. Geçmişin perdelerini bazen usul usul kaldırmayı deneriz, bazen aynı yaraları kanatmakla ihtiyaç duyulan sahici bir unutmaya engel olduğumuzu da fark ederiz.
 
Unutma ve unutulmanın ifadelerinde derinleşmeye çalışırken kimi zaman üsluba dikkat etmez, sanat ile bilim arasında biricik bir estetik zevki geliştiremez oluruz. Unutuşa/unutuluşa karşı kullandığımız her sözcükle aslında unutmayı imkânsızlaştırıyoruz. Unutulmaması gereken ne varsa, sanatsal ifadede karşılığını bulamadığımız sürece, toplumsal haykırışların yankısında kanıksıyoruz giderek. Değerini kelime terkiplerimizde yitiriyor tüm hatırlamamız gerekenler.
 
Zulümleri hatırlatmak, kayda geçirmek ve okuru şahit tutmak için dile gelen kalem tarafından bizzat silinmiş oluyor belleğimizdeki izdüşümler. Unutturmamak adına unutuşa kalem oynatmış oluyoruz sanatta. Sürgün, tehcir, ayaklanma, kovulma, katliam gibi geniş kitleleri ilgilendiren büyük kıyımların bir şiire, bir öyküye dönüştüğünde daha derin hatırlanması, büyük sözler ve toplumsal haykırışlar eşliğinde tüketildiğinde ise kanıksanmaya ve unutuşa hizmet etmesi biraz da bundandır.
 
"Unutma daima şimdiki zamanda çekimlenir." diyor 'Unutma Biçimleri' adlı kitabın yazarı Marc Auge: "Hatta diyebiliriz ki unutma söz konusu olduğunda bütün zamanlar şimdiki zamanın zamanlarıdır, çünkü geçmiş onun içinde kaybolur ya da kendini onda yeniden bulur ve gelecek, ancak bir taslak olarak onda ortaya çıkar."
 
Şimdiki zamanda devam eden unut-ma'larımızı Milan Kundera da kendine has üslubuyla anlatmıştır. Ölmüş kocasının anısının bulanıklaşmasına karşı direnen bir kadının öyküsüne yer verir 'Gülüşün ve unutuşun kitabı'nda. Unutulmanın ironisiyle hüznü bir aradadır. Nihayetinde ifade etmeye çalıştığımız tüm unutma biçimlerinin gerisinde bir başka şahitlik var.
 
Nisyan'ın 'güzel'le olan ilişkisinde bizi en çok derinleştirecek ve hatırlamaya yaklaştıracak Arafat tecrübesinden bahsediyorum. Neyi unuttuğumuzu bilmenin, neleri unutmamız gerektiğini idrak etmenin en 'damardan' yolu!
 
"Allah'ı unutan insana, Allah da kendisini unutturur." (59, 19) Kendini, Rabb'ini, insanlığını yeniden hatırladığın, varlığını Rabb'ine göre yeniden ayarladığın sahih duruş için: Zaman, mekân ve beyan 'bir' olur Arafat'ta. Varlığımızın hakikatine delil teşkil edecek yolların kavuşmasıdır Arefe. Tevhid sanatının zirvesi!
 
Bağışlanmanın en imkân dahiline girdiğini hissettiğimiz an. Yeniden başlarız hatırlamaya... İşte tevhid sanatçısı eserlerinde bize bu zikri hatırlatandır tam da. Hayatta da, sanatta da unutmaya karşı Arafat'ta kalmak mümkün.
 
Leyla İPEKÇİ / ZAMAN
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Tekerlekli Sandalye Tarihçesi

Tekerlekli Sandalye Tarihçesi

12-04-2023 - Tarih

Millî Mücadelenin Yerel Tarihleri Projesi Batı Anadolu’da

Millî Mücadelenin Yerel Tarihleri Projesi Batı Anadolu’da

25-10-2022 - Tarih

  • eşya depolama
  • ahsap mobilya Turkey Hair Transplant Packages ts3 satın al Anlaşmalı Boşanma Davası FUE iptv bayilik Eşya depolama iptv bayilik