https://www.akasyam.com/files/uploads/user/-09ac70b9b5.jpeg
Seyfettin BUDAK

İnsanlık yeni bir bayram hikâyesi yazamaz mı?

24-03-2026 18:21

 

Bazı hatıralar vardır; insan onları düşündüğünde yalnızca geçmişi hatırlamaz, aynı zamanda kaybolmuş bir dünyanın kokusunu da duyar. Bir baklava tepsisinin sıcak şerbet kokusu, yeni alınmış bir ayakkabının sert derisi, sabahın henüz ağarmamış sokaklarında yankılanan çocuk kahkahaları…

Çocukluk yıllarımızdaki Ramazan Bayramı tam da böyle bir toplumsal hafızanın canlı sahnesiydi. O yıllarda bayram yalnızca takvimde kırmızıyla işaretlenmiş bir gün değildi; mahalle kültürünün, güven duygusunun ve insanın insana yakınlığının en görünür olduğu büyük bir sevinç anlarıydı.

Benim gibi Malatya’da ya da Anadolu’nun kasaba ve mahallelerinde büyüyen çocuklar için Ramazan Bayramı, bir takvim günü değil, günler öncesinden başlayan bir heyecanın adıdır.

Bayramdan bir gece önce evlerde hummalı bir hazırlık olurdu. Anneler mutfakta baklava açar, sarmalar sarar, börekler hazırlar, evin içi tereyağının ve şerbetin kokusuyla dolardı. Mahalle sokaklarında ise çok tanıdık bir görüntü yaşanırdı. Başlarında büyük tepsiler taşıyan kadınlar, baklavalarını mahalle fırınına götürürdü. Bu tepsiler yalnızca tatlı değildi; paylaşmanın, misafir ağırlamanın ve komşuluk kültürünün sembolüydü.

Çocukların dünyasında ise bayramın heyecanı çok daha erken başlardı.

Akşamdan bayramlıklarımızı son kez kontrol eder, ütülü gömleğimizi, yeni ayakkabımızı ya da en azından “en yeni görünen” kıyafetimizi yastığımızın yanına koyardık. O gece uyku kolay gelmezdi. Çünkü sabah bizi bekleyen bir macera vardı.

Henüz hava ağarmadan sokaklara çıkardık.

Mahallede bir sessizlik olurdu ama o sessizliğin içinde çocukların ayak sesleri duyulurdu. Sanki gizli bir anlaşma yapılmış gibi bütün çocuklar erkenden sokağa inerdi. Üzerimizde bayramlıklarımız, cebimizde küçük bir “zulamız” belki birkaç kuruş, oyuncak tabancamız, hatta bazen büyükleri taklit etmenin garip bir hevesiyle saklanmış yarım bir sigara…

Çocukluk bazen böyle tuhaf özentilerle doludur.

Mahallede ilk başlayan yarış ise “kimin bayramlığı daha güzel” yarışıdır. Ama o yıllarda bu yarışın içinde bugünün kıskançlığı yoktu. Kimse kimseyi hor görmezdi. Birinin ayakkabısı yeni, diğerinin eski olabilir; ama çocuk aklı bunu bir üstünlük meselesi yapmazdı. Çünkü mahallede paylaşılmış bir eşitlik duygusu vardı.

Sokağın en önemli anı ise bayram namazının bitmesiydi.

Biz çocuklar camiden çıkacak büyükleri beklerdik. Çünkü bayram namazından sonra bayram resmen başlardı. Erkekler camiden döner, mahallede bayramlaşmalar başlardı. O sırada kızlar da kendi aralarında toplanırdı. Kırmızı, pembe, cicili bicili elbiseleriyle sokak bir anda cıvıltıya dönüşürdü.

Sonra büyük plan başlardı. Şeker toplama stratejisi…

Hangi evde daha güzel şeker veriliyor?

Hangi evde para veriliyor?

Bu bilgiler mahallede ışık hızında yayılırdı. Bir evde güzel şeker dağıtıldığı duyuldu mu, oraya adeta küçük bir “çocuk akını” olurdu.

Şeker toplamanın da kendine özgü bir tekniği vardı. Kazağımızı pantolonun içine sokar, sonra boyun kısmından içeriye şeker doldururduk. Bir süre sonra göbek kısmımız şekerle dolu bir torbaya dönüşürdü.

Sonra mahallede en büyük soru sorulurdu.

“Kim daha çok şeker topladı?”

Şekerler sayılır, gösterilir, takas edilir… O küçük şekerler, çocukluğun en büyük zenginliği gibi görünürdü.

Evlerin kapıları ise bayram günlerinde açıktı. İnsanlar kapıyı çalmadan selam verip içeri girerdi. Çünkü güvensizlik neredeyse bilinmeyen bir kavramdı. Kapının arkasında duran şeker kâsesine bakar, eğer gözümüze pek hoş görünmezse sessizce uzaklaşırdık.

Çocuk aklının küçük diplomasi yöntemleri…

Topladığımız harçlıkla yaptığımız en büyük “lüks” ise çarşıya gitmekti. Bayram günü açık olan bir lokantaya girip çorba içmek…

Bugün basit gibi görünen o çorba, o gün bizim için büyümenin bir sembolüydü. O anı günlerce anlatırdık.

Ve tabii ki bayramın gürültülü kahramanları: Oyuncak tabancalar, tapalar ve çatapatlar…

Her patlama, çocukların cesaret gösterisi gibiydi.

Bütün bunlar sadece bir çocuk oyunu değildi. Sosyologların “mahalle dayanışması” dediği kültürel yapı, aslında bu küçük ritüellerin içinde yaşıyordu. Kapıların açık olması, komşuların habersiz içeri girmesi, çocukların bütün mahalleyi kendi evi gibi dolaşabilmesi… Bunlar modern toplumun giderek kaybettiği güven kültürünün parçalarıydı.

Ama bugün bayramlara baktığımızda içimizde garip bir burukluk da oluşuyor.

Çünkü dünyanın başka köşelerinde çocuklar bayram sabahına şeker toplamak için değil, hayatta kalmak için uyanıyor.

Gazze’de, savaşın gölgesinde büyüyen çocuklar var. Bombaların sesini oyuncak tabancadan önce öğrenen çocuklar…

İran’da, Ortadoğu’nun başka bölgelerinde, Doğu Türkistan’da acı çeken insanlar…

Dünyanın birçok yerinde kadınlar, çocuklar ve siviller savaşın yükünü taşıyor.

İnsan sormadan edemiyor: Savaşın acısını çekmek bu insanlar için yetmedi mi?

Dünyanın büyük güçleri, özellikle Amerika ve İsrail gibi devletlerin politikalarının gölgesinde büyüyen bu çatışmalar daha ne kadar sürecek?

İnsanlık, çocukların korkusunu değil kahkahasını büyüten bir gelecek kuramaz mı?

Bir zamanlar Anadolu’nun küçük mahallelerinde yaşanan o sade bayramların bize öğrettiği şey aslında çok basitti: İnsan mutlu olmak için çok şeye ihtiyaç duymaz.

Bir parça şeker, bir tabak baklava, açık bir kapı ve güven duygusu…

Belki de insanlık bugün yeniden o basit hakikati hatırlamak zorunda.

Çünkü gerçek medeniyet, teknolojide değil; çocukların korkmadan oynayabildiği sokaklarda ölçülür.

Belki bir gün Gazze’deki çocuklar da sabah erken kalkıp bayramlıklarını giyer.

Belki Doğu Türkistan’da kapılar yeniden güvenle açılır.

Belki dünya, çocukların şeker toplama heyecanını bombaların sesine tercih eder.

İşte o gün, insanlık gerçekten yeni bir bayram hikâyesi yazmış olacak.

Ve biz o zaman anlayacağız:

En büyük bayram, barışın olduğu gündür.

Neler Söylendi?

DİĞER YAZILARI Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa Gölge Operasyonu: Beynimizdeki "Sistem" Fitresi Ve Toplama İnsanların Senfonisi Merhametin İnfazı Dağları Kurtaranlar, Evlerini Kaybedenler Cesaretle Yaktığınız Köprüler mi Sizi Kurtarır, Korkuyla Sığındığınız Limanlar mı? Aynada Gördüğünüz Siz misiniz, Yoksa Toplumun Diktiği Bir Kostüm mü? İnsanı İnsan Yapan Nedir? Sahip Oldukları mı, Vazgeçebildikleri mi? Görünmek mi, var olmak mı? Zalimin Karşısında, Mazlumun Yanında Kayısının Gölgesinde Kayıp Bir Dünya: Mahalle Nereye Kayboldu? Neden Lise Yılları Unutulmaz? Uyanış ve Sürüden Ayrılan Penguen: Yaşamak mı, Sürüklenmek mi? Günah mı, Saygı mı? Korku İle Yaşanan Hayat Gerçekten Bizim mi? İç Pusulan Bozulduğunda Hayat Kime Ait Olur? Tek bir taşla kaç kuş vurulur? Nöronların Sessiz Bilgeliği: Benliğin Ötesinde Bir Yaşam Mümkün mü? Beklentinin Kaygıya Dönüştüğü Yerde Yaşam Felsefesi Sadakat Ölçüsü Kaybolunca İnsan Kalmak Mümkün mü? Beyin Bir Bilgisayar Değilse, Zihin Nasıl Oluşur? “Ah Şu Kaliteli İnsan Rolleriniz Yok mu? Bitiyorum…” İnsan Neden Yaptığı Şeyin Hemen Sonucunu Görmek İster? Ve Neden Aniden Pişman Olur? Sessizliğin Bedeli: Düşünmeyi Unutan İnsan mı Oluyoruz! Neden Doymuyoruz? Neden iyi olan kaybeder! Kaderin Kaldırımında Özgürlüğümüz Ne Kadar? Kolumuzdaki saat zamanı mı gösteriyor yoksa içimizdeki boşluğu mu? Kaderin dili cesaretin çığlığı mı, korkunun fısıltısı mı? Dahilik mi, Delilik mi? Zihnin Sırtında Taşıdığınız Görünmez Yükler Ruhunuzu Nereye Sürüklüyor? Korku İle Yaşanan Hayat Gerçekten Bizim Mi? Ölümün Tesellisi Ölümden sonra dirilişe neden inanayım! Toplama Bir Dünyada Toplama İnsanlarla Yaşamak Başkasının mutluluğu neden içimizi kemirir? İnsan olmanın sınavı burada mı saklı? Phoenix ve Jolie'nin Sessizliğe İsyanı: Gazze'de Çığlık Var, Siz Neden Hâlâ Sessizsiniz? Kırık Dökük Bir Ben Ve Yeniden Başlama Umudu Hikâyelerim Öldü mü? Srebrenitsa'dan Gazze'ye Batı'nın Kan Lekeli Sessizliği Ekranın Gölgesinde Büyüyen Çığlık: Görmek Duyabilmek Midir? Medeniyetler Çatışmasına Doğru mu! Gerçekten Düşündüğünde Kaç Kişi Kalıyor Yanında? Gazze: Haritada Bir Nokta; Vicdanda Bir Kıyamet Kurban Bayramı mı, Kurban İnsanlık mı? Benimle Alay Ettiler, Sonra Ben Oldum Bir Çocuğun Kalbine Bomba Düşerse, İnsanlık Nereye Sığınır? Bir Mahallenin Kalbinde Unutulmuş Çocukluk Hatıraları Beni Neden Kimse Merak Etmiyor! Zamanın Dili Ne Zaman İnsan Uslanacak? Bilinçli Zihnin Engellerinden Nasıl Kurtulabiliriz? Gazze’de ölüm sıradanlaştığında, insanlık nerede duracak? Bilgi Çağında Cehalet: Gerçek Neyi Gösteriyor? Orucun Toplumsal Vicdan Dokunuşu İnsanlık ve İyi-Kötü Arasındaki İnce Çizgi: Aklın Rolü Geçmiş mi Gelecek mi! Yangın, İhmal ve Güvenlik: Bolu’daki Olaydan Çıkarılacak Dersler Anlam Krizi: İnsan Ne İçin Yaşıyor? Evrimsel Ahlak mı? İlahi Ahlak mı? İnsanlık Nerede Duruyor? Sosyal Medya ve İnsan İlişkileri Üzerindeki Derin Etkiler Geleceği Şekillendiren Z Kuşağı: Dijitalleşen Dünyada Kimlik ve Değerler Yapay Zekâ İle İnsan Beyni Arasındaki İnce Çizgi Z Kuşağı İle Neden Kuşak Çatışması Yaşanır? Amaçsız Mutluluk Mu Mutlu Amaç Mı? Güçlü toplum için reform şart mıdır?-2 Güçlü Toplum İçin Değişim ve Süreklilik Şart Mıdır?-1 İnsanlar Eşit Midir? Alışkanlıklarımızın Sınırı Nereye Kadar Olmalı! Varlık özgürlüğü kısıtlar mı İyi bir Toplum Olmanın Sistem Şartı-2 Gelenek Bir İnanç Mıdır! Bir Eylemin Ahlaki Değerini Belirleyen Şey Nedir? Akıl İyi ve Kötüyü Ayırarak Mı İşler? Akıl Mı Fikir Mi Karışır? Akıl ve Sağduyu İle Adalet Erdemi Ahlakın kaynağı evrimsel süreç midir? İnsandaki Doğal Ahlaki İlke Kanıtlanabilir Mi? Tükenmişlik Hissini Yaşamak İradenin Sevgi ve Merhamet Eylemi Yüksek Düşünce İle İnanca Ait Düşünceyi Düşünmek Yüksek Düşünce İle İnanca Ait Düşünceyi Düşünmek Teknoloji Hayatın Kendisi Midir? İnsan Allah’ı (cc) Bilmeye Meyilli Bir Varlık Mıdır? Giysiye Bakıp Aldanmamak Acı İle Mutluluk Bir Arada Mı? Rasyonel Çaba Arttıkça Kesinlik Azalır Mı? Platon’a Göre Eğitim Zevkimiz okumaya dönüşür mü? Toplumun Rehberlik Servisi Aydınlar Kötüden İyi Çıkar Mı! Galen’e göre ahlakın kaynağı doğuştan mıdır? “Ben” bilinci Üç pizzacı Hayatın gerilimlerini aşmak mümkün müdür? Hayata anlamlı mı anlamsız mı bakmalı! İnsanın Sorularla Anlam Arayışı İman Mı İntihar Mı?/Tolstoy Yanılmışım Tanrı Varmış / Antony Flew Sözün Özleri Z Kuşağının Zihin Dünyasındaki Kırılmalar Erken Karar Verme Hastalığı Özel Bireylerin Dünyası Otizmli Yağmur Adam Raymond Aklın Tarihsel Gelişimi Ateizm, teizm, agnostisizm ve deizm nedir? Hayatı Sebep ve Süreç Odaklı Yaşayıp Anlamlı Kılmak Yalnızlık Aforizmaları İnsanın Aşk Halindeki Beyanı Dua Altıncı His Gençler için ne yapmalı? Yalnızlık Niçin Ruh, Akıl ve Allah’a Mahsustur? Ölüme Teselli Aramak Medeniyetin Yolu Batı’dan Mı Geçer? Şehrin Öbür Tarafından Koşarak Gelen Adam Bilgi Bilinç ve Özgürlüğe Adanmış Kadın Hypatia Dert İnsanı Olmak Aşk imanın özgürlük bedeli midir? Suskun Yıldızların Gizemli Bakışı Kurban bayramınız mübarek olsun! Depremde vefat eden babalar anısına…Babasızlık Nedir Bilirim Din İle Varlık Sınırında Kapı Açmak Sanatla Varlık Sınırında Pencere Açmak Bir Yer Var Biliyorum Ama Anlatamıyorum… Bir Yer Var Biliyorum Ama Anlatamıyorum… Gönül Bahçesinde Yürümek Gözyaşım Düştüğü An Gönül Bahçesinde Yürümek Tefekkürün Serencamı Denizde Yürümek
  • eşya depolama
  • ahsap mobilya Turkey Hair Transplant Packages ts3 satın al Anlaşmalı Boşanma Davası FUE iptv bayilik Eşya depolama iptv bayilik