Rızık endişesiyle yeni bir hayata “hayır” demek, bu kadim bilgeliğe aykırıdır. Bugün toplumumuzda evlilik ve çocuk sahibi olma konusunda yaşanan tereddütleri bu söz ışığında yeniden düşünmek gerekiyor.
Evlilik, hayatın en tabii akışı içinde gerçekleşmesi gereken hayatî bir adımdır. Ne var ki günümüzde bu adım, üzerine yüklenen gereksiz maddi ve toplumsal yüklerle giderek ağırlaşan bir yük hâline gelmiştir. Artık çok yaygın olmasa da bazı yörelerde halen var olan başlık parası, aşırı lüks düğün masrafları, “olması gereken” ev, araba ve eşya listeleri… Bütün bunlar, aslında iki insanın bir araya gelip bir yuva kurma niyetini bir prestij yarışına dönüştürüyor.
Hazret-i Peygamber (s.a.s.), evliliğin özünün kolaylıkta olduğunu vurgulamış ve en hayırlı, en bereketli nikâhın, külfeti ve masrafı en az olan nikâh olduğunu bildirmiştir (Ebû Dâvûd, Nikâh, 31). Bu ölçü, bugün de yol gösterici olmalıdır: Evliliği kolaylaştırmak, hem gençlerin hayata daha erken ve sağlıklı bir şekilde tutunmasını sağlar hem de toplumsal huzuru güçlendirir. Zorlaştırılan her evlilik, ertelenen bir yuva, geciktirilen bir mutluluk demektir. Bu yükü hafifletmek, ailelerin ve toplumun ortak sorumluluğudur.
Evliliği zorlaştıran en büyük etkenlerden biri, lüks ve gösteriş tutkusudur. Düğünün ihtişamı, evin dekorasyonu, çeyizin zenginliği, bal ayının süresi ve mekanları üzerinden bir “değer” ölçümü yapılması, evliliğin özünü gölgede bırakıyor. Atalarımız bu gerçeği “Alçak uçan yüce konar, yüce uçan alçak konar” sözüyle ifade etmiş; gösterişten uzak, mütevazı bir yaşayışın aslında daha kalıcı bir itibar ve huzur getirdiğini anlatmışlardır.
Kur’an-ı Kerim’de de mal ve evlatların dünya hayatının bir süsü olduğu, ancak kalıcı olan ve gerçek değeri taşıyanın salih ameller olduğu bildirilir (Kehf, 18/46). Bu ayet, mal-mülk ve gösterişin peşinde koşmanın nihayetinde geçici bir tatmin sağladığını, asıl kıymetin ise iyilikte, doğrulukta ve samimiyette olduğunu hatırlatır. Gösteriş tutkusu yalnızca evliliğin başlangıcını zorlaştırmakla kalmaz, evlilik içindeki dengeleri de bozar. Sürekli “daha fazlasını” isteme hâli, çiftleri kıyaslamaya, kıyaslama da huzursuzluğa sürükler.
Çocuk Konusunda “Ekonomik Gerekçe” Yanılgısı
Günümüzde pek çok çift, çocuk sahibi olmayı ekonomik sebeplerle erteliyor ya da sevme, tutunma duygusunu, küresel ifsad çeteleri tarafından üretilmiş hayvan sevgisi ile tatmin ederek çocuk sahibi olmaktan tamamen vazgeçiyor. Ancak bu yaklaşım, hem tarihsel tecrübeyle hem de hayatın gerçek işleyişiyle çelişir. Kur’an-ı Kerim, tam da bu kaygıya işaret ederek şöyle buyurur: “Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; onların da sizin de rızkınızı elbette Biz veririz” (İsrâ, 17/31). Ayet, tarihte fakirlik korkusuyla çocuklarını öldüren cahiliye toplumunu konu alsa da, mesajı evrenseldir: Rızkı veren Allah’tır ve bu kaygı hiçbir zaman bir hayata “hayır” demenin; Allah’ın yaratma sıfatının tecellisine mani olmanın gerekçesi olamaz.
“Yeterince zengin olmadan çocuk sahibi olunmaz” anlayışı, çoğu zaman gerçek bir imkânsızlıktan değil, yükseltilmiş bir konfor beklentisinden kaynaklanır. Hazret-i Peygamber, “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır” buyurarak (Tirmizî, Menâkıb, 63) bir insanın değerini, ailesine ve evladına karşı gösterdiği emek ve fedakârlıkla ölçmüştür. Çocuk, bir yükten önce bir bereket, bir anlam ve bir gelecek bağıdır. “Ağılda oğlak doğsa ovada otu biter” sözü tam da burada hatırlanmalıdır: Rızık kaygısıyla hayattan çekinmek yerine, hayata güvenle açılmak gerekir.