Milli İstihbarat Akademisi tarafından Askerî ve Jeopolitik Perspektiften ABD - İran Savaşı ve Türkiye konulu bir rapor yayımlandı.
Raporda; yapay zekâ destekli harp sistemleri, kamikaze dronlar, ağ merkezli muharebe, hava savunma sistemlerinin kırılganlığı ve stratejik altyapıların hedef hâline gelmesi savaşın en dikkat çekici sonuçları arasında gösterildi.
“Yapay zekâ artık kuvvet çarpanı değil, doğrudan kuvvet unsuru”
Raporda, ABD ve İsrail’in savaşta yoğun biçimde yapay zekâ destekli sistemler kullanmasının yeni bir askerî dönemin işareti olduğu belirtildi. Yapay zekânın yalnızca destekleyici unsur olmaktan çıktığı ifade edilerek operasyonel tempo, hedefleme süreçleri ve komuta-kontrol mekanizmalarının doğrudan belirleyicisi hâline geldiği kaydedildi.
Analizde ayrıca, İran’ın “Mozaik Savunma” adı verilen dağıtık komuta-kontrol sistemiyle dikkat çektiği; balistik füze yetkilerinin alt kademelere devredilmesinin yeni nesil savaş konseptleri açısından önemli sonuçlar doğurduğu ifade edildi.
“Geçilemez hava savunma sistemi diye bir şey yok”
Raporda en dikkat çekici başlıklardan biri ise hava savunma sistemlerine ilişkin değerlendirmeler oldu. İsrail’in Iron Dome, David’s Sling ve Arrow sistemlerinden oluşan çok katmanlı savunma mimarisinin dahi İran’ın yoğun füze ve dron saldırıları karşısında zorlandığı belirtildi.
İran’ın düşük maliyetli kamikaze dronlar ile yüksek maliyetli sofistike füzeleri aynı anda kullanarak savunma sistemlerini “doygunluk saldırılarıyla” baskı altına aldığı vurgulandı. Raporda, yüksek önleme oranlarına rağmen saldırı hacmi arttıkça kritik hedeflerin vurulma ihtimalinin yükseldiği ifade edildi. Hayfa petrol rafinerisinin hedef alınması buna örnek gösterildi.
Dronlar Savaşın Yeni Belirleyicisi Oldu
Rapora göre kamikaze dronlar artık yalnızca taktik araç değil, stratejik sonuç üreten sistemlere dönüştü. İran’ın kullandığı düşük maliyetli dronların milyonlarca dolarlık hava savunma sistemlerini baskı altına alabildiği belirtilirken, bu durumun savaş ekonomisini kökten değiştirdiği kaydedildi.
Yapay zekâ destekli sürü dron saldırılarının, hava savunma sistemlerinin sensör ve komuta-kontrol altyapılarını kilitleyebildiği ifade edilen raporda, geleceğin savunma mimarisinin yalnızca füze sistemleriyle kurulamayacağı vurgulandı.
Radarlar, Uydu Sistemleri ve Haberleşme Ağları Hedefte
Savaşta hava üstünlüğünün artık yalnızca uçak sayısıyla ölçülemeyeceği belirtilen raporda, elektromanyetik spektrum hâkimiyetinin belirleyici unsur hâline geldiği kaydedildi. Radar sistemleri, SATCOM terminalleri, veri bağlantıları ve erken ihbar sistemlerinin doğrudan hedef alındığı ifade edildi.
İran’ın Katar’daki erken ihbar radarları ile Bahreyn’deki haberleşme altyapılarına yönelik saldırılarının modern savaşın “görünmeyen cephesini” ortaya çıkardığı vurgulandı.
Büyük Askerî Platformların Kırılganlığı Ortaya Çıktı
Raporda, uçak gemileri ve büyük amfibi hücum gemileri gibi yüksek maliyetli platformların da ciddi risk altında bulunduğu ifade edildi. İran’ın kıyı konuşlu gemisavar sistemleri, kamikaze deniz araçları ve mayın tehditleri nedeniyle büyük platformların artık “yüksek değerli hedef” hâline geldiği belirtildi.
ABD’ye ait USS Gerald Ford uçak gemisinin yaşanan yangın sonrası bölgeden çekilmesinin lojistik kırılganlık açısından dikkat çekici örneklerden biri olduğu kaydedildi.
Yer Altı Üsleri ve Dağıtık Savunma Öne Çıktı
Raporda İran’ın yer altına kurduğu füze üsleri ile dağ içi tesislerinin savaş boyunca büyük ölçüde işlevini koruduğu belirtildi. ABD ve İsrail bombardımanlarına rağmen İran’ın füze üretim kapasitesini sürdürebildiği vurgulanırken, modern savaşta yer altı altyapısının stratejik öneminin yeniden ortaya çıktığı ifade edildi.
Yeni Doktrin: Dağıtık Savunma, Yapay Zekâ ve Düşük Maliyetli Sistemler
Raporun sonuç bölümünde modern hava savunmasının dört temel üzerine kurulması gerektiği ifade edildi:
Dağıtık ve ağ merkezli savunma mimarisi
Savunma ile taarruz sistemlerinin entegre çalışması
Düşük maliyetli önleme sistemleri
Yapay zekâ destekli hızlı karar mekanizmaları
Raporda ayrıca geleceğin savaşlarında üretim kapasitesi, mühimmat stokları ve savunma sanayii sürdürülebilirliğinin en az sahadaki askerî güç kadar belirleyici olacağı değerlendirmesi yapıldı.