Çocuklarımızı kime teslim ediyoruz!

Bir telefonla başlayan hikâye, bir neslin geleceğine dönüşüyor…

Güncel - 31-08-2026 19:48

Bir anne-baba olarak kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:

Çocuklarımızı gerçekten biz mi yetiştiriyoruz, yoksa ekranlar mı?

Çocuğumuz daha bir yaşındayken susturmak için eline telefonu verdik.

Yemek yesin diye ekran açtık.

Ağlamasın diye çizgi film seyrettirdik.

Biz işimizi yapalım diye tableti önüne koyduk.

“Biraz izlesin, ne olacak?” dedik.

Ama o biraz, saatlere dönüştü.

Telefon oyuncak oldu.

Tablet arkadaş oldu.

Televizyon bakıcı oldu.

Ve farkına varmadan çocuklarımızın dünyasının kapısını tanımadığımız insanlara, içeriklere ve değerlere açtık.

EKRAN SADECE GÖRÜNTÜ DEĞİLDİR

Çocuklarımız ekranda yalnızca oyun oynamıyor.

Bir hayat tarzı öğreniyor.

Bazı dizilerde nikâhsız ilişkiler sıradanlaştırılıyor.

Mahremiyet ve çıplaklık normal bir hayat biçimi gibi gösterilebiliyor.

Bazı yapımlarda eşcinsel ilişkiler sıradan ve olağan bir ilişki biçimi olarak işlenebiliyor.

Sosyal medya ise çoğu zaman “Her şeyi yap, yeter ki mutlu ol” anlayışını öne çıkarabiliyor.

Oysa bizim çocuk yetiştirme anlayışımızın ölçüsü yalnızca popüler kültür değildir.

Biz Müslümanız.

Bizim ölçümüz Kur’an ve sünnetin öğrettiği iman, haya, edep, iffettir.

Rabbimiz:

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun.”

(Tahrim, 6) buyuruyor.

Bu ayet bize anne-baba olarak çok büyük bir sorumluluk hatırlatıyor.

K-POP, FENOMENLER VE YENİ KAHRAMANLAR

Çocuklarımızın dünyasında artık sadece çizgi film kahramanları yok.

K-pop sanatçıları, sosyal medya fenomenleri, internet ünlüleri, yayıncılar ve oyun karakterleri var.

Bir sanatçıyı dinlemek başka şeydir.

Ama onun hayatını taklit etmek, bütün gününü onun videolarıyla geçirmek, kıyafetinden konuşmasına kadar her davranışını örnek almak başka bir şeydir.

Çocuğumuzun odasında saatlerce bir sanatçının fotoğrafı dururken, Kur’an’ın evimizde ne kadar yer tuttuğunu kendimize sormalıyız.

Çocuğumuz sevdiği sanatçının bütün şarkılarını biliyor da bir sureyi bilmiyorsa, burada sadece çocuğu değil, kendimizi de sorgulamalıyız.

EN TEHLİKELİ NOKTA: SANAL DÜNYA İLE GERÇEK DÜNYANIN KARIŞMASI

Belki de bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük tehlikelerden biri budur.

Çocuklarımız saatlerce savaş oyunları oynuyor.

Silahlar, bombalar, çatışmalar, öldürmeler…

Ekranda bir insanı vuruyor.

Tekrar başlıyor.

Bir daha vuruyor.

Bir daha…

Ölen karakter yeniden ayağa kalkıyor.

Oyun bitiyor.

Çocuk telefonu kapatıyor.

Ama zihninde ölümün ağırlığı aynı kalıyor mu?

İşte asıl soru bu.

Sanal dünyada ölümün bir “puan” haline gelmesi, şiddetin eğlenceye dönüşmesi, silahların sıradan bir oyuncak gibi algılanması çocukların gerçek dünya ile sanal dünya arasındaki çizgiyi bulanıklaştırabiliyor.

Bunun yanında gerçek hayatta yaşanan şiddet olaylarını yalnızca oyunlara bağlamak doğru değildir; şiddetin birçok sosyal, psikolojik ve ailevi sebebi olabilir.

Fakat şunu da görmezden gelemeyiz:

Çocuğun her gün maruz kaldığı içeriklerin onun şiddet algısını nasıl etkilediğini ciddiye almak zorundayız.

Dünyanın farklı yerlerinde yaşanan katliamları, okul saldırılarını, sokak şiddetini gördüğümüzde artık sadece:

“Bu çocuk nasıl böyle bir şey yaptı?” dememeliyiz.

Çocuğun dünyasını, ne izlediğini, ne oynadığını, kimleri örnek aldığını da sorgulamalıyız.

Çünkü gerçek hayatta insan ölür.

Oyunda ise ekran yeniden başlar.

Çocuğumuzun zihninde bu iki dünya birbirinden ayrılmalıdır.

BUGÜN OYUN, YARIN BAĞIMLILIK

Bağımlılık sadece telefonla sınırlı değil.

Oyun bağımlılığı…

Sosyal medya bağımlılığı…

Video bağımlılığı…

Ve maalesef bazı gençler için madde ve uyuşturucu bağımlılığı…

Hiçbir çocuk dünyaya bağımlı olarak gelmez.

Ama yanlış arkadaşlıklar, merak, aile içindeki iletişim eksikliği, sosyal çevre, psikolojik sorunlar ve çeşitli başka etkenler bir genci bağımlılığa sürükleyebilir.

Bu yüzden anne-baba olarak çocuğumuzun yalnızca elindeki telefonu değil, hayatındaki boşluğu da görmeliyiz.

Çünkü bazen çocuk maddeyi değil,

kaçışı arar.

Sevgisizlikten kaçar.

Yalnızlıktan kaçar.

Anlaşılmamaktan kaçar.

Ailesiyle konuşamadığı şeyleri başka yerlerde arar.

İşte bu yüzden çocuklarımızla sadece:

“Telefonu bırak!” diye konuşmak yetmez.

“Neyin var?” diye de sormalıyız.

BİZ SUSTURDUK, EKRAN KONUŞTU

Çocuğumuz ağladığında telefonu verdik.

Bizimle konuşmak istediğinde:

“Şimdi işim var.” dedik.

Soru sorduğunda:

“Sonra anlatırım.” dedik.

Sonra ekran onun sorularını cevaplamaya başladı.

Biz sustuk.

Ekran konuştu.

Biz örnek olmadık.

Fenomenler örnek oldu.

Biz hikâye anlatmadık.

Diziler anlattı.

Biz değerlerimizi öğretmedik.

Sosyal medya öğretti.

Biz çocuklarımızın elinden tutmadık.

Sanal dünya onların elinden tuttu.

Sonra da:

“Çocuğum neden değişti?” diye şaşırdık.

ÇOCUKLARIMIZ EMANETTİR

Sevgili anne ve babalar…

Çocuğumuzun karnını doyurmak görevimizdir.

Ama sadece karnını doyurmak yetmez.

Kalbini de doyurmalıyız.

Ruhunu da beslemeliyiz.

Ahlakını da korumalıyız.

İmanını da güçlendirmeliyiz.

Namazı birlikte kılalım.

Kur’an’ı birlikte okuyalım.

Birlikte yemek yiyelim.

Birlikte yürüyelim.

Birlikte sohbet edelim.

Çocuğumuzun telefonunda olmayan dünyaları ona biz gösterelim.

Çünkü çocuklarımızın hayatındaki boşluğu biz doldurmazsak, başkaları dolduracaktır.

BUGÜN HÂLÂ VAKİT VAR

Telefonu tamamen yasaklamak her zaman çözüm olmayabilir.

Asıl mesele bilinçli kullanım ve anne-babanın rehberliğidir.

Çocuklarımızın hangi oyunları oynadığını bilelim.

Hangi dizileri izlediğini bilelim.

Kimleri takip ettiğini bilelim.

Ne tür içeriklere maruz kaldığını bilelim.

Uyku saatlerini, okul hayatını, arkadaş çevresini ve ruh hâlindeki değişiklikleri takip edelim.

Ama en önemlisi:

Çocuğumuzun hayatında biz olalım.

Çünkü çocuklarımızın bize ihtiyacı var.

Sadece para veren bir babaya değil.

Sadece yemek hazırlayan bir anneye değil.

Dinleyen, anlayan, anlatan, gerektiğinde “hayır” diyebilen anne-babaya ihtiyacı var.

SON SÖZ

Bir gün çocuklarımız büyüyecek.

Telefonlarını bir kenara bırakacaklar.

Oyunlar bitecek.

Diziler bitecek.

Sosyal medya akışı değişecek.

Ama çocuklukta kazanılan alışkanlıklar kalacak.

O gün bize:

“Bana kaç liralık telefon aldın?”

diye sormayacaklar.

Belki de:

“Baba, benimle neden daha fazla konuşmadın?” diyecekler.

“Anne, neden bana doğruyu anlatmadın?” diyecekler.

O gün:

“Ben sana her şeyi verdim.” demek yetmeyecek.

Çünkü belki de onların ihtiyacı olan şey daha pahalı telefon değil;

daha çok aile,

daha çok sevgi,

daha çok sohbet,

daha çok merhamet,

daha çok Kur’an,

daha çok namaz,

daha çok güzel örneklikti.

Unutmayalım:

Çocuklarımız bize Allah’ın emanetidir.

Emanet sadece sevilmez.

Emanet korunur.

Bugün çocuklarımızı ekranlara teslim etmeyelim.

Çünkü yarın onları ekranlardan geri almak için çok geç olabilir.

Ve bir gün kendimize:

**“Biz çocuğumuzu susturmak için telefonu verdik…

Ama onun kalbini, zihnini ve geleceğini kimlere teslim ettik?”**

diye sormayalım.

Çocuklarımızın geleceği, bugün bizim göstereceğimiz ilgi ve sorumlulukla şekillenecek.

Bugün sahip çıkalım.

Yarın “keşke” dememek için…

Günün Diğer Haberleri