ÇÖZÜM SÜRECİ ÖZEL BİR İNİSİYATİF DEĞİL
AB Bakanı ve Bağış, çözüm sürecinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tümünün eşit anayasal haklara kavuşma süreci olduğunu belirtti.
Kültür - 20-03-2013 10:47
Bakan Bağış, "Valiliklerde AB İşleri için Kapasite Oluşturulması Projesi"nin açılış konferansında yaptığı konuşmada, bu projenin, AB sürecinin yereldeki çalışmalarını güçlendireceğini söyledi.
Türkiye'nin AB üyeliği önündeki en büyük engelin ön yargılar olduğunu belirten Bağış, hem ülke içerisinde AB'ye karşı ön yargıların, hem de Avrupa genelinde Türkiye'ye karşı ön yargıların bulunduğunu vurguladı.
Bağış, Avrupa'nın Türkiye'yi yeteri kadar iyi tanımadığı için bazen ön yargıyla bazen şüpheyle bazen de korkuyla kendilerine yaklaştığını ifade ederek, ön yargıları kırmak için herkesin el ele vermesi gerektiğini kaydetti.
"Her ilde AB işlerinden sorumlu vali yardımcısı var"
Türkiye'nin AB sürecinin sadece büyük şehirlerde ele alındığını, diğer illerde yeteri kadar üzerine düşülmediği için ön yargıları kırmakta başarılı olunmadığını aktaran Bağış, projenin faydalarını şöyle anlattı:
"İçişleri Bakanlığı ile başlattığımız projeler kapsamında AB süreci artık Türkiye'nin her ilinin, her ilçesinin, her beldesinin, her mahallesinin meselesi oldu. Çünkü AB, fonlarıyla her yerde vatandaşımızın hayatını etkileyen birçok proje gerçekleştiriyor. Bugün ülkemizde 26 milyonun üzerinde hayvanımız AB fonlarıyla küpelendi. 35 ilimizde katı atık ayıklama ve su arıtma tesisleri yapıldı. Bugüne kadar 300 binin üzerinde vatandaşımızı Avrupa'ya eğitime gönderdik. Bugün Ankara ile İstanbul arasındaki hızlı tren projesinde de AB fonları kullanılıyor. Bunların hepsini o illerdeki idari amirlerle birlikte yapıyoruz. Bu işleri yaparken ellerinde yetişmiş eleman olmaması en büyük engelleriydi. Yaklaşık 3 yıl önce İçişleri Bakanlığı ile imzalanan anlaşma çerçevesinde bu projeleri güçlendirerek desteklemeye başladık. Artık her ilimizde AB işlerinden sorumlu bir vali yardımcımız var."
"Demokratikleşme, reform, şeffaflaşma sürecini ötekileştirme lüksüne sahip değiliz"
İki bakanlık arasında yapılan anlaşma ile sürecin iyi anlatılması konusunda başarı olabileceklerini gördüklerini ifade eden Bağış, tepeden inme, Ankara'dan gönderilen talimatlarla işlerin bir yere kadar ilerlediğini anlattı. Bağış sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ama halkımıza bu projeleri iyi anlattığımız zaman, halkımız bundan 20 yıl evvel insanların Kürdüm demeye korktukları bir ülkede, devletin televizyonunun AB reformları sayesinde günde 24 saat Kürtçe yayın yapabildiğini anladığı zaman, 88 yıl aradan sonra Akdamar'da Ermeni vatandaşlarımızın, 100 kusur yıl sonra Sümela'da Ortodoks vatandaşlarımızın kendi inançlarını yaşayabildiklerini anladığı zaman, Cumhuriyet tarihinde Atatürk'ten sonra ilk defa cemevine giden bir cumhurbaşkanı gördüğü zaman, katsayı gibi insanlık dışı uygulamanın son verildiğine şahit olduğu zaman, çocuklarının eğitiminde çok daha yüksek standartların yakalandığını gördüğü zaman, tedavi olduğu hastanede çok daha iyi bir hizmet aldığını anladığı zaman AB sürecinin ne olduğunu anlıyor ve o zaman onu benimsiyor. İşte bizim bunları çok iyi anlatabilmemiz lazım. Biz bunları iyi anlatamazsak maalesef AB süreci öteki bir süreç olabilir. Ama bizim için bu kadar elzem olan demokratikleşme, reform, şeffaflaşma sürecini ötekileştirme lüksüne sahip değiliz."
Bağış, bu süreçte iktidarıyla muhalefetiyle hep birlikte çalışılması gerektiğine dikkati çekerek, bunun herkesin ortak paydası olduğunu kaydetti.
"Dağlarda sadece sürülerini otlatan çobanlarımız ve gezi yapan turistlerimiz olsun"
Türkiye'nin doğusundaki vatandaşın ne kadar reforma ihtiyacı varsa batısındaki vatandaşının da o kadar reforma ihtiyacı olduğunu ifade eden Bağış, 'reform hakkı'nı literatüre yeni bir tabir olarak eklenebileceğini belirtti. "Hepimizin bir reform hakkı vardır" diyen Bağış, değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğunu, değişim sürecindeki Türkiye'nin çok iyi algılaması gerektiğini anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Çanakkale'deki bir şehitlikte Üsküplü bir kardeşimizle Hataylı bir kardeşimiz, Halepli bir kardeşimizle Edirneli bir kardeşimiz, Şırnaklı bir kardeşimizle Artvinli bir kardeşimiz birlikte koyun koyuna yatıyorsa bizi bize düşürmek isteyenlere bu reformlarla dik durmalıyız. Türkiye'deki bu çözüm süreci bu yüzden çok önemli. Çünkü bu çözüm süreci aslında kendi özümüzde olan 'insanı yücelt ki devlet yücelsin' anlayışının yeniden var olma sürecidir. Çözüm süreci hiçbir kesime yapılan özel bir girişim, hiçbir kesim için ortaya konulan özel bir inisiyatif değildir. Çözüm süreci Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tümünün eşit anayasal haklara kavuşma sürecidir. Bu süreçte şu gruba yönelik veya bu gruba yönelik bir açılım söz konusu değil. Her kesimin, her bir bireyin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu için, insan olduğu için, Yaradan'ın yarattığı olduğu için sevilmesi gerektiren bir süreçtir. Biz bunları başardığımız zaman takım ruhuna yeni bir soluk kazandıracağız. İşte o zaman AB'de kendi ön yargılarında kurtulmaya çalışacak. Türkiye'ye baktıkları zaman onları ürküten ülke yerine, onları rahatlatan görüntüleri vermeye başlayacağız."
Avrupa'nın, genç, dinamik, enerji kaynaklarına stratejik lokasyonda bulunan Türkiye'nin AB'ye katacağı çok önemli değerler olduğunu göreceğini bildiren Bağış, sözlerini "Çözüm sürecinin sonunda artık Türkiye'nin dağlarında sadece sürülerini otlatan çobanlarımız ve gezi yapan turistlerimiz olsun. Türkiye'de herkes kardeşçe yaşasın, herkes birbirini değiştirmeye kalkmadan, olduğu gibi kabul ederek ama birlikte üretmenin hepimize kazandıracağı ortak zenginlikleri görerek çok daha farklı aydınlıkları beraber inşa edelim" diyerek tamamladı.