Sazan Mevsimi

Ortalık toz, duman

Köşe Yazıları - 17-02-2012 10:57

Ortalık toz, duman.
 
Göz gözü görmüyor neredeyse.
 
At izi izine karışmış.
 
Kimin eli kimin cebinde, kim av kim avcı durumunda belli değil.
 
Gazeteciler, yorumcular, akademisyenler, siyaset bilimciler, köşe yazarları, hatta kahve köşelerinde devlet kurup, hükümet yıkan halkımız bile bu konuya odaklanmış durumda.
 
Son bir haftadır ülkede tek bir gündem var.
 
MİT ve YARGI…
 
Gündemin arka planında ise bu iki kurum üzerinden eski ama hala geçerli “Cambaza Bakın” taktiği ile gözlerden kaçırılmak istenen farklı amaçlar var.
 
İleriki yıllarda “ sazan avlama mevsimi “ olarak hatırlanacak bu süreci ve sürecin taraflarının ülke gündeminin tam ortasına oturmasına neden olan ve bundan maksimum derecede faydalanmak isteyenler yavaş ama emin adımlar ile “asıl hedeflerine” doğru ilerliyorlar.
 
Bazılarımızın iyi bildiği bir slogan var.
 
Hayatta ya tozu dumana katarsın, ya da o tozu yutarsın.
 
Ülke insanımızın büyük bir çoğunluğu tamda yukarıda ki bu sözde birilerinin kaldırdığı tozu yutan insan pozisyonunda.
 
Veya
 
“Deli görünümlü dâhinin bir kuyuya attığı taşı çıkartmak için debelenip duran, kendini akıllı zanneden kırk sazana” ne kadar da benziyor birilerinin durumu.
 
Yaklaşık bir haftadır değişik kaynaklardan sıradan yurdum insanını ve yurdumun basınına çöreklenmiş her türden, her cenahtan “(b)alığı” izliyorum. Benim bütün bu yaşananlardan sonra merak ettiğim sorular ve cevapları sizin gündeminiz de olan
 
AKP ile cemaat arasında bir savaş mı var?
 
Acaba bu savaşı kim kazanacak?
 
Fetullah Gülen ve başbakan ne yapmaya çalışıyor?
 
Savcılar mı yoksa Hakan Fidan mı vatan haini?
 
Ergenekon tekrar iş başımı yaptı?



 
Bu veya benzeri sorular ve cevapların hiç birisi benim gündemimde değil.
 
Aslına bakarsanız birileri tarafından bilinçli olarak bu yöne sevk edilmiş kişilerin bu konuda ne düşündüğü, bu tür sorulara verdikleri cevaplarda benim umurumda değil.
 
Bu türde ki önemli veya ulusal meselelerde siyasi, sosyolojik, kültürel ve inançlarımız doğrultusunda fikirlerini önemsediğimiz, ağzından çıkanları mutlak gerçek kabul ettiğimiz, değer verdiğimiz kelli felli, okumuş yazmış veya aydın olarak kabul ettiğimiz medyatiklerin, kanaat önderlerinin, yazarların, sözde düşünürlerin tamamına yakını bilerek veya bilmeyerek bu “kontrollü kriz” tuzağına düş(ürül)müş durumdalar.
 
İşin vahim tarafı ise bu tuzağa düşenlerin hiç birisi bu süreçte birilerinin bilinçli ve planlı olarak havaya kaldırdığı tozu dumanı yuttuğunun farkında değil.
 
Bu sürecin en kötü sonucunun bu toz yutma işi olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bu işin en kötü tarafı bu tür süreçlerde uçurumdan atlayan koyunların peşinden topluca giden yurdum insanının acınacak hali.
 
Bu konuyu tüm detaylarıyla anlatalım derken söz uzadı, söz uzayınca da amaçtan uzaklaşıyoruz.
 
En doğrusu eleştirdiğimiz koyunlar gibi biz de uçurumdan düşmemek için asıl konumuza dönelim.
 
Şu an için elimizde olan tek şey;
 
Ortada birileri arasında ciddi ve büyük bir mücadele olduğu.
 
Ama bu mücadele birilerinin ısrarla herkesi inandırmaya çalıştığı gibi cemaat ile AKP arasında değil.
 
Bu mücadele konunun başrol oyuncuları üzerinden değil, piyonlar üzerinden sürdürülüyor.
 
İfademiz çok mu örtülü oldu?
 
O zaman biraz daha açalım sözlerimizi.
 
Bu mücadele; çevresinde ki kriptoların dolduruşu ve gazıyla elinde ki gücü ve tek adamlık kerametini kendisinden bilerek belirli bir süre idare etmesi için kendisine bu ülkeyi emanet edenlere verdiği sözü tutmayan, mızıkçılık yapan, emanetini ehline teslim etmeyen “süresi dolan adam” ile ona bu emaneti veren devletin sahibi “hâkim zihniyet” arasındadır.
 
Benden daha fazlasını beklemeyin. Çünkü kendisini eleştiren herkes hakkında dava açan bu süresi dolmuş adama kaptıracak tek kuruşum yok benim.
 
Aslına bakarsanız bu yaşananlara mücadele bile denemez.
 
Süresi dolan adamın “cahil cesurdur” sözünü doğrularcasına kendisine fırsat verenlere başkaldırması, haddini aşarak yüce Allah’a meydan okuyan şeytanın Yaratıcı karşında ki acizliği ile çok benzeşiyor.
 
Şeytanın Allah (cc) karşısında başarılı olma şansı ne kadarsa süresi dolan adamın yaklaşık 2000 yıldır devletin sahibi olan hâkim yapı karşında gaip geleme şansıda o kadar.
 
Peki bu şansı yüzde kaç?
 
“Sıfır”
 
Bir başka ifade ile
 
İm-kan-sız…
 
Özetle…
 
Bu meydan okuma sonu başından belli bir yok oluş sürecinden başka bir şey değil.
 
Bildiğim bir sözü paylaşmanın tam zamanı.
 
Haddini bilmeyen sonradan görmeler gücü elinde tutan mutlak hâkimlere baş kaldırmanın sonucunu da peşinen kabul etmiş sayılırlar.
 
Mızıkçıların sonunun ne olacağını elbette ki biz düşünecek değiliz.
 
İfadelerimizin sıra dışı ve bu konuda ki analizlerimizin çok iddialı olduğunun da farkındayız.
 
Ama huyumuz kurusun ne olursa olsun yanlış yapanları uyarmaktan ve inandığımız doğruları söylemekten asla vazgeçemiyoruz.
 
Bizi de olduğumuz gibi kabul edin.
 
Ama sadece kuru bir kabul ile de yetinmeyin.
 
Allah’ın içimizde ki beyinsizler yüzünden bizleri helak etmemesi için
 
Önce af dileyin, tövbe edin, sonra da dua…
 
Çünkü bu başkaldırı daha da haddini aşarsa bunun bedelini sadece süresi dolan adam ve yakın çevresindeki kriptolar değil, onun “küçük dağları ben yaratım” türünde ki kalkışmasına sebep olan, ona bu yanlış yolda destek veren 2 nin 1 i ve 2 nin diğer 1 i olan bizler, yani tüm Türk milleti olarak hep birlikte ödeyeceğiz.
Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı