Cilt gençleştirme ve cilt kalitesini artırmaya yönelik uygulamalarda son yıllarda öne çıkan polinükleotid tedavileri, halk arasında “Somon DNA” olarak biliniyor. Cildin yalnızca yüzeyine odaklanmak yerine farklı katmanlarını ve ihtiyaçlarını birlikte değerlendiren yaklaşımlar ise estetik uygulamalarda daha kişiselleştirilmiş tedavi planlarının önünü açıyor. Dr. Ferda Karataş, Somon DNA olarak bilinen polinükleotid uygulamalarının cilt kalitesini desteklemedeki rolünü ve katmanlı tedavi yaklaşımını anlattı.
Polinükleotidler, genellikle somon veya alabalıktan elde edilen saflaştırılmış DNA parçalarından oluşan ve estetik dermatolojide cilt yenilenmesi amacıyla araştırılan biyostimülatör içerikler arasında yer alıyor. Güncel çalışmalar, polinükleotid uygulamalarının cilt elastikiyeti, nemi ve doku görünümü üzerinde potansiyel faydalar gösterebildiğini ortaya koyarken, tedavinin etkinliği ve standart uygulama protokolleri konusunda daha güçlü klinik çalışmalara ihtiyaç olduğu da belirtiliyor.
Somon DNA Nedir? Cilt Kalitesini Nasıl Destekler?
Dr. Ferda Karataş, halk arasında “Somon DNA” olarak ifade edilen uygulamaların temelinde polinükleotidlerin bulunduğunu belirterek, bu yaklaşımın klasik anlamda cilde hacim kazandırmaktan çok cilt kalitesini desteklemeye odaklandığını ifade ediyor.
“Cilt yalnızca kolajenden ibaret değil” diyen Karataş, cilt gençleştirme yaklaşımında tek bir probleme odaklanmak yerine cildin farklı katmanlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Karataş’a göre polinükleotidler, fibroblast aktivitesi ve doku yenilenmesiyle ilişkili süreçleri destekleme potansiyelleri nedeniyle cilt kalitesinin iyileştirilmesine yönelik tedavi planlarında değerlendirilebiliyor. Mevcut bilimsel literatürde de polinükleotid uygulamalarıyla kırışıklık görünümü, cilt dokusu ve elastikiyet üzerinde olumlu sonuçlar bildiren çalışmalar bulunuyor; ancak kanıtların önemli bölümünün henüz düşük veya orta kalitede olduğu ve tedavinin standartlaştırılması için daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor.
Dr. Karataş, bu nedenle Somon DNA uygulamasını tek başına “gençleştiren bir işlem” olarak değerlendirmek yerine, kişinin cilt yapısına ve ihtiyaçlarına göre oluşturulan daha kapsamlı bir tedavi planının parçalarından biri olarak ele almanın daha doğru olduğunu söylüyor.
Somon DNA Katman Tedavisi Nedir? Cildin Farklı İhtiyaçları Nasıl Hedefleniyor?
Dr. Ferda Karataş’ın dikkat çektiği “katmanlı” yaklaşımın temelinde, cildin her bölgesine aynı uygulamayı yapmak yerine farklı ihtiyaçları farklı hedeflerle ele almak bulunuyor.
Karataş, “Orta katmanda kolajen üretimini desteklerken, daha derin katmanlarda sıkılaşmayı; yüzeyde ise leke, gözenek görünümü ve doku kalitesini hedefleyen farklı uygulamalardan yararlanabiliyoruz” değerlendirmesinde bulunuyor.
Bu yaklaşımda ciltte gevşeklik ön plandaysa sıkılaşmayı destekleyen uygulamalar, leke problemi varsa pigmentasyon hedefli yöntemler, gözenek ve doku düzensizliklerinde ise cilt kalitesini artırmaya yönelik uygulamalar tedavi planına dahil edilebiliyor. Somon DNA olarak bilinen polinükleotid uygulaması da bu plan içerisinde cilt kalitesini ve yenilenme süreçlerini desteklemek amacıyla değerlendirilebiliyor.
Dr. Karataş, farklı uygulamaların birbirinden bağımsız ve aylar arayla planlanması yerine, birbiriyle uyumlu yöntemlerin kişinin ihtiyacına göre eş zamanlı veya birbirini tamamlayan seanslar şeklinde kurgulanabileceğini belirtiyor.
“Amacımız tek bir problemi geçici olarak düzeltmek değil; cildin farklı katmanlarını birlikte desteklemek” diyen Karataş, katmanlı tedavi yaklaşımının kişiselleştirilmiş bir planlama gerektirdiğini vurguluyor.
Uzmanlara göre polinükleotid uygulamalarında umut verici sonuçlar bulunmasına karşın, tedavinin herkes için aynı şekilde uygulanması doğru değil. Kullanılacak ürün, uygulama tekniği, hedef bölge ve seans planının hekim tarafından kişinin cilt özellikleri ve ihtiyaçları değerlendirilerek belirlenmesi önem taşıyor.