İnsana şöyle seslenir sanki:
Ey insan! Seni yokluktan varlığa çıkaranı, her gün yeniden rızıklandıranı, hatalarını bildiği hâlde tövbe kapısını açık tutanı unutma. Sen O’na yönel; O’nun rahmetinden ümidini kesme. Sana verilenleri gör, şükrünü göster ve nimetleri hakikate aykırı kullanma.
Unutma: Senin Allah’ı anman, O’nun sana muhtaç olduğu için değil; senin O’na muhtaç olduğun içindir. Senin şükrün O’nun mülkünü artırmaz; fakat senin kalbini gafletin darlığından kurtarır.
Ve insan, bir gün bütün dünyevî seslerin sustuğu yerde kendi hakikatine döndüğünde şunu anlayacaktır: Hayatın en büyük kazancı, dünyanın seni hatırlaması değil; senin Rabbini unutmaman ve O’nun rahmetine layık bir kulluk için gayret etmiş olmandır.
Çünkü insanın gönlüne asıl huzuru veren, dünyanın alkışı değil; “Beni anın ki Ben de sizi anayım” hitabının içinde saklı olan ilahî yakınlık ümididir.
**
Şükrün mahiyeti mevzuuna gelirsek, dilin şükrü hamdetmekse, nimeti hayırla anmak ve nimeti vereni unutmamak işin zirvesi degil midir?