THE SKYSCRAPER BOOM IN ISTANBUL!

Dünyadaki milletler arasında kılıcı ve mavzeriyle Allah’ın emrinde mutlaka olduğunu; ama Allah’tan gayrısının emrini asla dinlemeyeceğini ve bu emrin ancak Resul-i Ekrem’in sünneti sayesinde yerine getirilebileceğini âleme vaktiyle ve vakitlice ilân eden millet Türk milletidir.

Kent Kültürü - 18-05-2014 10:36

Taarruz evet…

ABD’nin Türkiye’ye ettiği sonuncu ve nihai taarruzdur bu.

Pentagon Türk toprakları üzerinde şimdiye kadar dünyanın çeşitli yerlerinde, sırasıyla Vietnam, Suriye, Rusya karşısında yürüttüğü saldırının fevkinde bir harekat sahneliyor.

Taarruzun ve harekatın fiiliyata geçirilmesi 1945 sonrasının ruhuna uygun olarak tamamen bünyevidir. ABD saldırısıyla tam yerine oturan “yapı” kelimesidir. Yani Cidde’de 1 km yüksekliğinde bir bina inşa edileceğine dair son günlerde kulağımıza çalınan haber, İstanbul’un gözlerimizi çatlattığı nispette ortalığa melanet ve meş’emet saçan bir gökdelen fidanlığı şekline süratle sokulma faaliyeti yanında her bakımdan sönük kalır.

Gökdelenler kendilerini müdafaa edebildikleri nispette sahiplerini kurtarmış olacak. Bu meyanda Ruhban Okulu’nun gökdelenlerin gölgesinde açılacağı, Ermeni meselesinin gökdelen gölgesinde hal yoluna sokulacağı demek ne türden olursa olsun Türkiye’de vuku bulan herhangi bir şeyin dünyada gerçekleşen her bir şeyden daha büyük önem taşıdığının yeniden gösterileceği demektir.
 
Türklük ve dünyalılık…

Söyleyen bir Türk dünyaya bedeldir diye boşuna söylememiş. Neden bir Türk’ün harcanıp heba edilmesi dünyanın mahvı anlamına gelir?

Neden terazinin bir kefesinde Türk, diğer kefesine dünya konulması mecburiyeti vardır? Çünkü dünyadaki milletler arasında kılıcı ve mavzeriyle Allah’ın emrinde mutlaka olduğunu; ama Allah’tan gayrısının emrini asla dinlemeyeceğini ve bu emrin ancak Resul-i Ekrem’in sünneti sayesinde yerine getirilebileceğini âleme vaktiyle ve vakitlice ilân eden millet Türk milletidir.

Allah’ın emrine itaatle millî vasıf kesp etmiş Türk haricinde bir millet yoktur. Bunun neden böyle olduğunu anlayabilmek için dikkatleri iki hususa çevirmek şarttır: Birincisi modernleşme denilen hadisenin Avrupa’da Türk tehdidi altında gerçekleşmiş olduğudur. Avrupa kapitalizmi her ne kadar mali imkânlar içinde doğup hayat bulduysa da, Avrupa kapitalizmini emzirip büyüten sütana kültürdür. Dikkatlerin çevrilmesi şart olan ikinci husus sermayenin teraküm ve temerküzünde üzeri kültür pürüzü sebebiyle kaplanmamış kapitalizme sahip çıkan yerin Amerika kıtası olduğudur. Modernleşme vara vara Türklük ve Amerikalılık kutuplaşmasında nihayet buldu.
 
“Ne sihirdir, ne keramet; el çabukluğu marifet” dediler. Osmanlı devlet ricalini modernleşme yolunda her şeyin marifet olduğuna ikna ettiler. Yine hiçbir şey oldubittiye getirilmedi, getirilemedi. Her şey kâfirlerin sinsi planları çerçevesinde oldu ve bitti. İşi her safhada para halletti. İşe askerî teşkilâtımızla başlayıp bunu yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Neticede Türkiye’ye askerle yapamadıkları her melaneti bankalar vasıtasıyla yaptılar. Oraya kadar geldiler ki, şimdilerde Türkiye’ye kendi varlığına sahip çıkma babında hiçbir bakımdan (ne hukuki, ne iktisadi) fırsat tanınmıyor. Artık Türkiye salahiyetini ne hat üzerinde ne de satıhta müdafaa imkânına sahiptir. Şahsen yıllar önce yazdıklarımla bir siperden söz ettiğimi vurgulamak ihtiyacı duymuştum. Şimdi kazılmasında benim de katkım olan o siperden eser yok. Siyasal İslâm o siperi mülkiyet hırsıyla, şöhret budalalığıyla, dolarlar, avrolar ve en son Soma’da cesetlerle tıka basa doldurup kapattı. Çaresiz miyiz?  Müslümanca yaşayabilmek, Müslümanca ölebilmek için tek çaremizin Türk olmağa münhasır kalması çaresizlik midir?

Halimize bakalım ve İslâm’ı zahir olanın dışında bir yerde aramayalım. İslâm dıştadır, iman içte. İmanın içte olması kimin mümin olduğunun meçhul olduğu manasına gelmediği şuuru bizi terfi ettirecektir. İman içtedir, yani bundan münafıkların niyetlerini saklayabilecekleri, “kol kırılır yen içinde” politikası güdebilecekleri manası çıkar. Belki bu girift haller sebebiyle gökdelenler mümin münkir ayrımında turnusol kağıdı vazifesi görüyor. Gökdelenler karşısında neyiz, ne oluyoruz, ne olmak istiyoruz? Bu sorgulamaya sırt çeviren helâk olmuştur. Agâh olmak üzerimize vazifedir. Hangi münasebetlerin hangi neticeleri doğuracağını bilmemenin insanı mesuliyetten muaf tuttuğu nerede görülmüş? İşte neyin gökdelenlerin selâmeti uğruna işlendiği gökdelenler kadar zâhir. Eğer bu vatan toprağın kara bağrında sıra dağlar gibi duranların idiyse gökdelenleri dikmek için bu vatanın sahiplerinin rızası olup olmadığını sual edenlerin enayiliği de zuhur ediyor.

 İsmet Özel, 17 Mayıs 2014

http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/Yazi.aspx?YID=1056&KID=52
Günün Diğer Haberleri
haber yazılımı